Erdoğan’ın yeni hamlesi 15 Temmuz’dan daha karanlık

HABER YORUM | MUHSİN AHMET KARABAY

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, koltuğunu tehlikede gördükçe hep aynı yola başvuruyor. İnsana temel ihtiyaçlarından sayılan “güvenlik” duygusunun elinden alınacağını hissettiriyor.

Bunu her dönem farklı şekillerde yaptı. Son tehdidi ise önceki birikimlerinden yararlanarak kesin darbeyi indirmek.

Erdoğan’ın gerçek niyetinin ne olduğuna ilişkin TR724’te farklı isimler görüşlerini ortaya koyuyor. Ülkeyi nereye götürmek istediğine ilişkin ayrıntılar paylaşıyor. Hepsinde ortak nokta ülkenin kaos ve iç savaş ortamına sürükleneceği.

Ülkenin tepe makamında oturan şahıs, 12 Eylül 2010 referandumundan sonra kendisini ülkenin tek hakimi olarak görmeye başladı. Bu tarihe kadar nispeten üzerine geçirdiği demokrat gömleğini sırtından çıkardı.

Bu ilk zamanlar pek çok kesim tarafından görmezden gelindi ya da anlaşılmadı. Özellikle de iktidara sempati ile bakanlar, gördüklerini ve duyduklarını hep olumlu anlamda yorumladı. Oysa Erdoğan ve çevresi, kendisini Allah’ın o makama özel bir görevle getirdiğine inanıyordu.

Getirilen makam özel olunca, o koltuğa oturan kişi de özel biriydi. Bu pozisyona kendisi de inanıyordu, çevresi de. Kendisi ne zamandır inanıyordu onu bilmiyorum. Ancak, çevresinin 27 Nisan e-Muhtırasından bu yana inandıklarının ve bunu dillendirdiklerinin ben şahidiyim.

118. HALİFENİN ÖZEL GÖREVİ

Bir kavrama dini bir misyon yüklerseniz, onun toplumdaki etki çarpanının kaç olduğunu tespit edebilmek pek kolay olmuyor. Bu noktada fikir verebilecek tek şey o toplumun dindarlık katsayısı ile izah edilebilir.

Erdoğan, 20 yıldan bu yana ülkenin en önemli koltuğunda oturuyor. Daha ne kadar oturacağını ise ömrü belirleyecek. Bu şunun için önemli, halifeler kendilerine görevi Allah’ın verdiğine inandıkları için bu görevden çekilme gibi bir kavramı akıllarından geçirmiyorlar.

Allah’ın görevlendirdiği birinin o makamdan çekilmesi söz konusu olamaz. Bunun İslam tarihindeki ilk örneği ise Halife Osman oldu. Kayırmacılığın, liyakatsizliğin ve haksız kazancın zirveye çıktığı suçlamasıyla muhalifler Halife Osman’ın sarayını kuşatıp çekilmesini ya “yanlışlarından” dönmesini söylediklerinde verdiği cevabı hatırlayalım.

Muhalifler, odasına girip ona suçlamaları yönelttiklerinde verdiği cevabı bütün İslam tarihi kaynakları nakleder:

“Bana halifeliği siz vermediniz ki sizin demenizle çekileyim. Mervan’ı vermem. Valilerim de görevlerini yapıyor.”

Bundan dolayı, halifeler arasında görev devir teslimi hiç olmadı. İslam Ansiklopedisi de halifeler arası devir teslim konusunda net ifade kullanır:

“Hilâfetin intikali için böyle bir merasime şer‘an ihtiyaç bulunmadığı gibi halife unvanının kullanılmasının meşruluğu da bir devir teslime bağlı değildir.”

İlk halifeden Emeviler’e, onlardan Abbasiler’e, Osmanlılar’a ve son halife Abdülmecid’e kadar 117 halife görev yaptı. Hiçbirisinde devir teslimi olmadı. Hepsi o makama “kayd-ı hayat” (yaşadığı sürece) seçildiklerine inandılar. Hepsi de inançlarının gereğini yaptılar.

Kendisini 118. Halife olarak gören zatın da farklı düşüneceğini sananlar yanılıyor. Pek çoğu, “İstanbul’u, Ankara’yı nasıl teslim ettilerse sandıkta kaybettiklerinde ülke yönetimini de teslim ederler” diyor.

Böyle düşünenlere şunu belirtmek isterim. Mevcut yönetim, sandıkta hile yapmadı. Bugüne kadar yaptıkları da tolere edilir türden oldu. (Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş referandumu hariç.) Yaptığı her şeyi sandığa gidinceye kadar yaptı.

Bunu kimi zaman devlet hazinesinden ulufe dağıtarak, kimi zaman toplumu terörize edip can korkusuna düşürerek gerçekleştirdi…

Siz “korkacak ne var?” diyenleri fazla hesaba katmayın. Güvenlik ve güvende olma duygusu insanın en temel ihtiyaçları arasında yer alıyor.

Maslow’un ihtiyaçlar piramidi, sosyal bilimler alanında yapılmış en doğru saptamalardan biri. Korku, insanda güvende olma ihtiyacı doğurur. Bu da birilerinin kullanabileceği bir ortam hazırlar.

Ülkede ekonomi dibe vurdu. Daha da vuracağına dair şüpheniz olmasın. Eski hatiplerden Şevki Yılmaz gibilerin akıl hocalığıyla bazı adımlar atılacağı ihtimali yok değil. Ülkenin on yıllar içinde biriktirdiği kaynakları har vurup harman savurarak yaşatılmak istenecek bahar havasından sonra daha şiddetli bir sıkıntının geleceğinden emin olun.

Tablo böyle olunca geriye sadece halka korku salmak kalıyor. Buna ilişkin başta da söylediğim gibi bu sayfalarda çok ayrıntı okudunuz. Muhtemelen yazılıp çizilenler, yorumcuların YouTube’da yaptıkları değerlendirmeler pek çoğunuza uçuk geliyordu.

Erdoğan’ın dün yaptığı konuşma, tabloyu net ortaya koymadıysa diyebilecek fazla bir şey kalmamış demektir.

Yapılan fahiş zamlardan sonra halkın protesto için sokağa dökülebileceği ihtimaline karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri çok açık:

“Utanmadan sıkılmadan sokağa döküleceklermiş. Ya siz 15 Temmuz’u görmediniz mi? Nereye dökülürseniz dökülün 15 Temmuz’da o sokağa dökülenlere bu millet nasıl dersini verdiyse siz de dökülün siz de aynı dersi evelallah alırsınız.”

Bu sözlerden sonra geriye cevap arayan bir soru kalıyor. O da “Bu tehdidini yerine getirir/getirebilir mi?” sorusu.

7 Haziran 2015’ten 1 Kasım’a giden kısa sürede ülke insanları nasıl can derdine düşürüldü, 15 Temmuz 2016’da nasıl ülkeye bir darbe ortamı hissettirildi ise bunda daha şiddetlisinin yaşayacağından şüphe edenler varsa iyimserliklerine hayranım derim.

Ülkeyi Suriye’den daha ağır bir ortamın içine sürüklemeleri bir ay falan sürmez. Bir hafta da sürmez…

118. Halife, dünkü çıkışı ile muhalefet liderlerinin yapabilecekleri bütün blöflerin hepsine rest çekmiş oldu. Sandığı çantada keklik görenlerin, buna ilişkin aralarında pozisyon dağıtanların hepsinin oyuncakları ellerinden alındı.

Bundan sonra kozların şiddetle paylaşılacağını ortaya koydu.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun cevap diye dillendirdikleri hayli düşündürücü:

“Ey Saraydaki Şahıs, oy oranlarını gördükçe dilinin söylediğini kulakların duymaz oldu. Bugün resmen iç savaş naraları atmaya başladın. Bu millet bunları yemez.”

Kılıçdaroğlu’nun, bu çıkışının etki gücünü anlamak için paylaşımını sosyal medyadan yaptığı notunu düşmek yeterli olur sanıyorum.

Bu ülkenin yakın geleceğine ilişkin hâlâ iyimser olan varsa buyursun.

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

3 YORUMLAR

  1. Sayın yazar yazının sonunda şöyle demişsiniz:

    “”Kılıçdaroğlu’nun, bu çıkışının etki gücünü anlamak için paylaşımını sosyal medyadan yaptığı notunu düşmek yeterli olur sanıyorum””

    Ben anlamadım. Benim yetersizliğime verin. Biri izah edebilir mi? Sosyal medyadan mesaj vermek yetiyor mu yetmiyor mu?

  2. Tahminim şu ki tayyip hile hurda dalavare şiddet ne varsa kullanacak ve sözde seçimi kazanacak. Sonra artık seçimmiş oymuş bir işinin kalmadığını düşünerek rahata erecek. Çünkü sözde seçim öncesi yine kan dökecek ve muhalifler bunun Allahsız kitapsızlığıyla başedemeyeceklerini anladıklarından susup oturacaklar. Tabi bu süreçte yaşanacak olan ekonomik yıkım başta akpliler olmak üzere insanları ölüm pahasına sokağa dökecek. Ondan sonrası kaddafi style. Tahminen seçimden sonra 2 sene sürer bu ekonomik yıkım. 2025 e kadar gider yani. Öncesinde tayyip geberip gitmezse.

  3. Bu makâlenin yazarı “İlk halifeden Emeviler’e, onlardan Abbasiler’e, Osmanlılar’a ve son halife Abdülmecid’e kadar 117 halife görev yaptı. Hiçbirisinde devir teslimi olmadı” demek sûretiyle hilâfet târihine dâir doğru bir bilgi vermemiş bildiğim kadarıyla.

    Meselâ 5. halîfe Hz. Hasan ibn Ali (R.A.) yazarın bahsettiği gibi hilâfet makâmına “kayd-ı hayat” seçildiğine ve dolayısıyla da yaşadığı sürece o makamda kalması gerektiğine inanmamış. Aksine aynen dedesi olan Peygamber Efendimiz’in (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Allah’ın bildirmesiyle haber verdiği gibi yapmış ve iki büyük Müslüman topluluğun büyük bir kavgaya (kanlı bir savaşa) tutuşmalarını engellemek için hilâfet makâmından ferâgât ederek halîfeliği Muâviye ibn Ebî Süfyan’a devretmiş.

    Yine Abbâsî halîfelerinden Mütevekkil-Alellah (III. Mütevekkil), kendisinden önceki halife olan babası Müstemsik-Billâh Yakub’un yaşlılığını ileri sürerek hilafetten çekilmesi üzerine 1508’de selefi yani babası hayatta iken bu makama getirilmiş. Dolayısıyla, Müstemsik-Billâh Yakub’un da yazarın ifâde ettiği gibi bir inanca sâhip olmadığı, o makamda ölünceye kadar kalma sevdâsında olmadığı ortaya çıkıyor.

    Belki yukarıda bahsettiğim yazarın verdiği bilginin doğru olmadığına dâir diğer bir örnek olarak da İbrahim bin Velid gösterilebilir. Emevî halîfelerinden olan İbrahim bin Velid de amcası II. Mervan Şam’ı kuşatıp Şam’a girince ve sonra da halîfeliğini ilân edince amcasına M.S. 744 yılında sadâkat yemini etmiş (biat etmiş) ve daha sonra da M.S. 750 yılında ölünceye kadar hep Halîfe II. Mervan’ın yakınları arasında kalmış.

    Diğer halifelerin her birisinin ayrı ayrı hilâfet makâmına geliş ve o makamdan ayrılış serencâmeleri dikkatle incelenirse yazarın yukarıda zikrettiğim görüşünün doğru olmadığına, ya da tam olarak doğruyu yansıtmadığına dâir şöyle veya böyle başka deliller de zikredilebilir belki. Şu zikrettiklerimi yeterli görerek başka örneklerin analizine geçmeyi zâid görüyorum.

    Bu makâle hakkında diğer bir eleştirim de şudur:
    Yazar “Halife Osman’ın (R.A.) sarayının muhâlifler tarafından kuşatıldığı” ta’bîrinde bulunmuş ki ben bu makâleyi okuyuncaya kadar daha önce hiç Halîfe Osman’ın (R.A.) bir sarayda oturduğuna dâir bilgi veren ne bir kaynak kitap gördüm ne de böyle bir şeyden bahseden konusunun uzmanı bir târihçiye şâhit oldum. Nitekim İslâm tarihi kaynaklarında o elîm olay “Hz. Osman’ın (R.A.) Evinin Muhâsara Edilmesi” başlığıyla anlatılır.

    Bununla birlikte Peygamber Efendimiz’in (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) beyânıyla -cumhûr ulemâsının kanaatine göre- çok ihtimam göstererek örnek alınması gereken Hulefâ-i Râşîdîn el-Mehdiyyîn’den birisi olan Hz. Osman (R.A) için bu makâlede kullanılan dil bence çok ağır ve isâbetsizdir. Çünkü Hz. Osman’ın (R.A) evi isyancılar tarafından muhâsara edildiğinde onlara karşı Hz. Osman’ın (R.A) mukâbele tarzı aslen dillere destan güzellikte ve canı pahasına barış dolu bir mukâbeledir. Dolayısıyla da Dâmâd-ı Nebî o isyancılara verdiği cevâbıyla böylesine ağır/haksız bir dille eleştirilmeyi kesinlikle hak etmemektedir.

    Nitekim bir rivâyete göre Hz. Osman (R.A.) o zaman aslında Peygamber Efendimiz’in (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) ölüm döşeğinde, hasta yatağındayken Allah’ın bildirmesiyle gelecekten haber vererek kulağına tembihlediği şeyi uygulamıştır o muhâsara esnâsında. Bir rivâyete göre bu zikrettiğim şey Hz. Âişe’nin (R.A.) Hz. Osman’ın (R.A.) şehâdetini netîce veren o elîm hâdisenin vukû’undan sonra izhâr ettiği zannıdır.

    Bu eleştirel bakış açısıyla anlattıklarım bu online gazetede yayınlanacak makâlelerin yayınlanmasından önce konusunun uzmanı kişiler tarafından dikkatlice tedkîk ve tashîh edilmeden yayınlandığı kanaatini bende oluşturdu. Bu tür konularda çok dikkatli ve seçici olunması temennîsiyle…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin