Merhumu nasıl bilirdiniz?

Yorum | Bülent Keneş

Peşinen söyleyeyim ki çok iyi bilmezdik. Ama bu günden sonra yerine gelenin yanında hep sütten çıkmış bir ak kaşık kabilinden hatırlanacağını, “ah o eski günler” diye iç geçirilerek yad edileceğini şimdiden söyleyebiliriz.

Elbette ki, bu durum gidenin çok matah bir şey olmasından değil. Gelenin çok berbat bir şey olacağından şüphemiz olmamasından. Hayır hayır, dereyi görmeden paçayı sıvamıyorum. Ne münasebet, tabii ki doğmamışa don biçmiyor, kasaptaki ete soğan doğramıyorum. Neticede Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli. Ben acizane sadece malumu ilan ediyorum…

Türkiye, TBMM’nin kuruluşunu esas alacak olursak, 9 Temmuz 2018 Pazartesi günü Erdoğan’ın Meclis’te cumhurbaşkanlığı yeminini etmesiyle birlikte, siyasi tarihi acı tatlı hatıralarla dolu 98 yıllık bir sayfayı resmen kapatmış olacak. Ülkede yeni bir sayfa açılacak ve yeni bir dönem başlayacak. Bu yeni dönemin ne menem bir şey olacağını ise, gidenin yerine konulacak hilkat garibesi niteliğindeki rejimin yapısal parametrelerinden, bu rejimin temellerini atanların herkesçe malum sorunlu karakterlerinden, ahlaki özelliklerinden ve tabii ki yeni döneme damga vuracak siyasal rejimin temellerini atmak için kullanılan insanlık dışı enstrümanların iğrençliğinden çıkarmak mümkün.

İSLAMOFAŞİZM: DİNİ FANATİZM VE ETNİK FAŞİZMİN ZEHİRLİ BİLEŞENİ

Dini fanatizm ve etnik faşizm gibi birbirinden beter iki zehirli unsurun bileşeninden oluşan ahlak ve karakter yoksunu bir anlayışın kan ve gözyaşı, haksızlık ve hukuksuzluk üzerine inşa ettiği bu İslamofaşist düzenin neler getireceğini tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok. Belki çok sorunluydu, çok hatalıydı, çok sıkıntılıydı ama 150 yıllık demokratik cumhuriyet idealine ulaşma tecrübesi böylesine rezil bir hitamı hiç hak etmiyordu doğrusu. Bilemiyorum tabii, belki tam da böyle bir sonu hak ediyordu ama biz büyüklerimizden ölmüşün ardından iyi konuşmayı, merhumu hep hayırla yad etmeyi öğrendik…

Türkiye, sadece 98 yıllık acı tatlı bir tecrübenin değil, milyonların 1876’dan bu yana mücadelesini verdiği inişli çıkışlı demokratikleşme sürecinin de sonuna geldi. Gönül isterdi ki bu son, verilen onca mücadelenin bir meyvesi olarak kendisine nihayet erişilen bir kızıl elma, yani demokratik kemalata erişme olsun. Ne yaparsınız ki, öyle olmadı. Varılan son durak, yarım yamalak da olsa hep bir gün ulaşma umudumuzu canlı tutacak kadar var olan demokrasimizin belki hala lafzen sürdürüldüğü ama fiilen diri diri toprağa gömüldüğü yer oldu. Hiçbir hayır gelmeyecek böyle hazin bir sona vardığımız için ne kadar yazıklansak azdır doğrusu…

Seçim öncesi yaratılan şikeli atmosferin yanısıra seçim günü milyonlarca oyun çalındığından kimsenin şüphe duymadığı 24 Haziran’ın sonuçlarına dayalı olarak ete kemiğe bürünen yeni rejimin nasıl bir şey olduğunun ilk ipuçları 4 Temmuz’da çıkarılan 74 maddeli bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görülmüş oldu. Kendisini imha eden Bakanlar Kurulu’nun 2 Temmuz’da aldığı kararlara dayanan bu KHK, geçici süreliğine bir kısmı hariç, Bakanlar Kurulu’na ait tüm yürütme yetkilerini Erdoğan’a devretti.

Yeni rejimin karakterinin ne olduğunu anlatmaya aslında tek başına, Bakanlar Kurulu’nun güya geçici Olağanüstü Hal (OHAL) rejimi altında kendisini yasama yerine koyarak rejimin karakterini toptan toptan değiştirecek nitelikte bir KHK yayımlayarak yürürlüğe sokması yeter. Bu yazı kaleme alınırken, yürütmenin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yetki transferini tamamlayacak ve önümüzdeki günlerde lafzen kaldırılacak bile olsa OHAL’i fiilen kalıcı hale getirecek başka bir KHK’nin daha yayınlanması bekleniyordu. Tüm bunlar ve kimsenin kimlerden oluşacağına dair en ufak bir fikrinin olmadığı yeni hükümet, Erdoğan’ın yemin töreniyle göreve resmen başlamasıyla birlikte yürürlüğe girecek.

MUVAKKAT OHAL BİTİYOR, YAŞASIN YENİ VE DAİMİ OHAL!…

Böylece, zaten fiili durumun aksine basit bir görüntüden ibaret olan Bakanlar Kurulu’nun KHK çıkarma yetkisi Erdoğan’ın uhdesine resmen de geçmiş olacak. Bugünkünden görünür tek farkını ise, yeni dönemin KHK’lerinin bugüne kadar OHAL altında yayınlanan 31 KHK’nın devamı olarak değil, “1 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” ile başlayacak olması oluşturacak. Erdoğan’ın Meclis’teki yemin töreni ile Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin açıklanacağı ana kadar geçecek zaman aralığında yayımlanacak bu ilk kararnameyle yeni bakanlıkların kuruluşu gerçekleştirilmiş ve yeni teşkilat şeması belirlenmiş olacak. 16 bakanlığın kuruluşuna ilişkin kararnamelerin yayınlanmasının hemen ardından da yapıp ettiklerinden ötürü TBMM’ye ve dolayısıyla millete karşı sorumlu olmayacak yeni bakanlar göreve atanacak. Bakanlar Kurulu’nu oluşturmadaki keyfiliğin derecesini ise bakanların atamasıyla ilgili Erdoğan’a herhangi bir süre sınırı konulmamış olması tek başına göstermeye yeter sanırım.

Erdoğan başkanlığındaki Cumhurbaşkanlığı Kabinesi zaten OHAL yetkileri ile donatıldığından OHAL’in ismen devam etmesinin hiçbir anlamı kalmayacak. Onun için, yeni dönemde Erdoğan’ın Meclis jandarması olarak görev yapması beklenen Başbakan Binali Yıldırım’ın açıkladığı gibi, OHAL ismini 18 Temmuz’dan itibaren bir daha duymayabiliriz. Erdoğan, Bahçeli’nin doğrudan diğer sözde muhalefetin dolaylı desteğiyle bir olağanüstü hal rejimi olarak tesis ettiği yeni İslamofaşist düzen sayesinde, bugüne kadar yapageldiği ne varsa, vitesi birkaç kademe büyüterek yapmaya devam etme şansı yakalamış olacak. Hakikaten vatana millete çok geçmiş olsun…

ERDOĞAN, DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNİN KÖKÜNE KİBRİT SUYU DÖKTÜ

Erdoğan, kurguladığı ve başarıyla yönettiği 15 Temmuz komplosunu bir manivela gibi kullanarak sadece Hizmet Hareketi mensuplarına soykırıma varan bir kıyım gerçekleştirmekle kalmadı, şöyle böyle bir demokratik hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin köküne kibrit suyu dökmeyi de başardı. Bu sayede, eski ve yeni dönemde işlediği vahim suçları ve tüm yolsuzluklarını kapsayacak şekilde kendisini bir layüsellikle donatan Erdoğan, gençliğinden beri hayalini kurduğu saltanat yetkilerine nihayet kavuşmuş oldu. 17/25 Aralık 2013’ten beri cari olan “1. Erdoğan Dönemi” Pazartesi günü Meclis’te edeceği uyduruk yeminle birlikte resmiyet de kazanmış olacak.

Cuma günü partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında coşan Erdoğan, ülkede sadece başbakanlığın değil, devleti ve milleti temsil eden cumhurbaşkanlığı makamının da fiilen yok edildiğini gözler önüne serdi. Böylece partili cumhurbaşkanlığının ne menem bir şey olduğunu görmek istemeyen gözlere bir kez daha sokmuş oldu. Muhalif gördüğü partilere karşı düşmanca bir dil kullanmaktan çekinmeyen Erdoğan aynen şunları söyledi:

“Yaptığımız anayasa değişikliğinin 16 Nisan’da milletimiz tarafından kabul edilmesiyle ülkemizi köşeye sıkıştırmaya çalışanları bir kez daha hüsrana uğrattık. Son umut olarak 24 Haziran seçimlerine sarıldılar. Normal şartlarda birbirlerini yolda görse selam vermeyecek olanlar, her nasılsa karşımızda birleştiler. Öyle ki CHP, bölücü terör örgütünün güdümündeki partiyi barajın üzerine taşımak için kendisine oy verenlerin bir kısmını oraya gönderdi. Gerçi bunlar 1991’deki seçimde de benzer bir yola başvurmuşlardı. Bölücü örgütün güdümündeki siyasetçiler ilk defa o zaman Meclis’e ayak bastılar. Bugün de CHP sayesinde, bölücü örgütün belirlediği isimler, Meclis’te milletvekili olarak yerlerini alacaklar. Ülkesini, milletini, cumhuriyetini, devletini seven her CHP’li vatandaşımızı, bu utanç için partisinin yönetiminden hesap sormaya davet ediyorum.”

KENDİN ETTİN KENDİN BULDUN TÜRKİYE… HAYRINI GÖR…

Erdoğan, CHP tabanına sadece hesap sorma çağrısıyla yetinse yine iyi. Konuşmasını şu tür açık tehditlerle sürdürdü: “CHP bu hesaplaşmayı kendi içinde yapmadığı takdirde, bölücü örgütle ana muhalefet partisi arasındaki bağ taktik olmaktan çıkıp esas haline dönüşecektir… Bir şeyin aslı varken kopyasına gerek yoktur. Böyle bir durumda CHP’nin varlığının da anlamı kalmayacaktır. Türkiye’nin en eski partisini, batıdaki bir avuç marjinalin ve yurt dışındaki bir avuç terör örgütü yöneticisinin oyuncağı haline getirenlerden hem bu millet ve tarih açık ve net hesabı soracaktır.”

Kendisini geçmişte de sadece devletle değil, milletle ve milletin iradesiyle özdeşleştiren Erdoğan’ın, temellerini attığı yeni rejimle birlikte, en ufak muhalefeti bile artık kendi otoritesine yönelik bir şirk olarak değerlendirme eğilimi artacaktır. Erdoğan’ın cuma günü yaptığı konuşmanın bir yerinde ifade ettiği “Partimiz, milletin bizatihi kendi partisidir,” sözünün taşıdığı totaliter tehlike, bu despotik görüşün doğal tezahürlerinden ibaret olacak uygulamalarla önümüzdeki dönemde fiilen de anlaşılacaktır.

Bazıları kendi partisinden olmak üzere seçilmiş belediye başkanlarına zorla el çektirip, birçoğunu hapse tıktıktan sonra yerlerine “kayyım belediye başkanları” atamayı bile demokrasi başarısı gibi sunmaktan haya etmeyen Erdoğan’a helal olsun! Ne yapıp etti kendisini de Türkiye’nin baş kayyımı haline getirdi.

Hiç lamı cimi yok, adam belki allem etti kullem etti ama nihayet kendi saltanatını kurmayı başardı. Bundan sonra, tıpkı yıllar önce bir 23 Nisan töreninde kendisini ele verdiği gibi, korkunç ve arkaik zihniyetinin tüm gereklerini artık gönlünce ve dilediğince yapabilir: İstediğini asabilir, istediğini kesebilir…

Pazartesi günü tüm hataları ve sevaplarıyla defin töreni yapılacak olan merhum demokratik hukuk devletini çok iyi bilmemeye bilmezdik ama emin olun taksiratı bol o merhumu bile gündüz gözüne mumla arayacağımız günlerin eli kulağındadır. Ne diyelim?.. Kendin ettin kendin buldun Türkiye… Artık hayrını gör ve kaçınılmaz olandan zevk almaya bak… Allah masumlara merhamet eylesin…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin