Erdoğan’a hakaret ve kaçırılan ‘taviz’ skandalı!   

YORUM | ERHAN BAŞYURT

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Suriye’nin doğusuna girme ısrarı, telafisi güç krizlere doğru Türkiye’yi sürüklüyor.

Gelişmeler baş döndürücü hızla ilerliyor, ekseriyet Erdoğan’ı hedef alsa da Türk halkına ağır ekonomik ve siyasi faturalar çıkarıyor.

Tüm dünyada haber ve alay konusu olan Trump’ın 9 Ekim tarihinde Erdoğan’a gönderdiği mektup tam bir skandallar silsilesi… 

Trump, Türkiye’nin Suriye operasyonunun başladığı gün, çoğu kaynağa göre saat farkı nedeniyle savaş başladıktan sonra ulaştı, Erdoğan’a hitaben mektup kaleme aldı.

Mektup, diplomatik teamüller ve nezaketten çok uzak. Bir tehdit ve hakaret mektubu. 

Trump, Erdoğan’a 3 paragraflık kısa mektupta söyle sesleniyor;

‘’Sayın Cumhurbaşkanı, gelin iyi bir anlaşma yapalım! Binlerce kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulmak istemezsiniz ve biz de Türk ekonomisini mahvetmekten sorumlu olmak istemeyiz ve bunu yaparız. Size bunun bir örneğini Pastör Brunson olayında yaşatmıştım.

Sorunlarınızın bazılarını çözmek için çok uğraştım. Dünyayı yüzüstü bırakmayın. Harika bir anlaşma yapabilirsiniz. General Mazlum sizinle müzakere etmek istiyor ve daha önce vermedikleri bazı ödünleri vermeye niyeti olduğunu söylüyor. Size güvenerek, (Mazlum Kobani’nin) bana yazdığı, elime yeni ulaşan mektubu da ekliyorum.

Eğer bu işi doğru ve insani bir şekilde yaparsanız tarih de sizi iyi yazar. Eğer iyi şeyler olmazsa, sizi sonsuza dek hep bir şeytan olarak görürler. Sert adamı oynama. Aptallık etme! Seni sonra arayacağım”

Mektubun tercümesini BBC Türkçe servisinden aldım. Zira çok farklı çeviriler yapmak da mümkün. Mesela, ‘sert adamı oynama’ yerine ‘kaba adamı oynama’ ya da ‘kabadayılık yapma’ demek de mümkün.

Tek sayfada 3 kısa paragrafta 3 skandal ve mesaj var.

Birincisi, Erdoğan’a açık hakaret var. 

‘Binlerce kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulmak istemezsiniz…’’, ‘’doğru ve insani şekilde yaparsanız…’’ ve ‘’sert adamı oynama, aptallık yapma’’

Erdoğan, kendisini eleştiren kadın gazetecileri bile meydanlarda hakaret edip hedef gösterirken, ‘aptallık etme’ diyen Trump’a bugüne kadar tek kelime etmedi, edemedi.

Trump ile bu mektubu aldıktan sonra da telefonla konuştu, konuşabildi.

Son olarak Trump’ın, Türkiye ve YPG arasında arabuluculuk için gönderdiği heyeti (Skynews’e heyetle görüşmem, muhatabım Trump’tır dediği halde) dün kabul etti.

İkincisi, Türkiye’ye açık tehdit var. 

Türk ekonomisini mahvetmekle açıktan tehdit ediyor. ‘’Bunu yaparız…’’ diyor.

Erdoğan’a, Pastör Brunson’ı hatırlatıyor. ‘’O zaman yaşatmıştım…’’ diyor.

Mektup, Pastör Brunson’un Trump’ın ekonomik yaptırımına boyun eğerek serbest bırakıldığını, Türkiye’de bağımsız ve adil bir yargının olmadığının da teyidi.

Erdoğan, bu açıktan yazılı tehditlere de kendisine yapılan açık yazılı hakaret gibi sessiz kaldı. Boyun eğdi.

Kendi masum vatandaşlarını hukuksuzca cezalandırmak için ‘kurt’ kesilen iktidar, güç ve tehdit karşısında ‘kuzuya’ dönüyor.

Üçüncüsü, operasyon batağa dönüşmeden, Türkiye’nin istediklerini diplomasi yoluyla ‘taviz’ ile elde etme fırsatını kaçırdığını gösteriyor. 

Trump, diplomatik teamüllere aykırı şekilde, vaadin bağlayıcı olması için kendisine gönderilen özel mektubun bir kopyasını da Erdoğan’a gönderiyor.

Kanaatimce skandal mektubun en önemli kısmı bu… Ne var ki, kamuoyuna yansıyan tehdit ve hakaret ifadelerinin gerisinde kalıyor.

Trump, YPG’nin müzakere etmek istediğini ve daha önce vermedikleri bazı ödünleri (tavizleri) vermeye niyetli olduğunu söylüyor.

‘’Harika bir anlaşma yapabilirsiniz. General Mazlum sizinle müzakere etmek istiyor ve daha önce vermedikleri bazı ödünleri (tavizleri) vermeye niyeti olduğunu söylüyor. Size güvenerek, (Mazlum Kobani’nin) bana yazdığı, elime yeni ulaşan mektubu da ekliyorum…’’

Trump’ın ‘General Mazlum’ dediği isim Suriye Demokratik Güçleri’nin komutanı. 

Türkiye tarafından ‘kırmızı bülten’ ile aranıyor. PKK’nın özel kuvvetler komutanlığını bir dönem üstlenmiş ve Suriye savaşı sonrası bölgeye gönderilmiş. 

Gerçek adı, Ferhat Abdi Şahin… Afrin doğumlu… Öcalan, Suriye’de iken 1990’larda karargahında idari işlerde görev almış biri…

ABD, uzun süredir Suriye’de SDG ile ortak konumundaydı. Binlerce ton silah yardımını SDG’ye yapıldı ve eğitim verildi. Mazlum Kobani, Trump ile direkt telefon ile de görüşebilen bir isim… 

İleride, Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi Suriye’nin kuzeyinde ikinci bir Çekiç Güç hikayesinin bu ilişkiden doğacağından şüphe yok. 

Türkiye’nin tüm bu süreçler boyunca seyirci kaldığını not edelim ve tekrar mektupta ortaya konulan ‘‘daha önce vermedikleri tavizleri’’ ifadesine dönelim…

Türkiye bu teklifi ve oluşan barış yoluyla kazanma fırsatını elinin tersi ile iterek, savaşı tercih ederek, ’’terör örgütü ile masaya oturmam’’ diyerek kendini ve halkı kandırıyor. 

PKK ile Oslo’da ve İmralı’da Öcalan ile defalarca masaya oturdular.

Hatta, Kandil’in Oslo görüşmelerine direkt temsilci göndermesi için Erbil’e MİT tarafından özel uçak gönderildiği bile ortaya çıktı.

Dahası, terör örgütleriyle görüşme ve müzakereleri, MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılması üzerine, suç olmaktan çıkaran yasa çıkardılar ve görevli olanlara dokunulmazlık getirdiler.

İktidarın YPG hassasiyeti de aynı şekilde sonradan nükseden bir olay…

Kobani’ye, Barzani’nin ağır silahlarını Türkiye üzerinden şov yaparak göndermesine ve ağır silahları orada bırakmasına Türkiye izin verdi.

Kobani’da yaralanan YPG milisleri, Türkiye’de tedavi edildi.

YPG’nin siyasi kanat sorumlusu Salih Müslim, Ankara’da kırmızı halı ile karşılandı, ağırlandı…

Süleyman Şah Türbesi’nden, sanduka yine YPG desteğinde ortak operasyon ile nakledildi ve YPG bölgesine izinle gömüldü.

Türkiye, son olarak ABD ile müşterek operasyonları da YPG bölgesinde, YPG’nin 12 km çekilerek boşalttığı bölgelerde gerçekleştirdi…

Sonuç olarak, YPG taviz vermeye razı idiyse, ABD çekilmiş Türkiye sınıra dayanmış iken, yazılı bir taahhüt varken Türkiye bunu tek kurşun atmadan fırsata dönüştürmek ve kazanımlar elde etmek yerine savaşı tercih ettiyse, diplomasi yerine savaşı tercih ettiyse, ülkeyi bir batağa sürüklediyse, bundan daha büyük bir skandal olmaz…

Türkiye, ‘General Mazlum’un Trump’a vadettiği tavizi içeren mektubu bir an yayınlamalı.

Şayet taviz vaadi açık olduğu halde müzakere yerine savaş tercih edildiyse, sivil ve asker kayıpları verdiğimiz, bölgede sivillerin de hayatları kaybetmesine neden olduğumuz kanlı bir süreç tercih edildiyse, bundan daha büyük skandal olmaz…

Şayet ‘‘daha önce verilmemiş tavizler’’ yazılı taahhüt edilmişse, Türkiye buna rağmen ABD’nin ekonomik ve askeri yaptırımlarına, Avrupa ülkelerinin kınama ve askeri ambargolarına maruz kalacak sürece sürüklendiyse, Erdoğan’ın ‘’sivil katliamları’’ nedeniyle insanlık suçu işlemekle suçlandığı bir noktaya gelindiyse, bundan daha büyük skandal olmaz…

Şayet ‘taviz’ vaadi kati ve netse, YPG ile ABD ilişkisini sınırımızda bitirelim derken, YPG’liler bu kez de yıllarca PKK’nın hamiliğini yapan Esed yönetiminin kucağına itildilerse, Türkiye artık Afrin ve Idlib’te bile tutunamayacaksa, bundan daha büyük skandal olmaz…

Türkiye, kaba ve tek adama dayalı siyasetin, dış politikayı iç politikaya malzeme yapma arayışının bir kez daha kurbanı oluyor.

Gerginlik tırmandırma ve kriz büyütme siyaseti, fırsat ayağa gelmişken diplomatik yoldan kazanca dönüştürülemedi ve ülke ekonomik ve siyasi bir batağa sürüklendiyse, bundan daha büyük skandal olmaz…

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin