Erdoğan’a telefon değil mektup yağıyor

HABER ANALİZ | ADEM YAVUZ ARSLAN, WASHINGTON 

1 Mart 2021 itibariyle Ankara’nın Washington’dan beklediği telefon hala gelmedi.

Onun yerine yine Washington’dan ama Ankara’nın hiç de hoşuna gitmeyecek bir mektup geldi.

Üstelik bu son bir ay içinde gelen ikinci mektup. Her iki mektubun altında da ABD siyasetinin ağır toplarının imzası var.

Peki ama ne oluyor? Bu mektupların anlamı ne? Washington’da Ankara’ya dair nasıl bir politika takip ediliyor?

‘İNSAN HAKLARINI ÖNCELEYİN’

Önce son mektuptan başlayalım.

ABD Temsilciler Meclisi’nin 183 üyesi Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e hitaben bir mektup kaleme alıp “Joe Biden yönetiminin, Türkiye ile kuracağı ilişkili politikasını formüle ederken sorunlu insan hakları meselelerine de vurgu yapmalı” çağrısı yaptı.

Mektupta Türkiye’nin önemli bir NATO müttefiği olduğu hatırlatılıyor ancak Erdoğan yönetiminin insan hakları ihlalleri de tek tek sıralanıyor. Mesela “2016 yılından beri Türkiye’de, 80 binden fazla Türkiye vatandaşı hapsedildi, 1,500’den fazla STK siyasi muhalefeti bastırmak için  kapatıldı” deniyor.

Hatta Erdoğan’ın korumalaranın 2017 Mayıs’ında Washington’da estirdiği terör de hatırlatılıyor. Mektubun imzacıları arasında Dış İlişkiler Komitesi başkanı Greg Meeks ve yine önemli isimlerden Mike McCaul var.

Hatırlanacağı gibi 10 Şubat’ta da Senato’dan benzeri bir mektup Başkan Joe Biden’a gönderilmişti. 100 üyeli Senato’nun 52 üyesi – ki aralarında hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların ağır topları vardı Başkan Biden’a Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı daha duyarlı olma çağrısı yapmıştı.

Her iki mektupta da “Türkiye’nin berbat insan hakları ihlalleri” ve “demokrasinin geriye gidişi” genişçe yer aldı.

Şöyle bir durup durum değerlendirilmesi yapalım: ABD yasama organının her iki kanadı, her iki siyasi parti, üstelik komite başkanlarından sembol isimlerine kadar herkes Türkiye ile ilgili ortak mektup yayınlıyor.

Öncelikle ABD sistemini bilmeyenlere hatırlatalım: ABD’de ‘partiler üstü’ metinler nadiren çıkar. Yani her iki partinin üzerinde ittifak ettiği konular azdır.

Bu açıdan bakılırsa Erdoğan büyük bir iş başardı ve bölünmüş ABD siyasetini kendisi üzerinden Türkiye konusunda birleştirdi.

Ayrıca ABD sisteminde Kongre çok güçlüdür ve geniş yetkileri vardır.

Yani Türkiye’de uygulanan çakma başkanlık sistemi değil gerçek bir başkanlık sistemi var ve Kongre’nin geniş yetkileri var.

TEPKİ TÜRKİYE’YE DEĞİL ERDOĞAN’A

Hal böyle olunca da Türkiye’yi ilgilendiren birçok konuda Kongre harekete geçebiliyor. Mesela önümüzdeki günlerde Erdoğan ve ailesinin şahsi mal varlıkları ve adlarının karıştığı illegal işlerle ilgili bir adım atarsa şaşırmamak lazım.

ABD Kongresi’ndeki Erdoğan aleyhtarı (Türkiye aleyhtarı değil) hava aslında sadece Beyaz Saray’daki yönetim değişikliğinden kaynaklanmıyor. Bir önceki başkan Trump ile birebir ilişki kuran Erdoğan yönetimi Kongre’yi tamamen dışlamıştı.

Erdoğan’ın milyonlarca dolar para akıttığı lobi şirketleri Trump ve ailesi ile yakın olmayı yeterli görmüştü. Yani bir yandan ABD’nin tepkisini çekecek adımlar atarken bir yandan da lehte hiçbir çalışma yapmadılar.

Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç adeta AKP Bayrampaşa İlçe Başkanı gibi davranıyordu. Elçilik bir trol üssüne dönüşmüştü. Erdoğan’ın korumaları Washington DC’de terör estiriyor, aralarında benim de bulunduğum gazetecilere saldırıyordu.

O yüzden bugün gelinen negatif tablonun sorumlusu doğrudan Erdoğan ve AKP yönetimidir. Bir başka ifadeyle Türkiye’nin itibarını beş paralık etme konusunda kimse AKP ile yarışamaz.

Peki bu mektuplar ve Washington DC’de oluşan Erdoğan muhalifliği Ankara-Washington ilişkilerine nasıl yansıyacak?

Erdoğan adına iyi olmayacağı açık.

Çünkü Biden’ın bir çok konuda Kongre’nin desteğine ihtiyacı var. Kongrede oluşan bu partiler üstü havaya karşı durmayacaktır.

Kaldı ki Biden’ın hem kafa yapısı hem de seçim vaatleri Erdoğan tarzı siyasilerle uyuşmasına engel olacak. Nitekim göreve geldiği günden bu yana attığı adımlar bunu gösterdi.

Mesela geçen hafta açıklanan Kaşıkçı Yaptırımları böyle bir sonuç.

2 yıl önce Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda vahşice katledilen gazeteci Cemal Kaşıkçı ile ilgili istihbarat raporu ve alınan yaptırım kararları Biden yönetiminin izleyeceği politikaları açık ediyor.

Her ne kadar Kaşıkçı cinayetinden veliaht prens Muhammed Bin Selman sorumlu tutulurken yaptırım kararlarına eklenmemesi eleştiri konusu olsa da ABD’nin Suud yetkililere yaptırım koyması yeni dönemin önemli bir göstergesi.

Burada ‘yeni dönem’ derken Biden yönetiminin İran politikaları ve otoriter rejimlerle mücadele konseptini kastediyorum.

Yani Biden mealen dedi ki: “Suudlar ne kadar önemli olursa olsun, ne kadar büyük bir silah alıcısı olursa olsun ben stratejik meseleleri insan haklarının önüne geçirmeyeceğim.”

CIA BAŞKANI; OTORİTER REJİMLERE ODAKLANACAĞIZ

Nitekim Trump döneminin en belirgin politikası stratejik önceliklerin belirleyici oluşuydu ve insan hakları kimsenin umurunda değildi.

MBS yaptırım listesine konmadı ama Biden yönetimi onu adeta yok sayıyor ki bu da MBS için büyük bir ceza sayılır.

Kaşıkçı Yaptırımlarının Türkiye’ye bakan bir tarafı daha var.

Washington’un uygulamaya başladığı bu yaptırımlar özetle dünyanın her yerindeki muhalif gazeteciler, siyasiler ve akademisyenlere yönelik saldırılara karşı yeni bir eylem planı içeriyor.

AKP’lilerin anlayacağı şekilde söylersek: Erdoğan rejiminin bürokratları, tetikçi trolleri bundan sonra gazetecileri taciz ve tehdit ettiği zaman kendilerini Kaşıkçı Yaptırımları kapsamında bulacaklar.

Varsa vizeleri iptal edilecek, yoksa da zaten alamayacaklar. Üstelik bu sadece ABD topraklarını kapsamayacak. ABD dışişleri yetkilileri yeni düzenlemenin Suudları hedefleyerek yapıldığını ancak Rusya, Çin ve hatta Türkiye için de uygulanabileceğini söylüyorlar.

Bir değer önemli detay şu: Kaşıkçı olayı gösterdi ki yapılan insan hakları ihlalleri, işkence ve kötü muamelelerde fatura bürokrasiye çıkıyor. Yani Erdoğan adına her türlü illegaliteye giren bürokratlar bundan sonra daha dikkatli adımlar atmalı. Zira kayıt altına giren her illegalitede fatura Erdoğan’a değil kendilerine çıkacak.

Bu arada yeni CIA Başkanı William Burns’ün Senato onay oturumunda sarf ettiği “Otoriter rejimlere yoğunlaşacağız” cümlesi de büyük resmi yansıtması açısından önemliydi.

Nitekim Washington Post’ta çıkan bir başka analizde Erdoğan ile ilgili olarak “Biden’ın muhtemelen Trump’a göre çok daha sert olacağını öğrenmesi gerekecek” denmesi de başkentteki havanın yansıması.

Sonuç itibariyle…

Erdoğan’ın Biden’dan, Hulusi Akar’ın Savunma Bakanı Loyd Austin’den beklediği telefon henüz gelmedi. Şu ana kadar gelmemesi zaten başlı başına güçlü bir mesaj.

Washington’da artık “Türkiye bizim için stratejik önemde bir ülke, Erdoğan ne yaparsa yapsın mesele değil” diyen bir anlayış yok.

Bu yüzden Erdoğan’ın beklediği telefon gelince de duyacakları pek hoşuna gitmeyebilir.

1 YORUM

  1. Bu yazdıklarınız bizi hep umutlandıriyor.sorun şu ki sonuç hiç değişmiyor.asla da değişmeyecek gibi duruyor.Allah (cc) dan ümit kesmek gibi düşünülmesin ama biz değil de bizim torunlar bari görürse mezarımızda huzur buluruz belki. (Yaşım 38 bu arada)

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin