Gençlik Rehberi’ni bastıran Muhsin Alev Ağabeyin Ardından

YORUM | CEMİL TOKPINAR

19 Kasım 2019 Salıyı Çarşambaya bağlayan gece saat 04.00 civarında uyanmıştım. Telefonu elime aldım, acaba herhangi bir bildiri veya haber var mı diye bakarken Son Şahitlerden birisinin daha ruhunun ufkuna yürüdüğünü öğrendim.

Vefat eden kişi, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin talebelerinden Abdülmuhsin Alkonavî (Muhsin Alev) Ağabey idi. 1954 yılından beri Almanya’nın Berlin şehrinde yaşıyordu.

Hayalim 40 yıl öncesine gitti. Üstadın hatıralarını yok olup gitmekten kurtaran Necmeddin Şahiner’in Son Şahitler isimli çalışması Yeni Asya gazetesinde bölüm bölüm yayınlanmaya başlamıştı. Üstadı yakından tanıyan, ona talebe olmakla şereflenen hangi ağabeyin hatırasını okusam, “Ah bir görüp elini öpsem, tanışıp sohbet etsem” diye şiddetle arzu ediyordum. Eserlerde geçen adıyla Muhsin Alev Ağabey de bunlardan birisiydi.

O zaman 17 yaşındaydım. İlk gençlik yıllarımdı ve lisede okuyordum. Muhsin Ağabey ise Berlin’de yaşıyordu. O yıllardaki imkânlarla görüşmek neredeyse imkânsız gibi bir şeydi.

Ama dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşurmuş. 2003 yılının şiddetli bir kış günü Berlin’de bir kitap sergisi açılmış, okuyucularla sohbet edip kitap imzalamıştım. Akşam olunca dersaneye gitmiştik. O akşam aynı zamanda Risale-i Nur dersi varmış. Birer ikişer gelenlerle tanışmaya başlamıştım ki, derse gelenlerden birinin de Muhsin Ağabey olduğunu tanışınca öğrendim. Rabbime şükürler olsun, hatıralarını okuyup imrendiğim bir ağabeyi görmek nasip olmuştu.

1931’de Konya’da doğmuştu. O öyle bir gençti ki, daha 1944’lerde, yani 13 yaşındayken Zübeyir Gündüzalp gibi bir kahramanla Risale-i Nur hizmetlerine başlamıştı. 1948’de 17 yaşındayken Üstad ve talebelerinin Afyon Mahkemesine katılmıştı. Daha sonra İstanbul Üniversitesinin Edebiyat Fakültesinin Felsefe Bölümünde okumaya başlamıştı. 1951 yılında 20 yaşındayken Gençlik Rehberi’ni ilk kez matbaada 2000 adet bastırmış, bu sebeple meşhur İstanbul Mahkemesinde dava açılmıştı.

İşte çocukluğundan itibaren fırtınalar gibi esen bu Nur kahramanıyla birlikte Berlin’de ders halkasındaydım. Ne kadar ısrar ettiysek de dersi ona yaptıramadık. Benim okumamı istiyordu. Biz de, “Emir, edepten üstündür” kaidesine uyarak Mûcizât-ı Kur’aniye Risalesi olan 25. Söz’ün 2. Şule’sinin 2. Nur’unun 2. Nükte-i Belâgat’ından 2. Misali okuduk. Üstad burada Bakara Suresinin 164. Âyetinin tefsirî meâlini veriyordu. Haddim olmayarak biraz da Üstadın verdiği enfes mealin cazibesine kapılarak kısa açıklamalar yapıyordum. Muhsin Ağabey mütevazıyane dinliyor, bazen soru soruyor veya açıklamalarda bulunuyordu.

Ders bittikten sonra çay, sohbet ve hatıra faslı başlamıştı. Hatıraların içinde öyle muhteşem bir hatırası vardı ki, hepsine bedeldi. Şöyle demişti Muhsin Ağabey:

“Unutamadığım, asla unutamayacağım anlar Üstad’ımla birlikte geçen anlardı. Hele bir gün Afyon’da mahkemede koridorda bekliyorduk. Üstadım başını omzuma dayamıştı. İşte o günün, o anın lezzetini unutamam. Hayatımın bundan daha mesut bir hatırasını hatırlamıyorum.”

Muhsin Ağabey, Nur hizmetlerinde olduğu kadar pek çok mahkemede de Üstad Bediüzzaman’ın yanında bulundu. 1952 senesinde Üstad Bediüzzaman aleyhine açılan İstanbul Mahkemesinin diğer bir sanığı da Muhsin Alev’di. Kendisine yöneltilen suçlama ise, 1951 senesinde 2000 adet Gençlik Rehberi isimli risaleyi matbaada bastırmaktı.

Mezkûr yıllarda Üstad Bediüzzaman, gerek Gençlik Rehberi Mahkemesi, gerekse Samsun Mahkemesi için iki yıl üst üste iki defa İstanbul’a gelip, üçer ay kalmıştı. Muhsin Alev bu yıllarda İstanbul Üniversitesinde öğrenci olarak bulunuyordu.

1952’deki İstanbul Mahkemesinde Üstad Hazretleri çok serbest ve rahatça müdafasını yaptığı gibi, üç avukat da onu savunmuştu. Bu savunmalar Tarihçe-i Hayat isimli eserde bulunuyor.

Bu arada harçlığıyla 20 yaşında Gençlik Rehberi’ni ilk kez matbaada bastıran Muhsin Ağabey de mahkemede kendisini savundu. Kısaca şunları söyledi:

“Şark ve garbın eserlerini okudum. Daha sonra Risale-i Nur elime geçti. Bu eserlerden aklım, fikrim, ruhum ve kalbim son derece istifade etti. Risale-i Nur irade ve ahlâkım üzerinde mühim tesirler yaptı. Gençlik Rehberi’ni, gençlerin iman ve ahlâkını temin ve muhafaza yolunda büyük tesiri olması dolayısıyla, bir hizmet-i vataniye yapmak emeliyle bastırdım. Suç mahiyetini haiz bir şey görmedim.”

Neticede mahkeme beraat kararı veriyor. Önemli bir husus, Tek Parti döneminin üç mahkemesi olan Eskişehir, Denizli ve Afyon’da Üstad ve talebeleri aynı zamanda hapishanede tutukludurlar. İstanbul Mahkemesinde ise hiçbir tutuklu olmadığı gibi, baskı ve işkence de yoktur.

Muhsin Alev Ağabey, Berlin’de iken ismini ve soy ismini Abdülmuhsin Alkonavî şeklinde değiştirmişti. Hatıralarının büyük bir kısmı Son Şahitler’in 4. Cildinde yer almaktadır. Ayrıca internette yazılı ve görüntülü hatıralarını bulmak mümkündür.

Burada birkaç hatırasını aktarmak istiyorum:

“Necip Fazıl’ın Üstadı ziyareti” 

“Kâmil Öztürk ile birlikte Necip Fazıl Kısakürek’in yanına gidip geliyorduk. O yıllarda Necip Fazıl, Büyük Doğu faaliyetleriyle meşguldü. Necip Fazıl’la münasebetlerimiz devam ediyordu. Risale-i Nur’dan bazı parçaları Büyük Doğu mecmuasında neşrettiriyorduk.

“Üstad İstanbul’a gelince sanki bütün İstanbul halkı Akşehir Palas Oteline boşaldı. Her gün yüzlerce insan Üstadı ziyaret ediyordu. Bu arada birçok tanınmış zevat da bu ziyaretçiler arasındaydı. Necip Fazıl da Üstadı ziyarete gelmişti. Üstad, kendisini alaka ile karşıladı. Bir sandalyeye oturttu.

“Necip Fazıl, kendisinin yanına gelip giden gençleri Üstad Bediüzzaman’ın yanında ve hizmetinde görünce (ben tahmin ediyorum) üzülmüş olacak ki, Üstad kendisine:

“Üzülme! Üzülme! Ben Doğucuları, Risale-i Nur talebesi olarak kabul ettim. Ben seni Risale-i   Nur’a yirmi senelik hizmet yapmış olarak kabul ediyorum.’ dedi.

“Yine Necip Fazıl’la olan görüşme sırasında Üstad’ın şöyle dediğini hatırlıyorum.

“Biz bir ağacın meyveleriyiz. Aramızda ayrılık gayrılık yoktur. Ders almak ve kaynak bakımından aynı yere gidiyoruz.’

“Üstad Akşehir Palas Otelinden sonra, Fatih’teki Reşadiye Otelinde kalmaya başladı. Burada da çok ziyaretçiler gelmişti. Bunlardan birisi de Osman Yüksel Serdengeçti idi. Osman Yüksel’e şöyle demişti:

“Seni oğlum gibi kabul ediyorum. Oğlum olsaydı senin ismini koyardım. Yazılarında şahıslarla, bilhassa menfî şahıslarla uğraşma.”

“Sokrat intihara mahkûm edildi”

Muhsin Alev’in felsefe konularında da Üstadı ile konuştuğu olmuştu. Bununla ilgili de hatıraları vardı. Bir gün Üstad Bediüzzaman’la ders esnasında bahis Sokrat’tan açılmıştı. Muhsin Alev, Sokrat’ın zehir içerek intihar ettiğini söyleyince, Bediüzzaman, Sokrat’ın intihar ettiğini kabul etmeyerek, şu cevabı veriyor:

“Nasıl intihar edebilir? İntihar etmedi, mahkûm edildi… Zehir içmeye mahkûm edildi. Neticede zehir içirilerek öldürüldü. İntihar etmek günahtır. İntihar eden, büyük katil olur.”

“İstanbul’un fethinin 500. yıldönümünde” 

“1953 senesinde İstanbul’un 500. Fetih yıldönümünde, Fatih Camii avlusunda yapılan merasimlere Üstad da iştirak etti. Tribünlerden bayramı takip etti. İlk defa hazırlanan ve gösterilere çıkan mehter takımını sevinçle seyretti. Mehterden memnuniyetini ve mesruriyetini izhar etti.

“Tarihçe-i  Hayat’taki, Tiflis’te Şeyh Sanan Tepesinde Rus polisiyle aralarında geçen konuşma bahsolundu. Ben içimden  oralara gitmeyi çok arzu ediyordum. Bu arzumu Üstad hissetti. Bana hemen cevap verdi:

“Hayır, sen oraya gitmeyeceksin. Seni Tiflis’e göndermeyeceğim. Oraya Sungur gidecek. Sungur’u göndereceğim. Sungur, Tiflis’e gidip benim medresemi açacak!”

“Nur Âleminin Bir Anahtarı’nın yazılması” 

“İstanbul’da 1953 senesi baharında en son eseri Nur Âleminin Bir Anahtarı’nı telif edip bitirmişti.

“Bu eserine bir isim koymak istiyordu. Bize ders vermek ve hem de istişârenin ehemmiyetini bildirmek için bize sordu, istişâre yaptı. Neticede ‘Nur Âleminin Bir Anahtarı’ isminde karar kılındı ve esere bu isim verildi. Bu risale aynı zamanda Üstad’ın yazdığı en son kitap oldu.

  “İman hizmeti ve Kur’ân hizmeti” 

“İstanbul’da bir bayram günü Üstad, Gönenli Mehmed Efendinin evine bayramlaşmaya gitti. Gönenli evinde yoktu. Üstad, kapıdan selâm ve bir not bıraktı. Gönenli’ye hitaben, ‘Kardeşim, siz olmasaydınız. Kur’ân hizmetini biz yapacaktık. Biz iman hizmetini yapıyoruz, siz de Kur’ân hizmetini yapıyorsunuz’ diyordu.”

2 YORUMLAR

  1. Hcm.tarihe not düsen bu yazinizı da ilgi ile okudum.Allah razı olsun.Başta Üstadımız olmak üzere Muhsin ağabey ve Üstadimızın merhum taleberinin de ruhu şad makamları Firdevs olsun inşaallah.Amin.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin