Erdoğan’la hipnoz altında bir röportaj (2)

YORUM | VEYSEL AYHAN

-Kurgusal, gerçeküstü bir yolculuk-

– Efendim söz buraya gelmişken şu 15 Temmuz’u açıkça bir anlatsanız. Gerçekte ne zaman öğrendiniz darbe olacağını?

– Komik olma, insan kendi yaptığı işin zamanını mı öğrenir?

– Nasıl anlamadım!

– Bak şimdi, siz cemaat diyorsunuz. Bunlar laf dinlemez insanlar. Bana biat etmediler. Poliste çoklardı. Askerde varlardı. Ben, bana biat etmeyenden korkarım. İnanmayacaksın belki ben 15 Temmuz akşamına kadar yıllarca rahat uyku uyumadım. “Ya bir darbe yaparlarsa”, “Ya Kemalistlerle ortaklık yapar bana saldırılarsa”, “Ya beni öldürürlerse…” Kâbuslarla sabahladım. Ter içinde yatağımdan sıçradım. 2007’de Dolmabahçe’de Büyükanıt’la anlaştım. Bunları bitirme sözü verdim. Ama yine de güvende olamadım. Düşün yanımdaki yaverlerim onların elemanı çıktı. İsteseler elli defa öldürürlerdi. Neyse ki 15 Temmuz oldu.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

– Yani 15 Temmuz’dan bilginiz vardı.

– Hala anlamadın. İşi zaten ben organize ettim. Başka türlü nasıl bunları devletten kazıyabilirdim? Şimdi rahat rahat uyuyabiliyorsam 15 Temmuz sayesinde.

– Peki, nasıl gerçekleşti bu iş? Binali Yıldırım “Hoşuma gitmeyen proje 15 Temmuz” demişti. 

– Binali de ayrı bir vaka. Kimi Başbakan yapsam kendini gerçekten başbakan sanıyor. “Bana niye haber vermediniz” diye sitem ediyor. İyi tahsilatçı olmasa onu çoktan sallardım bir kenara.

– Yani zamanın Başbakan Binali Yıldırım bile bilmiyordu.

– Elbette. Böyle şeyler söylenmez ki! Neler olacağını Erol Olçok’a az çıtlattım. Torba değil ki büzesin gitmiş twit atmış. Çok sinirlendim. Ama hikâye çok önce başladı. 

– 2015’in Kasım’ında basit bir plan yaptık. Bizim Hakan Fidan cümle aleme “Hulusi darbe yapacak” diye dedikodu yaydı. Bakma şimdi insanların böyle darbe karşıtlığı yaptıklarına. Herkes çok sevindi buna. Düşman çok, ne yaparsın! İnsanın hoşuna giden yalana inanması kolay oluyor. Başka da haberler yaydık: “Binlerce subayı emekli edeceğiz, yüzlercesini katledeceğiz” diye. Haberlerle ortamı hazırladık. Hulusi, cemaatçilerle bizzat görüştü. “Bak ben darbe yapacağım ayağıma dolaşmayın.” dedi. Bazıları ona “Biz darbeye karşıyız”, kimisi “Biz destek olmayız ama engel de olmayız.” demiş. Pensilvanya, o gece adamlarını uzak tuttu. Komik ama o gece gerçekten darbe oluyor diye beni korudular! Ama bazı saf tipler boş havuza atladı. Hakan’ın devşirdikleri de var sanırım. Tabii Hakan akıllı çocuk. O gece onlarla kesin irtibatlı olanları Akıncı’ya davet ettirdi. Saf saf gelmişler. İyi ki bunu akıl etti. Yoksa darbeyle bunların bağını nasıl kurardık? Adam gibi başka bir delil bulsak Amerika’ya gönderirdik.

-Efendim Hulusi Akar sizin adamınız mıydı? Abdullah Gül’e yakın biliyorduk?

– Gül’ün adamıydı. Hakan da Gül’ün adamıydı. Ama geleceğin bende olduğunu gördüler. Hulusi de akıllıdır. Ben insanları kendisiyle değil tüm ailesiyle hatta akrabalarıyla bağlarım. Bana çalışıp da bir yakını boşta kimse bulamazsın. Bu işe bakan birimimim var Külliye’de. Tek tek herkesi aile boyu inceler. Kimin ne ihtiyacı var bakar, çözer. Bana biat edenin yedi sülalesi ihya olur. O sebeple de ben atmadan kimse ayrılamaz. 

– Evet sizin ayırdıklarınız da uslu uslu oturuyor.

– Hiç ummazsın ama herkeste para zaafı vardır. Bak Köksal Toptan, Cemil Çiçek, Faruk Çelik, Mevlüt Uysal, Bülent Arınç hepsi üç kuruş extra maaşa tav olup Saray’a bankamatik memuru oldu.

– Onlar sizin istişare ekibiniz değil mi?

– Güldürme beni!

– Konumuza dönelim. O halde 15 Temmuz başarılı bir operasyon oldu.

– Çok fazla açık verdik. Görmedi kimse. Kurcalayanı içeri aldırdım. Medya peşine düşemeyince gayet başarılı bir tablo oluştu. Yaptıklarımla gurur duyuyorum. 

– Hikâyenin özü bu yani!

– Evet bu. Unutma MİT’in içinde olmadığı bir darbe olmaz. MİT ya bizzat yapar veya tuzağını kurar.

– Hakan Fidan işin içinde yani.

– Ne demek! Baş aktör oydu. Onsuz yapamazdık. Darbe girişimi sonrası MİT müsteşarı görevden alınmıyorsa bu ne demektir? 

– İçişleri bakanı Efkan Ala’nın o geceden sonra yıldızı söndü. Ona ne oldu?

– 15 Temmuz’u ona da haber vermedik. İçerlenmiş. Sonuçta elinde 280 binlik bir polis teşkilatı var. Biz tabi halkın askerin önüne çıkmasını istedik. Polisin değil. Af buyur o dangalak gerçek darbe sanmış. Soluğu Gürcistan sınırında almış. Polisi harekete geçirmeye kalktı. Neredeyse iş bozuluyordu. Sonra dikiş tutmadı.

– Ama 250 insan öldü.

– Ülkenin beka sorunu varken 250 ne ki! Ben aslında üç bin, beş bin dedim ama sokağa çıkan askerler pısırık çıktı. Bizim Sadatçılar beceriksiz ve korkak davrandı. Sadece Suriye’den getirdiklerimiz profesyonelce savaştı. Köprüde onlar vardı. Az şehit oldu ama yine de aynı sonucu aldık. Devleti temizledik. Şimdi herkes benim elime bakıyor.

– Ama elinizde bir şey kalmadı. Ekonomi çöktü.

– Ekonomi çökmez merak etme. Şimdi Yunanistan’la it dalaşına başladık. Sonra göçmen kozu var. Avrupa isterse yardım etmesin! Ayrıca ekonomi batsa ne olur ki! Rus halkı bizden daha iyi hayat şartlarında değil. Orta Asya milletleri kötü mü yaşıyor? Medyanın dilini bağlarsan halk da susar. 2001’de Başbakanlığın önünde yazarkasa atıldı diye kriz çıkmıştı. Şimdi belki 10 kişi fakirlikten kendini yaktı haber bile olmadı. İyice dibe vurursak kapatırız sınırları işimize bakarız. Esnaf ve sanayicileri görüyor musun? Hepsi elime bakıyor. En büyük sanayiciler yüzüme “Ne büyük bir ekonomist” olduğumu söylüyor. İçlerinden küfrediyorlar ama umurumda değil. 

– İzninizle başka bir konuya geçeyim. Muharrem İnce meselesi nedir? 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimi gecesi neler oldu? Kendisi tek kelime etmiyor. “Adam kazandı” dedi aylarca kayboldu.

– O gece de aslında çok kolay oldu. Yine Hakan çözdü olayı. Biz tabi sandıkların gidişatını gördük. Muharrem, en az dört puan önde gidiyordu. Hakan ona enlemesine yırtık bir fotoğraf gönderdi. Aile fotoğrafı. Akıllı adam mesajı aldı. Üzülmesin diye “Bu seçimi boş ver bir dahaki dönem sana bırakacağım.” dedim. İnandı. Şimdi bak piyasaya çıkıyor.

– Yani seçimi kazanırsa Cumhurbaşkanı olacak mı?

– Mümkün mü öyle bir şey. Aday olsun ama. Üç aday iyidir!

– Peki efendim KHKlılar sorunu var. Hapisteki bebekler, kadınlar… Bunlar yasalara aykırı olmasına rağmen hapisteler. Hatta cezası bitenler var, tahliye edilmiyor…

– Kendi inatçılıklarından. Kendi suçları. Ben ne dedim, “Pişman olun”, “Bize gelin”. “Beni dinleyin.” Bunlar ne yaptı? Bildiklerini okumaya devam etti. Ben sürekli cezaevlerinden bilgi, alıyorum. A haber seyretmiyorlar. Sabah, Yeni Şafak okumuyorlar. Ben ne yapayım. Vermişler kendilerini Kur’an okumaya, namaza, kitaba. Ben devleti tanımayana, bana biat etmeyene nasıl şefkat göstereyim. Bükemediğin eli öpeceksin. Elimi öpmüyorlar. Çıkanlar da kaldıkları yerden devam ediyor. Sadece yüzde ikisi veya üçü pişman oldu. Bilgi veriyor. Para da sökmedi. O çulsuz polis müdürleri milyon dolarları itti. Daha geçen yurt dışında en meşhurlarından birine haber gönderdim. “Gel, üç beş kelime et, bunlara terörist de, tüm malvarlığını iade edeyim.” dedim. “Ben şerefsiz miyim” diye cevap vermiş. Külliye’de böyle tek bir sadık adamım yok. Acı gerçek bu! Kahroluyorum bu duruma. Ayağımın teklediği gün hepsi arkadan hançerler. Berat, arkamdan sürekli konuşuyor; küfrediyor, Süleyman kuyumu kazıyor ama fark etmediğimi sanıyor,; Hakan sinsi sinsi kendini, yerime hazırlıyor.

– Peki efendim. Devlet elinizde. Çatı davası açtınız. Yüzlerce önde geleni yargıladınız. Hepsine casus dediniz. Banka hesaplarını incelediniz. Yurtdışı bağlantılar ve yüklü hesaplar bulabildiniz mi? 

– Maalesef nasıl bir şeyse hepsi birbirinden züğürt.

– Yani onlarca üniversite, binlerce okul, yüzlerce şirket, holding var ama kimse hesabına bir şeyler aktarmamış?

– Bulamadılar.

– Efendim az sonra hipnoz seansını bitireceğim. Son bir şey sorayım. Hapiste 860 bebek var. Yasalara aykırı şekilde tutuluyorlar. Hamile kadınlar, hapishanede ölüme terkedilen hastalar… Bir gün bunların hesabı sorulur diye korktuğunuz oluyor mu?

– Ben dini konuları siyasi meselelere karıştırmıyorum. Siyasetin gereği bu. 80 milyonluk devlet idare ediyoruz. Kendi geleceğimizin ne önemi var! Burada devletiyle milletiyle bütünleşmiş bir kardeşleri var. Niye ona sahip çıkmıyorlar? Benim gönlüm geniş. Biat etsinler, beni kabul etsinler tahliye olsunlar.

– Uygurlu Müslümanlara yapılan korkunç zulümler hakkında şimdiye kadar tek bir kelime etmediniz? 

– Yanlış hatırlıyorsun, ettim. 2015’te yılında Çin Halk Cumhuriyeti’ne gitmiş, Mevkidaşım Xi Jinping ile görüşmüş ve Doğu Türkistan İslami Hareketi’ni terör örgütü olarak kabul ettiğimi belirtmiştim. Devletler böyle şeyler yapar. Otoritesini sıkıntıya sokacak kitleleri yok eder. Beka sorunu olmasın diye. Ee bizim devlet de aynısını yapmadı mı? Alevi Kürtleri Dersim’de yakmadı mı? Ermenileri ve azınlıkları yok etmedi mi? Diyarbakır Cezaevi’nin bir amacı vardı. Binlerce Kürt köyü yakıldı. Bugüne gelelim. Şimdi benim polisim benim gardiyanım hapishanelerde on binlerce insana Uygurlardan daha beteri yapıyor. Çin’den bir eksiğimiz yok. Biz de güçlü devletiz. Daha ağırını yapıyoruz. Devlet idare etmek, dünya lideri olmak böyle bir şey. 

– Mısırlı Esma için göz yaşı dökmüştünüz ama Uygurlu Kadriye için suskunsunuz?

– Benim sevgili Uygurlu kardeşlerime tavsiyem ululemre itaat etsinler. Devletlerine sadakatten ayrılmasınlar.

– Efendim hipnoz seansımız bitmek üzere. Şu ses kayıtları meselesi vardı. Sıfırlama tapeleri. Hani mahdumununuz Bilal’e “Hepsini sıfırlayın!” diyordunuz ya… Onlar gerçek miydi?

– Gerçek olduğunu duymayan mı kaldı? Evet o tapeler benim Gezi’den sonraki travmamdır. Bitmiştim o gece. Ama görünene bakmayın. İşin arkasında başka şeyler vardı. Senin cemaat dediklerini bitirmem için son uyarıydı. Ama çok ağırdı. İşi savsakladığımı sandılar.

– Uyarıyı yapan kim efendim?

– Biz kimin adasındayız?  

– Birleşik Krallık Virgin Adaları 

– İşte anla artık. Benim 227 milyar dolarım kimin elinde rehin? 15 Temmuz’da hangi ülkeden destek gördüm? Sadece hangi ülkenin istihbaratı beni doğruladı? Yalnızca hangi ülkenin elçisi darbeyi kınadı? Bazen gazete ve dergileriyle de desteklerler.

– Evet yalnızca İngiliz elçisi sizi desteklemişti. Şimdi terfi aldı, dış istihbarat M16’ya gitti.. Peki onları dinlemeseniz ne olurdu?

– Ne olacağı belli. Parama çökerlerdi. Önüme savaş suçları dosyası koydular. Karadziç gibi Lahey’de yargılanır hapiste sürünüyor olurdum.

– Asıl amaçları ne?

– IŞID ve benzerleri dışında dini oluşum istemiyorlar. İslam ve barış bir arada anılsın istemiyorlar. Şiddete bulaşmamış Sünni hareketleri Hrisyanlığa karşı büyük tehdit olarak görüyorlar.

– Siz de mi aynı kanaattesiniz?

– Hayır ben siyasetçiyim. Siyasetin kurallarına tabiyim. Siyasette başarının sırrı her şeyi araç olarak kullanabilmektedir. Oyunu kuralına göre oynuyorum. Benimle dalga geçerler, demokrasiye araç dedim diye. Benim siyaset için kullanmadığım bir araç mı var?

Sizin troller Abdullah Gül’e ‘majestelerinin valisi’ diyordu ama asıl majeste sizmişsiniz! Çok ilginç! Son bir soruyla bitireyim. Tapelerde bahsedilen Sümeyye ve Bilal’in sıfırladığı, Berat’ın kağıt imha makinesi peşinde koştuğu gün Kısıklı’da kaç lira vardı?

– Tam bilmiyorum. 2 milyar dolardan fazlaydı. Aslında altı ayda bir sıfırlarız. İhmal oldu o dönem. Çoğunu önceki gece Binali’ye aldırmıştım. Kalanları bizim çocuklar götürdü.

– Efendim sorması ayıp o para ne parasıydı? İslam davası için falan?

– Güldürme! Benim öyle bir davam olsa başta Yemen’e ve diğer fakir ülkelere yardıma koşarım. Ben siyasetçiyim.

– Rüşvet veya komisyon değildi ama?

Gerçekçi olmak lazım. Bizim milli ve yerli bir geleneğimiz var. Atalarımız ne der: “Bal tutan parmağını yalar.” Bizimki o hesap. Neticede lokantada bile hizmeti beğenince bahşiş verirsin. Biz halka hizmet götürüyoruz. İçlerinden kopuyorsa “verme” mi diyelim?

– Ama bir ses kaydında vermeyeni kucağınıza oturtmaktan bahsediyorsunuz.

Neylersin öyle tipler de var. Nezaketten anlamaz, hizmet bedeli bilmez, görgüsüz tipler. Onların anladığı dil bu. Adama milyar dolarlık iş icat ediyorsun birkaç milyon için vıdı vıdı ediyor. Rüşvet değil ki bu? Gönüllü veriyor. Hediye. Biz ekip olarak böyle çalışıyoruz. Başarı ve motivasyonumuzun motoru budur. Ne der atalarımız “Yüz verme arsız olur, az verme hırsız olur.” Bu komisyonlar az olursa beni ve arkadaşlarımı hırsız ederler. Allah korusun.

– Sayın cumhurbaşkanı seans bitti. Şimdi uyanacaksınız. Adalet, özgürlük falan desem çok zor. Başka, güçlü bir uyarıcı deneyeceğim.

– Tamam

Kısıklı villaları, Çatalca villaları, Urla villaları, Marmaris yazlık saray, Ahlat yazlık Saray ve Beştepe saray…

– Evet oldu

———————

– Nasıl oldu hipnoza girebildim mi?

– Evet sayın cumhurbaşkanım, tam bir saattir hipnozdaydınız. 

– Halla halla. Hiç fark etmedim.

– Efendim çok güzel bir mülakat oldu. Her şeyi açık seçik konuştuk. Ağzınızdan çıkan her cümle ayrı bir manşet olur.

– Yani normalde dediklerimden farklı şeyler mi söyledim?

– Evet, “ölene kadar Külliye’deyim, orayı kimseye bırakmam” falan dediniz. 

– Tövbe tövbe. Nasıl saçmalamışım öyle! Bizler fani insanlarız. Orası millete ait. Bugün acizane ben varım. Yarın milletim kimi uygun gördüyse o.

– Evet haklısınız. 

Önceki gündü, Metropol anket yayınladı. Yine yüzde 50 görev onayı almışım halktan. Yani halk arkamda. Destek olmayın diyemem ki!

– O zaman Allah, işimizi millete bırakmasın! İnayetiyle Kendi kurtarsın yoksa 2071’e kadar işimiz var!

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin