Erdoğan kimin adına konuşuyor?

YORUM | NEVİN ERDEM 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi Selahattin Demirtaş hakkında nihai kararı verdi. Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle koruma altına alınan haklarının ihlal edildiğini tespit ederek, derhal serbest bırakılmasını istedi.

Erdoğan derhal cevap verdi: Bu karar bizi bağlamaz!

Nasıl yani? ‘Biz’ derken, ‘siz’ kimsiniz?

AİHM bir mahkeme, aynen Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, ağır ceza mahkemeleri, asliye ceza mahkemeleri gibi.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Anayasa’nın 90. maddesi çok açık. Bu mahkemenin kararları, diğer mahkemelerin kararları ne kadar bağlayıcı ise, en az o kadar bağlayıcı.

AİHM kararlarının bağlayıcılığı konusunda, en ufak bir tereddüt olmadığına göre, “Bu karar bizi bağlamaz” safsatası nasıl dillendirilebiliyor?

Erdoğan kimin adına konuşuyor?

Yasama organı adına mı, yürütme adına mı, yoksa yargı adına mı?

Yasama organı, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi adına konuşuyorsa, bu şekilde konuşamaz. Zira Anayasa’nın 90. maddesi, meclisin konuşmasıdır. Meclis iradesinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Bu madde orada durduğu sürece, kimse AİHM kararı bizi bağlamaz, diyemez.

Yürütme organları adına konuşuyorsa, Anayasa bu konuda da çok açık: Yürütme organları kanunlara ve Anayasa’ya uygun bir şekilde görevlerini ifa ederler. Anayasa’nın  138. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, “mahkeme kararlarına uymak zorundadır”lar.

Yargı adına konuşuyorsa, Anayasa’nın 138. maddesinin ikinci fıkrası aynen şöyle der: “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”

Demokratik rejimlerden diktatörlüklere kadar siyasal rejimler, yasama, yürütme ve yargı arasında kurulan ilişkiye göre tanımlanırlar.

Demokrasilerin olmazsa olmazı kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Yani yasama, yürütme ve yargının ayrılığıdır.

Erdoğan’ın ‘bizi bağlamaz’ derken, kimin adına konuştuğu bu açıdan çok önemli.

AİHM kararının ardından, yapılması gereken Demirtaş’ın derhal tahliyesiydi. Ama aradan geçen bu kadar güne rağmen Demirtaş hala cezaevinde.

Erdoğan kimin adına konuştuğunu açıkça söylemiyor ama bir gerçek var ki, Erdoğan’ın sözlerini dikkate almayarak, sadece hukukun gereğini yapıp Demirtaş’ı tahliye edebilecek bir hakim yok yargı mekanizmasında.

Erdoğan’ın 15 Temmuz bahanesiyle hakim ve savcıların üçte birini ihraç edip, yerlerini AKP teşkilatlarından hakim ve savcılarla doldurarak, yargıyı tamamen kendisine bağladığı bir sır değil.

Yargı bağımsız olsaydı, ‘yüksek’ iken alçaltılan Hakimler ve Savcılar Kurulu bir açıklama yapar ve “Siz iyi misiniz sayın Cumhurbaşkanı, AİHM kararı sadece sizi ve bizi değil, 82 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının her bir ferdini bağlar” derdi.

Yargı bağımsız olsaydı, ilgili mahkeme, AİHM ihlal kararını verir vermez, AİHM’nin 46. madde hatırlatmasına dahi gerek kalmaksızın, Demirtaş’ı derhal tahliye ederdi.

Hakimlik onurlu bir meslektir. Bu onurun temel kaynağı ise, bağımsız ve tarafsız karar verebilmektir.

Meslektaşlarının birçoğu cezaevi hücrelerinde beşinci yıllarını tamamlamaya doğru giden görevdeki yargı mensupları, onurlarıyla kişisel çıkarları arasında tercih yapmaya zorlanmış, maalesef onların seçimi bugünkü karanlık tablonun en temel unsurunu oluşturmuştur.

Demirtaş’ın tahliyesi zorunludur; ister sevin, ister sevmeyin, görüşlerine ister katılın ister katılmayın.

Özetleyelim:

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa’da açıkça yer almak suretiyle uyulması zorunlu temel bir metne dönüşmüştür. AİHM ise, o sözleşmeye uyulup uyulmadığını denetleme yetkisine sahip mahkemedir.

AİHM, Demirtaş ile ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin açıkça ihlal edildiğine ve Demirtaş’ın derhal tahliyesine karar vermiştir.

Nokta!

Bu aşamadan sonra, Demirtaş’ın yargılanmasıyla ilgili başka bir yorum yapılamaz. Yargısal faaliyet olarak son söz söylendi.

Bir hakimin Demirtaş’ı AİHM kararına rağmen tahliye etmemekte direnmesi, kendi varlığını inkardır. Kendisine bireylerle ilgili tutuklama, yargılama yetkisini veren kanunlar ve Anayasa, başka bir uluslararası mahkemeye de başka yetkiler vermiştir.

Erdoğan’ın “Bu karar bizi bağlamaz!” fermanının gölgesinde yapılan bir yargılama sözde yargılamadır, hakimlik sözde hakimliktir.

Son söz olarak şunu hatırlatalım: AİHM, bir hak ihlaline karar verdiği andan itibaren, Demirtaş’ı cezaevinde tutmanın Türk Ceza Kanunu’ndaki en hafif karşılığı, 109. maddede düzenlenen “Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma” suçudur.

Demirtaş’ın cezaevinde geçirdiği her an, ilgili hakimin suç işleme kastının yoğunluğunu artırmaktadır.

Hukukun üstünlüğüne uyandığımız bir sabah, hukuksuzlukların tüm failleri yargılanacaklar ve bu yargılamalarda AİHM’in bu kararları oldukça önemli deliller olarak mahkeme salonlarında okunacak.

Hep birlikte göreceğiz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin