Çin’in ‘Tek Kuşak Tek Yol’ projesi

YORUM | SÜLEYMAN C. KARAMAN 

Çin’in Tek Kuşak Tek Yol projesi ticari bir girişimden daha öte, Çin’in uluslararası politikasında derin değişimlerin sinyalini veren bir hamle. Çin ekonomisinin dış dünyaya açılması 1970’lı yılların sonunda Deng Xiaoping liderliğinde başlar. O zamana kadar sadece devletin kurumlarından oluşan ve merkezi planlama ile yönetilen ekonomiye özel sektörün girmesine izin verilir. O zamandan sonra hızla büyüyen ekonomi bugün dünyada ABD’nin ardından ikinci büyük ekonomi konumuna yükselmiştir. Ekonomisini özel kurumlara açmasıyla her ne kadar hızlı bir gelişme sergilese de, Çin’in dünya çapında pasif bir oyuncudan aktif bir oyuncu olmaya başlaması 2010’lu yıllarda ancak başlar. Tek Kuşak Tek Yol (TKTY) projesi de bu dünyaya açılım hamlesinin bir parçasıdır.

TKTY projesi ticaret, altyapı ve yatırım alanlarında, dünyanın en az 65 ülkesinde, dünya nüfusunun yüzde altmışından fazlasına hitap eden ve Çin merkezli bir proje. Bu projeye tahsis edilen kaynakların tahmini değeri 7 trilyon dolar civarında. Bu kapsamda Çin devlet kurumları birçok ülkede tren yolları, limanlar, hava alanları yaptı. Kenya’da tren yolu yapımı, Pakistan’da liman ve tren yolu inşaatı, Kamboçya’da hidroelektrik baraj yapımı gibi yüzlerce projeyi örnek verebiliriz. Çoğunlukla fakir ülkelere yapılan bu yatırımların stratejik finansmanı bu projelerin en çok sorgulanan yanını oluşturuyor. Bu ülkelere yapılan yatırımların maliyeti o ülkelere borç olarak yazılıyor ve bir vade içinde bu maliyetin Çin’e geri ödenmesi bekleniyor. Aksi takdirde, yani borç zamanında ödenmediği zaman, yapılan yatırıma Çin devleti el koyuyor ve idaresini tamamen üzerine alıyor. Yatırım yapılan ülkeler zaten fakir ve birçok problemi olan ülkeler olduğu için borçların zamanında ödenemeyeceğini öngörmek çok da zor değil.

Bildiğiniz gibi Çin devletinin ekonomisi büyük çoğunlukla ihracata dayalı bir ekonomi. Ekonomisini özel sektöre açtığı günden bu yana ucuz iş gücünün karşılaştırmalı üstünlüğünü kullanan Çin, üretime dayalı bir yol izleyerek dünyanın fabrikası olma konumunu sürdürüyor. Kullandığımız birçok şey Çin yapımı. Bu o kadar yaygın ki, sadece gelişmiş ülkelerde değil, gelişmekte olan ülkelerde bile Çin yapımı ürünler piyasaya hâkim. Kullandığımız bilgisayardan plastik oyuncaklara kadar neredeyse her şey Çin’de üretiliyor. İşte Çin’in bu konumu sürdürebilmesi, TKTY projesinin başarısına bağlı. TKTY projesi ile kurulacak ticaret bağları, inşa edilecek demiryolları ve limanlar, uluslararası arası ilişkiler Çin’in var olan potansiyelini koruması ve geliştirmesi için çok önemli. Üstelik proje kapsamında önerilen yollar gelişmekte olan ülkelerle sınırlı kalmayıp Avrupa ülkelerini de kapsıyor.

TKTY ile beraber birçok ülkede hayat standartlarında bir yükselme ve ticarette gelişmeler olması beklenmesine rağmen bu projenin Çin’in neo-koloniyalizm yatırımları olduğu korkusu, bu projenin diğer ülkeler tarafından endişe ile takip edilmesinin en büyük bir nedeni. Çin’in dünya çapındaki yatırımlarının şemsiye organizasyonu haline gelen TKTY projesi sadece diğer ülkelerde yatırım yapmakla kalmayıp, Sri Lanka gibi ülkelerde yapılan limanla beraber, çevresindeki araziyi de 99 yıllığına kiralayıp neredeyse kendi mülkü konumuna getirdi. Bu gibi adımlar dünya ülkeleri tarafından endişe ile izleniyor.

Çin’in TKTY projesi ile beraber dünya konumunda stratejik öneminin artmasına karşılık ABD de karşı bir uygulama olarak Birleşik Devletler Uluslararası Gelişme Finansal İşbirliği projesini hayata geçirdi ise de, Çin’in yaptığı hamlelerin yanında bu girişim çok küçük kalıyor.

Olayın başka bir yönü de bu kadar gayretlere rağmen Çin’in beklediği sonuçları alıp alamayacağı. Trilyonlarca dolar harcanmış olmasına rağmen bugün birçok ülke Çin’e karşı mesafeli durup Çin’in yatırımlarına temkinli yaklaşmakta. Bu tepkiler bazı gelişmekte olan ülkelerin devlet başkanlarının açıktan eleştirilerine kadar varıyor. Çin devletini açıkça emperyalist olarak suçlamış ya da TKTY projesini bir “borç tuzağı” olarak yaftalamış durumdalar.

Bir ülkenin gelişmesinde alt yapının önemi çok büyük, ama her şey de değil. Gelişmemiş ülkelerin en büyük problemlerinden birisi alt yapı eksikliği olmasına rağmen bu ülkelerin daha önemli problemi, kendi insanlarının algıları, temayülleri, medeni konumları. Çin, ABD ya da herhangi başka bir ülkenin sağlayacağı alt yapı çalışmaları ümit vaat etse de bir ülkeyi kurtaracak nihai çözümler değiller. Gerçek ve kalıcı çözüm, bir ülkenin kendi insanlarının üreteceği çözümdür.

TKTY gibi projelerin arka planında aslında büyük oyuncuların stratejik bir mücadelesini görmek lazım. Çin yükselen bir güç olarak artık sadece kendi bölgesinde değil, dünya çapında hamleler yapıyor ve bu hamleler ile var olan güç dengelerini değiştirebiliyor. Türkiye gibi ülkeler bu tür stratejik savaşların bir piyonu olmaktan öteye gidemiyorlar. Türkiye’nin NATO’ya girmesi ya da çok partili sisteme geçmesi de kaynağı dışarıda olan değişimler. Ama gördüğümüz gibi, görünürde çok partili bir ülke olsak bile aslında değiliz. Yani dışarıdan gelen yardımlar görüldüğü üzere çok da işe yaramıyor. İçerden gelen her türlü değişim teşebbüsünü de ezmek için her şey yapılıyor. Ama gün gelir tekerlek tümseği aşar, biz de daha özgür bir Türkiye görürsek mutlu oluruz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin