Gelişine vurmak!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Bir futbol tabiridir, ilgilileri çok iyi bilir; gelişine vurmak.

Şöyle tanımlamak mümkün: Bir şekilde size atılan topa Yaradana sığınıp abanmak!

Artık gol mü olur, dağlara taşlara mı yollarsınız Allah bilir!

Türkiye’nin hemen her alandaki durumunu bu kavram kadar güzel izah eden bir örnek olamaz kanaatindeyim.

BU YAZIYI YOUTUBE’DA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Örneğin bugün pek çok kimsenin merakla beklediği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı var.

Sanki bir para politikamız varmış gibi, bir kurul var toplanacak ve faiz kararı alacak, ülkenin döviz, faiz, enflasyon gibi rakamları buna göre belirlenecekmiş.

Bizzat Saray’ın bültenciliğini yapan Anadolu Ajansı araştırma yapmış. Şöyle ki: 21 ekonomistin katılımıyla yapılan ankette politika faizindeki değişikliğe ilişkin beklentilerinin medyanı 100 baz puan indirim yönünde gerçekleşti. PPK faiz kararına yönelik yapılan anketin sonuçlarına göre, 2 ekonomist 150 baz puan, 13 ekonomist 100 baz puan, 5 ekonomist 50 baz puan, 1 ekonomist 25 baz puan politika faizinin düşürüleceği yönünde görüş bildirdi.

Görüldüğü üzere oranın sabit tutulacağına bile inanan bir ekonomist yok.

Oysa bu tür kararların Erdoğan’ın gelişine vurmasıyla ilgili olduğunun herkes farkında. Perşembe günü yapılacak olan kurul toplantısı öncesinde, Erdoğan bir akrabası ya da dostuyla çay içerken, “Yahu reis bu ay pas geçsen” dese ve Erdoğan buna ikna olsa, bir telefona bakar PPK’nın faizi sabit tutması.

Biliyorsunuz, Tayyip Erdoğan alışveriş yaptığı marketin fiyatlarını uygun görünce “Açın bundan biner tane” diyebiliyor ve bir anda politikaya dönüşüyor o emir.

Başkanlık sisteminden anladığımız bu bizim.

Erdoğan’ın o gün kafasına uyuyorsa ülke politikası oluveriyor.

Tanzim satış mağazaları bir ara öyleydi. Keza soğan satıcılarının terör örgütü üyesi olması da aynı politikaların neticesiydi hatırlayacaksınız.

Hiçbir yazılı kanuna uyulmayan, paşa gönül kriterlerine göre günübirlik kararlarla yönetilen ülkede faizi bin puan indirseniz ne yazar, çıkarsanız ne?

El yordamıyla karanlıkta sürünerek ilerleyen bir yaralı sırtlana dönüşen ülke, sadece nefret soluyarak ilerlediğini zannediyor.

Ve zannediliyor ki, ülkenin hali yanlışlıklardan dolayı perişanlaşmış.

Hayır, ülke bir kişinin, üstelik kurnaz ve art niyetli tüccarlığı ideoloji haline getirmiş ferd-i vahidin iki dudağı arasına sıkıştığı için, dünyanın en iyi sistemini bile getirip yürürlüğe soksanız bir işe yaramaz, yaramayacaktır.

Bakın şu haber önceki gün yayınlandı:

Düşünsenize, peşin paranız var ve araba almak istiyor, paranızı da peşin veriyorsunuz. Buna rağmen o paraya o aracı almanız garanti değil. Satıcı elinde zaten hazırda araç olmadığını ve ancak geldiği zamanki fiyattan size satabileceğini söylüyor.

Satıcı da gelişine vuruyor anlayacağınız.

Sadece para ya da otomobil alanında değil bu belirsizlik ve kimsenin hiçbir şeyden emin olmadığı sistem. Tayyip Erdoğan isterse, haftayı 8 güne çıkarır, Başakşehir’i şampiyon ilân eder, Mehmet Barlas’a da Yalaka Nobel ödülü verebilir. Kimsenin de gıkı çıkmaz arkadaş.

Şimdi söyleyin bakalım.

Böyle bir ülkede dikiş tutar mı?

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

2 YORUMLAR

  1. Türkiye dolarlaşıyor. Lira siliniyor. Türkiye bir şirket ise düşük bir dolar bedeli karşılığında satın alınmaktadır. Fiyatı düşmüş bir şirket gibi ucuza kapanın yanına kar kalmaktadır. Bir mal satın almak istersen türkiyeden onu çok ucuza temin edebilirsin. Türkler batının ucuz iş güçleri olarak dünyanın hizmetinde olacaklar. Türklere layık görülen yaşam standartı açlık seviyesinde hayatlarını sürdürebilme noktasıdır. Bir çeşit hizmetkar bir millet. Batıya, dünyaya hizmet eden millet. Hani ne oldu o milli duygulara? Nefis biraz kırıldı mı? Üstünntürk düşüncesi biraz kırıldı mı? Dünyayı fetih falan duygular kırıldı mı? Bana kızmayın, bunu insanlara peşinden gittikleri liderleri yapmaktadır. Müslümanlara uygun gördüğü seviye bu. Yani kuru ekmek, peynir, domates yiyip hayatta kalmayı başaracaksın ki sonra gidip batılılara hizmet edebilesin. Yani açlıktan ölürmüyüm diye korkmaya gerek yok, sahipler açlıktan ölmeni istemiyor, batılılar da ölmeni istemiyor. Hayatta kalmanı istiyorlar çünkü onlara lazımsın. Onlara ihtiyaçları olan örneğin mobilyayı kuru ekmek, peynir fiyatına üretmelerini istiyorlar. Batı senin kahvaltında bir kuru ekmek, peynir, öğle yemeğinde makarna, çorba, akşam yemeğinde patates yemeğini karşılayarak bir nevi seni çalıştırmaktadır. Aynı yemekleri çocuklarına da yetecek kadar yedirebilirsin. İnsani yaşamın diğer kriterleri ise karşılanmamaktadır. Elin batılısı senin hayat standartlarını niye düşünsün. Senin düşük standartlı şirket devletin ile anlaşma yapmaktadır. Şirket devlet ise seni ne öldürecek ne yaşatacak kadar hayatta tutuyor. Sesini çıkarana ise nankör diyor çünkü sana ve ailene ekmek yiyebileceğin bir iş vermiş. Daha ne istiyorsun diyor. Devletin bütün gücünü bir adama veren kimdi? Bütün kontrol mekanizmaları sırf liderleri daha hızlı iş yapsın diye kaldıranlar kimdi? Hukuk ve güven duygusu çiğnenirken liderlerini çılgınca alkışlayanlar kimlerdi? İnsanların malları devletleştirilirken bayılanlar kimlerdi? Al işte devletleştirilmiş şirketlerde çalışıyorsun artık. Bağımsızlıkları ellerinden alınan, tamamen devlet kontrolüne geçen şirketlerde çalışmak çok eğlencili olmalıdır. Yıllarca alkışladığınız liderin bütün hedeflerini bir bir alkışlayanlar kimdi? Bütün bunlar yaşanırken, bunlar yaşanmamış gibi davranan ve sadece oh olsun diyenler şimdi kuru ekmek ile yaşarken de hala oh olsun diyebiliyor mu? Herkes meseleyi hoca ile tayyip arasında sandı. Halbuki sorun tayyip ile devlet, tayyip ile millet arasındaydı. Ama kimse kendine birşey kondurmak istemedi. “Benimle ne sorunu olacak canım, sorunu hocayla. Yav aslında araları da iyiydi, ne oldu?” diyenlere, ne oldu hala tayyip ile aranız iyi mi demek istiyorum.

  2. Bence dikiş tutar, çünkü Erdoğan bilimsel yaklaşıyor sayın Hazır.

    Mesela, tarihte böyle gelişine vurunca neler olmuş, bilgileniyor ve hatta şimdi yaşayarak görüyor en yakınımızdaki Venezuella da.

    Ne oldu Venezuella da? Bir yönüyle hiç birşey. Maduro yerinde. Venezuellanın parası pul.

    Enflasyon Venezuella da yüzde 5500.

    Erdoğan eminim Maduroyu, Venezuellayı kıskanıyordur.

    Neden bu kadar kızıyor ki toplum, bak Venezuellaya, enflasyon yüzde 5500, siz daha yüzde 50 ye kızıyorsunuz.

    Demekki dolar 11 değil, 21 de olsa Türkiye de Erdoğan yerinde duracak.

    Bu dikiş her zaman tutar bu nedenle Sevgili Hazar.

    Terzi Erdoğan olduğu müddetçe, yamuk yumukta olsa, heryırtığı kapatacak bir dikiş türü bulur Erdoğan.

    Ne olur enfazla?

    Venezuellayı 3 milyon terk etti, kalabalıklar halinde, başka ülkelere vs.

    Erdoğan onu göze altı ve hatta istiyordurda. Kendine oy vermeyecek 3 milyonluk kitle imkanı bulup gidecektir zaten ülkeden.

    Kalanlar peki?

    Kalanlar, Maduronun ülkesinde kalanlar ne ise o. Hiç duyuyor görüyor muyuz etrafta. Üç beş haber okadar. Türk halkı da öyle olur.

    Erdoğan, diktatörlük tarihinin, bu konuda verilerin, bilimin ışığında adımlarını atıyor.

    Toplumun nereye kadar dayanacağını biliyor.

    Bizim gibi yiğit bir milletin Venezuelladan eksiği olmayacağına göre, yüzde 5500 değil, alimAllah yüzde 10 bin enflasyon ada dayanırız.

    2. Dünya savaşı Almanyasında enflasyon yüzde 1 milyondu.

    Bak bu da ayrı veri.

    Erdoğan, bu artışların hiçbirisinin kendisini yıkmayacağını biliyor. O nedenle, gelişine bile vurmuyor.

    Emin olmamakla,torununa soruyor, bu sefer onun gönlü olsun diye, o nederse yapın deyip, çoçuğu gönülseyerek oranı belirliyordur, ama PPK ya sormadığından eminim.

    Suayısı için bir tanım varya hani, eksi 200 lerde dayanan, radyasyondan etkilenleyen, artı 200 derece sıcaklıkta bile ölmeyen vs..
    Radyasyona, sıcağa soğuğa dayanmayan bir canlı olarak tanımlanır.

    İnsanda öyle..

    Erdoğanla birlikte TÜRK İNSANI yeniden tanımlanıyor..

    Türk insanı, şu anki haliyle, cebinde para yokken ve kredi borcu zirvelerde ve işsizken, yüzde 50 enflasyona, 500 milyar dış borca dayanabilen bir varlık görüntüsü siliyor.

    Ve dünya lideri olduğumuz için, elbet bu kırılma indisimiz, ergime noktamız, donma noktamız bilmem ne noktamız Venezuelladan daha da yüksek çıkacak.

    Erdoğanda buna güveniyor..

    Yeni dünya liderliğine doğru adım adım ilerliyoruz..

    Gelişine değil, bilimine vuruş bu…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin