Gaspçı bir çetenin şeytani planları

YORUM | Av. MEHMET TAHSİN 

Halihazırda kayyım sıfatıyla yönettiği 44 bin 500 çalışanı olan 800’den fazla şirkete sahip Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF), Türkiye’nin en büyük holdingine dönüşmüş durumda.

Tamamı Gülen Cemaati’ne yakınlık iddiasıyla soruşturma kapsamına alınan bu şirketlerin bir kısmına düzmece raporlarla, (15 Temmuz sonrasında ise böyle bir rapora dahi gerek duymadan) bir sulh ceza hâkimi kararıyla el konuldu. Çoğunun sahipleri ya hapse atıldı ya da yurtdışına çıkmak zorunda bırakıldı.

TMSF başkanı Muhittin Gülal’ın haberlerine yandaş medyada sıklıkla şahit oluyoruz. Bütün haberlerde, sanki bunca mal varlığı babadan kalma ya da kendi alın teriyle kazanmışçasına patronluk taslamakta.

Kiminde kayyımı olduğu şirketlerin kasasından okullar yaptırıp devlete bağışlıyor, kiminde sazlı sözlü, dansözlü kutlama gecelerinde boy gösteriyor, kiminde ise sahiplerinden gasp edilen şirketleri nasıl büyüttüklerini anlatıyor.

Aslında büyüme filan yok, amaç bu şirketlerden para edenleri satıp yemek.

TMSF’nin yönettiği 8 şirketin “Türkiye’nin 500 büyük sanayi şirketi” arasına girdiği haberleri de gerçeği yansıtmıyor. Zaten o şirketler eskiden beri ilk 500’de olduğu gibi TMSF’den önce daha iyi durumda oldukları İSO kayıtlarından açıkça görülüyor.

TMSF Başkanı Gülal, birkaç gün önce Koza Altın’ın Varlık fonuna devredileceğini, diğerlerinin de satılacağını açıklamış. İhtimal ki yok pahasına satılacak bu şirketlerin alıcıları da çoktan bellidir.

Görünen o ki bir gün Türkiye’ye hukuk geri dönse bile bu gidişle ortada şirket filan kalmayacak. Zaten yüzlerce şirket yönetilmediği için kapatıldı, mal varlıkları hazineye devredildi. 

Bu şirketlerin ortaklarının pek çoğunun şirket harici şahsi mal varlıklarına da kayyım atandı. Halbuki kayyım atamaya gerekçe gösterilen kanun maddesi CMK 133’ün başında “Şirket yönetimi için kayyım tayini” yazıyor ama dinleyen kim.

TMSF kayıtlarına göre bu şekilde 113 kişinin şahsi malvarlığına da kayyım atanmış durumda. Sözgelimi babanızdan kalma bir eviniz var. Bunu kiraya vermek isteseniz bile veremiyorsunuz. Çünkü şahsınıza atanan kayyım izin vermiyor. O isterse satıp ya da kiraya verip elde ettiği parayı dilediği gibi tasarruf ediyor, size de hesap vermiyor. Tutun ki kayyım öncesinde kiraya vermiştiniz; bu defa kirayı siz alamıyorsunuz. Kayyım alıyor ve o parayı dilediği gibi harcıyor. Yargı önünde hakkınızı aramak için avukat bile tutamıyorsunuz, tuttuğunuz avukatlar kayyım tarafından azlediliyor!

Yani, malın sahibisiniz ama mal üzerinde hiçbir tasarrufunuz yok. Sizin yerinize bilmem kaç yıldır devlet memurluğu yapan, çoğu o güne kadar kendi adına hiç şirket kurup yönetmemiş birileri tasarruf ediyor. Şirket adına kredi alıyor. Bağışlar yapıyor. Satılması gerekiyorsa satıyor. Siz malın gerçek sahibi olarak ne olup bittiğini asla öğrenemiyorsunuz. Bilgi talep ediyorsunuz, kimse sizi muhatap alıp bilgi dahi vermiyor.

ŞEYTANIN AKLINA GELMEYECEK KUMPASLAR

Bir gün bu şirketler sahiplerine iade edilebilir mi? Hukuk geri dönerse -ki mutlaka dönecek- elbette iade edilir. Ancak bu gaspçı çete, kendince buna karşı da bir tedbir almış: Yüksek vergi cezaları!

Örneğin Kaynak Holding, Feza Gazetecilik gibi şirketlere atanan kayyımlar, önceki dönemlerle ilgili vergi incelemesi yaptırmış. İnceleme sonunda eski ortaklara astronomik cezalar kesilmiş ve kayyımlar tarafından bu cezaların hiçbirine itiraz edilmeyip kesinleşmeleri sağlanmış. O dönemdeki ortak-yönetim kurulu üyelerinin, vergi cezaları yüzünden bütün mal varlıkları haczedilmiş. Şimdi sıra gelmiş vergi cezalarını ödemek bahanesiyle eski ortakların şahsi mallarını satmaya. Gerekçesi de hazır; ödenemeyen vergi cezaları bu şekilde ödenecek! 

Diyelim ki satacak bir şey yok, vergi borçları da ödenemedi. 

Elbet bir gün bu şirketler sahiplerine geri verilecek. Ve devlet büyük tazminat ödemelriyle karşı karşıya kalacak. O gün geldiğinde de “sizin şu kadar vergi borcunuz var” diyebilmek ve tazminatı ödememek için yapılan ucuz esnaf numaraları. 

HESAP GÜNÜ ELBET GELECEK

Normalde şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin sorumlulukları vardır. Kayyımlar da yönetim kurulu üyesi olarak görevlendirildikleri için, yaptıkları işlemlerden aynı şekilde sorumlu olmaları gerekiyor. Ancak Saray onlar için de bir güzellik yapıp, yasaları değiştirdi, yetmedi KHK’larla bu sorumlulukları görünürde kaldırdı.

Bu ne kadar işe yarayacak ileride göreceğiz. 12 Eylül darbecileri de kendilerini korumak için anayasaya özel madde koydurmuşlardı ama faydası olmadı. Ahir ömürlerinde de olsa yargılanmaktan kurtulamadılar. 

Şu anki konjonktürde bu çeteye hesap sormak çok kolay görünmüyor. Ama rejimin çöktüğü gün çok ağır bir fatura onları bekliyor. Zira mülkiyet hakkı hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hem de Türkiye’nin de kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle teminat altına alınmıştır. Hukuk geri döndüğünde uğranılan tüm zararlar tazmin edilecektir. 

Bu yüzden bu dönemin mağdurları yapılanları her hâlükârda kayıt altına almalı, resmi kurumlar nezdinde yapabileceği her türlü başvuruyu yapmalı, meydanı boş bırakmamalı. 

Bu konuda Akın İpek’in verdiği mücadele tarihe geçiyor. Açtığı bir internet sitesinde bu çetenin ipliğini pazara çıkarmış. Gelecekteki yargılamalar için epey malzeme biriktirmiş. 

Bırakın sonrasını onlar düşünsün.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin