Firavunlar’ın mega projeleri

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Firavun’un bir iddiası, bir hüsnü kuruntusu vardı: Her şeye gücü yeten, istediğini yaşatan, istediğini öldüren, istediğine zenginlik veren istediğinin malına çöken, herkesin kendisine muhtaç olduğu, onun kimseye muhtaç olmadığı anlı şanlı Firavun ölüme mi yenilecekti. Bir gün sıradan insanlar gibi ölecek ve zamanla unutulacak mıydı?

On binlerce köle, ölümsüzlük arzusundaki firavunun arzusunu yerine getirmek için devasa piramitleri inşa etmeye mecbur edilmişti. Firavun en azından ölümsüzlüğü böyle bulabilir, piramitler orada durduğu müddetçe unutulmamayı başarabilirdi. Hiç değilse ölümsüzlüğü böyle yakalayacaktı.

Tıpkı Nemrut gibi, Nemrut’un da gücü her şeye yetiyordu ama o da ölüme çare bulamıyordu. Her şeye hükmeden Nemrut basit sıradan insanlar gibi ölecek miydi? Ölecek ve zamanla unutulacak. O da yakınlarındaki en yüksek tepeye tanrıların(!) yanına devasa heykelini dikti.

Kendine aşık her diktatör, her tiran ölmeyi kendine yakıştıramamış hiç olmazsa, yeryüzüne değiştirilmeyecek çentikler atarak ölümsüzlüğü bulmayı denemiştir. İnsandaki ölümsüzlük isteği, yeryüzünde her zaman var olma arzusu, herkes tarafından sena edilip, anılma beklentisi güç simsarlarının en büyük arzusu olmuştu.

Recep T. Erdoğan’ın İstanbul’a yeni bir boğaz inşa etme takıntısını tetikleyen şeyin tam da bu düşünce olduğu kanaatindeyim. Coğrafyaya imza atma, yeryüzünü değiştirerek dünya durdukça isminin anılmasını sağlama arzusu. Her gelen nesil vay be diyecek!

Çamlıca’da hiçbir ihtiyaç olmamasına rağmen inşa edilen devasa camiyi, ve yine ihtiyaç olmamasına rağmen herkesin muhalefetine rağmen üçüncü havalimanını yaptırması da bu düşüncenin birer yansımaları.

Dünyanın en güzel havalimanlarından birisini yok edip, başka bir havalimanı inşaa etmedeki temel güdü ‘en büyüğünü ben yaptım, nasıl devasa bir şey inşa ettiğimi görün ve beni takdir edin’ düşüncesiydi. En büyük, dünyanın en büyüklerinden, kim yaptırdı ben yaptırdım, ben yeryüzünde bir şeyleri değiştirebilecek güç ve kudrete sahibim.

Oysa Atatürk Havalimanının hemen arkasında bulunan Hava Harp Okulu arazisinden 600 dönüm Atatürk Havalimanına eklenmesi halinde gelecek onlarca yıl da ihtiyacı karşılayabilecekti.  Ama böyle yapsa onun ismi hiçbir zaman anılmayacak, tarihe altın harflerle yazılamayacaktı! Milletin cebinden kendi ismi için on milyarlarca dolar harcadı. Firavunun kendine insanın gücünü kat be kat aşan piramit yapması gibi.

Çamlıca Camii’nin yapımı da böyle bir şeydi. Sülaymaniye’yi, Sultanahmet’i gölgede bırakacak kadar büyük ve herkesin görebileceği kadar yüksek bir tepede. Ben sultan Süleyman’dan da Ahmet Sultan’dan da daha büyüğünü yaparım. Ah şartlar biraz müsait olsaydı da camiinin ismini Recep T. Erdoğan koyabilseydi, cami minarelerin arasında uzanan ve kendisine teşekkür edilen bir mahya yanabilseydi. Hatta o mahya hiçbir zaman indirilmeseydi. Bence Kanal İstanbul projesinin temel saiki de işte budur.

Bu coğrafyanın gözbebeği olan bir yerde yani İstanbul’da yeni bir boğaz açmak nedir düşünebiliyor musunuz? Yeryüzü var oldukça isminin anılmasına sebep olacak devasa bir çentik atmadır.

Milletin cebinden böyle bir para harcamaya gerek var mı, ekonomik mi? Bunun cevabını herkes hem ekonomik değil hem de son derece gereksiz, hem de riskli diye cevaplıyor. Ama piramit ne kadar büyük olursa tarih benimle ilgili o kadar çok anma yapar diye düşünüyor.

Bunları yazarken oradaki imar hırsızlığını, arsa spekülasyonlarını, bu sayede vurulacak milyarlarca doları tabi ki unutmuş, göz ardı etmiş değilim. Boğazın kenarında bir yalının fiyatının on milyonlarca dolar ettiğini düşünürsek, yeni boğaza yapılacak yalılardan, evlerden, konaklardan, binalardan nasıl korkunç paralar kazanmayı hesap ettiğini de biliyorum. Ormanların, meraların, tarım alanlarının imara açılmasını, Sudan ucuz alınan arsaların nasıl büyük paralara satılacağını elbette görmezden gelmiyorum.

Ama yine de diyorum ki Recep T. Erdoğan’ı domine eden şey Keops’u domine eden şeyle aynı duygu.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin