Erdoğan’ın zaferi, HDP ve Suriye Kürtleri

Yorum | Ebubekir Işık

24 Haziran seçimlerinde Erdoğan, son on beş yıldır sürekli tekerrür eden seçim galibiyetlerine bir yenisini daha ekleyerek, bu sefer kendisini anayasal düzenin ‘ilk başkanı’ yapan seçimleri açık ara önde bitirmeyi başardı.

Seçimlerde usulsüzlük olduğuna dair birçok görüş ifade edilse de, en yakın rakibi olan Muharrem İnce ile arasındaki oy farkının 20 puan kadar olması, Türkiye’deki muhalif kesimlerin çaresizliğini tüm yönleri bir kez daha ve bu sefer çok daha ağır bir bedelle gözler önüne serdi.

Muhalif kanada baktığımızda, seçim öncesi özellikle İyi Parti ve Saadet Partisi’ne dair yapılan spekülasyonların aksine en başarılı muhalefet partisi, yüzde 10 barajının üzerine çıkarak Kürt siyasal hareketinin devamlılık sorunu olmadığını tekrar kanıtlayan HDP oldu. Bu seçim başarısı, HDP’nin cumhurbaşkanı adayı olan Demirtaş’ın cezaevinde olduğu, onlarca HDP’li belediyenin kayyumlarca yönetildiği ve belkide sayıları binleri bulan Kürt siyasetçinin tutuklu olduğu bir döneme denk gelmesi itibariyle son derece anlamlı olduğunun da ayrıca altını çizmek gerekiyor.

***

Belki de tam olarak bu sebeple seçimlerden hemen sonra HDP’li eşbaşkanlar ve parti sözcülerinin açıklamalarına baktığımızda, yüzde on barajının üzerine çıkma başarısının HDP tarafından yer yer abartıldığına da şahit olduk.

***

Yeni başkanlık sistemi ile birlikte adeta bir ‘kanaryaseverler derneğine’ dönüşen Meclis’te 80 kadar milletvekili bulundurmanın HDP için son derece önemli ve olumlu psikolojik bir takım etkileri olsa da, önümüzdeki günlerde Kürt siyasal hareketini gerek Türkiye’de gerekse de Suriye’de parlak günlerin beklemediğini ifade etmek durumundayız.

***

AK Parti’nin MHP ile yaptığı koalisyonu meclis çoğunluğunu elinde bulundurmak gibi teknik mecburiyetlerden ötürü devam ettirmek isteyeceğini düşündüğümüzde, önümüzdeki dönemde çok farklı bir gelişme olmadığı takdirde yeni bir Kürt açılımına şahir olmayacağımız ihtimalinin son derece yüksek olduğunu ifade etmek isterim. Kaldı ki, MHP dışında İyi Parti’nin de Ak Parti’nin kurduğu cumhur ittifakına eklemlenmek istediğine dair son günlerde yapılan spekülasyonları dikkate aldığımızda, Erdoğan’ın Kürtlerle tekrar bir barış süreci başlatması için pragmatik hiçbir gerekçe olmadığını belirtmek yanlış olmayacaktır.

***

Hasılı, AK Parti’nin MHP ile mevcut cumhur ittifakını devam ettirmesi ve olası bir İyi Parti eklemlenmesi, Kürtler konusunda çok farklı düşünmeyen bu üç partiyi daha radikal uçlara sürükleyebilir ve idam cezası gibi çok farklı ve sarsıcı sonuçlar da doğurabilir. Şüphesiz böyle bir durum alışa geldiğimiz çatışma sürecini tetikleyecek ve sözü tekrar PKK ve güvenlik bürokrasisine devredecektir.

Amerika Birleşik Devletleri ile Suriyeli Kürtler üzerinden gerginleşen ilişkilerin, Erdoğan’ı Putin’in kocağına her zamankinden daha fazla ittiği son üç yıllık süreçte, Erdoğan’ın Esad karşıtlığını sürdürmekle birlikte asıl hedefinin Suriyeli Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmak olduğu ve bu niyetini yeni dönemde de koruyacağını ifade edebiliriz.

***

Hatırlanacağı üzere Putin 2016 yılında Erdoğan’ı da Suriye’nin geleceğinin konuşulduğu Astana Süreci’ne davet etmişti. Bu davet ile birlikte  Erdoğan, Ruhani ve Putin ile birlikte Suriye’nin geleceği konusunda en etkili üç liderden biri olma konumunu elde etmişti. İlintili olarak, bir NATO ülkesi olan Türkiye’nin Astana Süreci içerisinde bulunması ve önemli roller üstlenmesi, tüm bu sürecin uluslararası meşruiyetini inanılmaz ölçüde artmasına sebep olmuştu.

***

Erdoğan ve Putin arasındaki bu karşılıklı jeopolitik bağımlılık, Suriyeli Kürtler konusunda Erdoğan’ın elini güçlendirmekte. Bu bağlamdan hareketle, Suriyeli Kürtler ile alakalı önümüzde ki günlerde beklenmesi gereken en önemli gelişmelerden biri sayıları resmi olmayan rakamlara göre dört milyonun üzerinde olan ve Türkiye’de ikamet etmekte olan Suriyeli mültecilerin Kuzey Suriye’de ki Afrin gibi Kürt yerleşim yerlerine yerleştirilmesi hadisesi olacağa benziyor.

***

24 Haziran seçim sonuçlarının da işaret ettiği gibi Erdoğan’ı destekleyen seçmenlerin hatırı sayılır bir kısmı Suriyeli mültecilerin Türkiye’deki varlıklarından rahatsızlar. Kaldı ki toplumda son derece yaygın olan diğer bir kanaat ise Suriyeli mültecilerin ucuz iş gücü olmaları dolayısıyla Türkiyelilerin iş piyasasında dezavantajlı bir konumda olmaları meselesi.

***

Bu iki gerekçeye bir üçüncüsü olan dört milyon kadar Suriyeli mülteciye yapılan maddi desteklerin Türk ekonomisinde ciddi bir dengesizliği tetiklediği gerçeğini göz önüne aldığımızda, Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde Suriyeli mültecileri Kuzey Suriye’deki Kürt yerleşim yerlerine göndermeyi deneyebileceğini şimdiden ifade edebiliriz. Hatta, Afrin gibi Türk güvenlik güçlerinin önemli ölçüde kontrol ettiği Kürt şehirlerinde eğitim ve sağlık faaliyetlerinin Türkiye eliyle geliştirildiği ve bu yerleşim yerlerine gelebilecek Suriyeli mülteciler için bu bölgenin hazır hale getirildiğine dair bir çok uzman görüşüne rastlamakta son derece mümkün.

1 YORUM

  1. Türkiye’ye getirilen Suriyeliler hiçbir koşulda geri dönmeyecektir en azından % 80 i Türkiye’de kalacaktır.Turkiyede şu anda Suriyelilerin bir çoğunun yaşadığı hayatı ve devletin sunduğu ayrıcalıkları başka hiçbir ülke mülteci vs durumundakilere sunmamaktadır.Ayrıca Türkiye de olan Suriyelilerin memleket vs hassasiyeti yoktur.Bu Suriyeliler meselesi önümüzdeki 50 yılda Türkiye’nin en büyük meselesi olacaktır.Nedeni bu insanların kanunla kuralla nizamla vs hiçbir işi yoktur.Gelin gezin bakın Fatih e Laleliye baba.Bütün bu bölgeler Suriyelilerin eline geçmiş ve vergisiz kanun tanımaz bir şekilde özgürce yaşamaktadırlar.Şunu herkes biliyor ki biz bunları memlekete kabul ederek büyük bir belaya bulaştık.Bu insanlar menfaat için herşeyi yapacak din imandan medeni dünyadan habersiz bütün suçlar potansiyel teşkil eden çok tehlikeli insanlar topluluğu.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin