Evde i’tikâf yapılır mı?

YORUM | CEMİL TOKPINAR

Önce uzun uzun yazarak sizi merak içinde bırakıp sonra da soruyu cevaplayacak değilim.

Başlıktaki soruyu hemen cevaplıyorum:

Evet, evde i’tikâf yapılır.

Niçin?

Çünkü bu sene salgın hastalıktan dolayı camilerde i’tikâf yapılamıyor.

Bunun için evin bir odası mescit hâline getirilip tıpkı camideymiş gibi i’tikâfın şartlarına uyarak yapılması gereken ibadetler burada yerine getirilir.

Elbette camide yapmak daha güzeldir, daha faziletlidir.

Ancak bu sene hastalıktan dolayı zaruret vardır.

Faydalı ve faziletli bir şey tamamen yapılamazsa tamamen bırakmak doğru değildir.

Bu yüzden i’tikâf ibadetinden ne kadar istifade edebilirsek o kadar kârdır.

Bu yıl evlerinde i’tikâfa girmek isteyen kardeşlerimiz Ramazan’ın son on gününün başlangıcı olan 13 Mayıs Çarşambayı 14 Mayıs Perşembeye bağlayan akşamdan itibaren bu güzel ibadete başlayabilirler.

Genel anlamda i’tikâf nedir?

Bilhassa Ramazan’ın son on gününde Allah’ın evi kabul edilen camiye çekilip, zarurî ihtiyaçların dışında sürekli ibadetle meşgul olmak demek olan i’tikâf, ezelî ve ebedî dostumuz olan Rabbimizle baş başa olmak, adeta Onunla sohbet etmek, Ona derdini dökmek, Ona aşkını ve bağlılığını ilan etmek demektir. Hiçbir dostluk, Cenab-ı Hakk’ın dostluğu kadar tatlı, lezzetli, hayırlı ve bereketli olamaz.

İ’tikâfta sürekli zikir, fikir, şükürle meşgul olan, Kur’an, oruç, tesbih, salâvat, dua ve namazla zamanını ebedileştiren kişi, kendisini Rabbinden uzaklaştıran günahlardan, kötü düşüncelerden arınarak, adeta melekleşir ve yüceler yücesine terakki eder. Çünkü kendisini Rabbiyle beraber olmaktan alıkoyan her şeyden alakasını kesmekte, akıl, kalp, ruh gibi manevî; göz, kulak, dil gibi maddî duygularıyla Allah’a yönelmekte ve Onun rızasını kazanmak için çırpınmaktadır.

İ’tikâf Müekked Sünnettir

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye hicret ettikten sonra her yıl Ramazan’ın son on gününü Mescid-i Nebevî’de i’tikâfla geçirirdi. Vefatından sonra da mübarek hanımları onun bu sünnetini sürdürerek i’tikâfa devam etmişlerdir.

İ’tikâfın sahih olması için bazı şartlar vardır. İ’tikâf yapan kimsenin Müslüman, akıllı, temiz olması ve i’tikâfa niyet etmesi gerekir. İ’tikâf, normal zamanlarda ve bir engel yoksa beş vakit namaz kılınan bir camide yapılmalıdır. Büyük camilerde yapılması faziletlidir. Kadınlar, kendi evlerinde mescit edinecekleri bir odada i’tikâfa girebilirler.

Ancak bu sene camilerde yapmak mümkün olmadığından evde yapılabilir.

Tam ve mükemmel bir i’tikâf, Ramazan’ın son on günü boyunca yapılmalıdır. Ancak fıkıh âlimleri bir gün, hatta bir saat veya birkaç dakika bile i’tikâf yapılabileceğini belirtmişlerdir. Buna göre i’tikâf niyetiyle camiye giren kişi, akşam namazını cemaatle kılıp yatsıya kadar namaz, dua ve Kur’an’la meşgul olarak bu muhteşem sevap deryasından hissesiz kalmamış olur. Dileyen böyle bir i’tikâfı senenin farklı günlerinde, ne zaman müsaitse yapabilir. Böylece camide, birkaç dakikadan tutun birkaç güne kadar farklı sürelerde kalıp bütün varlığıyla Rabbine yönelebilir. Bunu hatırlatmak için bazı camilerin kapılarında Arapça, “Neveytü’l-i’tikâf” yani “İ’tikâfa niyet ettim” ifadesi yazılıdır.

Böylece dünyanın farklı ülkelerinde eğer camiler vakit namazlarında açılıyorsa, sosyal mesafe ve diğer şartlara dikkat ederek kısa süreli i’tikâf yapılabilir.

Biz burada özellikle Ramazan’ın son on gününde yapılan i’tikâfın meziyetlerinden, güzelliklerinden, kişiye kazandırdığı faziletlerden bahsetmek istiyoruz. Hiç şüphesiz kısa süreli diğer i’tikâflar da bu büyük manadan hissedardır. 

İ’tikâfa giren Allah’ın misafiridir

İ’tikâfa giren kişi sonsuz merhamet ve ikram sahibi Cenab-ı Hakk’ın misafiridir. Misafirlerine ikram edenlerin en hayırlısı olan Rabbimiz, Kendisine yönelen kuluna elbette ihsanlarda bulunacak, dualarına cevap verecek, onu hidayet ve başarıyla şenlendirecek, dünyasını ve ahiretini mamur edecektir. Çünkü i’tikâfa giren kişi, bir ihtiyacı ve arzusu için büyük bir zatın kapısında oturup “İhtiyacımı yerine getirmedikçe buradan ayrılıp gitmem” diye yalvaran kimseye benzer ki, Allah’a sığınmış, “Ya Rabbi, beni affedip kulluğuna kabul etmedikçe buradan ayrılıp gitmem” demektedir.

İ’tikâf yapılan yer öylesine temiz ve feyizli bir yerdir ki, orada kişiyi Rabbinden ve uhrevî düşüncelerden ayıracak meşguliyetler yoktur. Mümin, radyo, televizyon, gazete, dergi, sosyal medya gibi şeylerden uzak; dedikodu, gıybet, yalan, boş sohbet gibi günahlardan arınmış; lüzumsuz ve israfa varan yiyecek ve içeceklerden elini çekmiş bir vaziyette sadece ama sadece Rabbine yönelmekte, ibadetle yücelmektedir.

Tasavvufta nefsi kötülüklerden arındırmak, kalbi safileştirip terbiye etmek ve ruhu yüceltmek için uygulanan halvet, çile, uzlet ve riyazet gibi usuller, bir mürşidin rehberliğinde yapılan i’tikâfın geliştirilmiş bir şeklidir. Bu esnada mürid, zarurî ihtiyaçları dışında dünya ile alâkasını keser, yeme, içme, konuşma ve uyumayı en aza indirir, sürekli zikir, fikir ve şükürle meşgul olur. 

Günümüzde sosyal hayatın çok yoğun meşguliyetleri içinde uzun bir süre arınma ve yücelme sürecine girmekte zorlanan Müslümanlar, hiç değilse i’tikâfla bir sporcunun kampa girip idman yapması gibi kendilerini geliştirmelidirler.

İ’tikâfta Neler Yapılmalı?

İ’tikâf namaz, oruç, Kur’an okuma, tefekkür, dua ve zikir gibi bütün ibadetleri içine alan kapsamlı bir ibadettir. Bu süreçteki ibadetler çeşitlilik bakımından zengin olduğu kadar kalitesi, niteliği ve derinliği bakımından da muhteşemdir. Namazlar daha huşûlu, oruçlar daha kaliteli, Kur’an okumak daha anlamlı, zikirler daha içten, dualar daha derinlikli ve feyizlidir.

İ’tikâfta bulunan kişi beş vakit namazını huşû ile kılar. Bir işe yetişmek, bir görevi üstlenmek gibi kaygılar taşımadığı için namazını aceleye getirmeden, gayet sakin, huzurlu, huşûlu bir şekilde eda eder. 

Ayrıca namaz bahçesinin rengârenk gülleri olan nafile namazları keşf eder. Her birinin ayrı bir rengi, farklı bir kokusu olan işrak, kuşluk, evvâbîn, teravih, teheccüd, tesbih, hacet, istihare, tevbe namazlarıyla tanışır, zaten biliyorsa sürekli kılmak için gayrete girmiş olur. 

İ’tikâf, namazı devamlı huşû ile kılmak için öğrendiklerimizi uygulama imkânı verir. Namazdaki her rüknün manasını kavrayan kişi, okuduğu sure ve duaların da anlamına çalışarak sanki Rabbini görür gibi namaz kılarak “ihsan” makamına ulaşır. Her davranışını “Rabbi tarafından her an görüldüğü” şuuruyla yapar. Camide yalnız olmadığını, her şeyin Yaratıcısı olan Rabbiyle birlikte olduğunu düşünür, sadece Ona yönelir.

Kur’an Anlamıyla Okunmalı

İ’tikâfta, yüce kitabımız hem orijinalinden, hem de mealinden okunmalıdır. Eğer Arapça bilgimiz varsa okurken anlamları üzerinde düşünmek, hatta notlar almak; anlamını çıkaramıyorsak mealinden okuyarak Kur’an’la dostluk ve ünsiyet kurmak gerekir.

Acaba inandığımız kitapta neler var? Biz nelere inanıyoruz? Uğruna canımızı feda etmekten çekinmeyeceğimiz bu güzide kitap nelerden bahsediyor?

Kur’an okurken belki de ilk kez duyduğumuz veya anlamı üzerinde bugüne kadar fazlaca düşünmediğimiz çarpıcı ayetleri not etmek, hatta bir kısmını ezberlemek mümkündür. Böylece Peygamberimiz (s.a.v.) Hira-i Nur’da Ramazan ayında, bir bakıma i’tikâf hâlindeyken inmeye başlayan Kur’an’ı benzersiz bir hâlet-i rûhiyeyle, sanki şu anda nazil oluyor gibi, adeta Rabbimiz doğrudan bize hitap ediyormuş gibi okuyabiliriz. 

Sürekli Mağdurlara Dua

İ’tikâf ibadetin ruhu ve kulluğumuzun büyük bir sırrı olan duayı en güzel, en çeşitli, en detaylı yapma imkânı verir. Çünkü duanın hakkıyla yapılabilmesi ve kabule karin olması için gerekli olan zamanın kutsiyeti, mekânın ulviyeti, muhtevanın etkili ve zengin olması, hâlet-i rûhiyenin kalitesi en mükemmel bir şekilde i’tikâfta vardır. Çünkü dualar bilhassa camilerde ve namazlardan sonra, bilhassa Cuma günlerinde, mübarek gecelerde ve Ramazanda, halis bir kalple, kabul edileceğinden ümit besleyerek, muhtevaları Kur’an ve hadisten alınırsa kabule yakın olur. Bu şartların tümü, i’tikâfta vardır. 

Bununla birlikte kendi özel durumlarımızı kalbimizden geldiği gibi Rabbimize en içli bir şekilde arz etmek, adeta Onunla sohbet eder gibi dertlerimizi açmak, boynumuzu bükerek bütün aczimiz, fakrımız ve zayıflığımızla Onun kudretine ve rahmetine sığınmak mümkündür. İnanıyoruz ki, “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?”, “Dua edin cevap vereyim” buyuran Rabbimiz, bize en güzel bir şekilde cevap verecektir.

Duada en büyük yeri başta Türkiye olmak üzere dünyanın dört biri yanındaki mazlum ve mağdur kardeşlerimize vermeli, onların kurtuluşu, parçalanmış ailelerin birleşmesi, mahpusların hürriyetine kavuşması, işsizlerin helal rızık elde edeceği bir iş bulması, muhacirlerin değerlerini koruyarak uyum sağlaması, evrensel barış ve kardeşliğin tesis edilmesi iman ve Kur’an hizmetinin başarıya ulaşması için yüreğimiz yanarak, gözlerimiz dolarak dua etmeliyiz.

İ’tikâfla ilgili diğer hususları ve aklınıza gelen soruların cevabını ilmihallerden bakarak öğrenebilirsiniz. 

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin