En aşağılık savaşı izlemeye hazır mısınız?

YORUM | NACİ KARADAĞ

Kaybedecek şeyiniz ne kadar çok ise girdiğiniz kavgada o denli şirretleşebiliyorsunuz. Atasözüne dönüşsün diye söylemiyorum bunu; iktidar cenahındaki yandaşların son günlerde artan sıklıkla girdikleri dalaşmalara bakarak bunu görmek mümkün.

Türkiye’de devlet öylesi dev yarasa bir balinaya dönüştü ki, sadece diş aralarına sıkışan artıklarla beslenen binlerce parazit oluştu. Buna bir de metabolizmanın bilinçli oluşturduğu planktonları eklersek bahsettiğimiz kitlenin boyutu hakkında fikrimiz oluşabilir.

Bir eleman vardı, Hizmet camiasının medya kuruluşlarında meşhur oldu, semirdi, bir tarz oluşturdu. Geleceğin iktidarda olduğunu gördüğü an trenden ilk atlayanlardandı. O kadar ki gazetecilik faaliyetinin yanında jurnalcilik yapmayı da kendine yediriyordu. Misal, gazete binasının etrafında dolaşıp matbaa işçilerine sanki tesadüfen denk gelmiş gibi “Şu kişi nerede, binada neler konuşuluyor?” gibi aklı sıra istihbarat topluyordu.

Bir gün bir belediye dergisinin yayınını üstlenen mahalle ajanslardan birinin sahibiyle rastlaştık. Bana, “Keşke siz paralel yapıdan olmasaydınız, dergileri beraber hazırlardık” deyince şaşırdım. Meğer bahsini ettiğim eleman bunlara telif usulü pek çok dosya hazırlayıp hiç de küçük olmayan meblağlar kazanıyormuş. “karaktersizdir ama en azından işini yapar” filan diyecek oldum, “Ne alaka internetten kopyala yapıştır ile dosyaları veriyor, çekindiğimiz için ses de çıkaramıyoruz. Geçen gün viskili yemek tarifini yayınladık bilmeden. Kaç bin dergi çöp oldu” deyiverdi.

Korkudan bırakın itiraz etmeyi, herifçioğlunun yaptığı hataları bile yüzüne söyleyemiyorlardı.

Avrupa Yakası’ndaki Burhan Altıntop, mafyatik iş adamı Osman Koçarslanlı’ya “sen benim sırtımı kaşı, ben senin sırtını haşıyım” diye bu güruhun temel anlayışını söylemiş meğer. Hepsi birbirinin sırtını kaşıyordu.

Kaybedecekleri şey büyük olduğu için, kolay kolay riske etmiyorlar, kavgaya mecbur olduklarında ise çirkinleşmenin şahikasını yaşıyorlardı.

İstanbul seçimlerinin tekrarlanmasının artında da bu birbirinin sırtını kaşıma döneminin son ermemesi mantığı vardı.

Seçimler 45 milyon TL’ye mal olmuştu ama AKP cenahı için bu rakamın sözü bile edilmez. Bakıyoruz sadece bir TRT dizisine 20 milyon TL’den fazla kaynak aktaranlar, ne idüğü belirsiz bir Okçular Vakfı isimli ucubeye bir kerede 1 milyon liradan fazla koltuk çıkanlar için 45 milyon para mı yani!

Kemal Öztürk isimli bir gazeteci var. Vaktiyle Anadolu Ajansı’nı filan yönetti. Ajans dediğime bakmayın devletin en ciddi ajansını beş paralık parti bültenine çeviren şahıstır kendileri. Son dönemde ekmek yediği yerler daralınca kendince “özgür bağımsız gazetecilik” filan goygoyculuğuna başladı. Geçen akşam televizyonda Pelikancıların koçbaşlarından biri ile tartışırken seyrettim Öztürk’ü. (Bu arada o yüzük nedir kardeşim. Youtube kanalına değirmen taşı gibi iki yüzükle aniden fırtlayan görüntü yüzünden abone olamayanlardanım)

Pelikancı rezil olmak gibi bir seçeneği olmadığı için döndü ve Öztürk’ü alenen tehdit etti; “yarın özgür medyada sizi herkes kınayacak!”

Özgür medya dediği malum, kendilerinin kontrol ettiği havuz bataklığı. Artık gizlemeye bile ihtiyaç durmadan doğrudan böyle tehditler edebiliyorlar.

Özellikle Erdoğan’ın çete merkezini alenen ziyaret etmesinden büyük güç almışlar belli ki.

Elemanın yengesi Hilal kaplan ise bir şahıs nasıl çirkinlikte zirve yapar her geçen gün yeni bir bayağılaşma rekoru kırarak cümle aleme gösteriyor.

Son olarak Yeni Şafak isimli havuz organının yazarı Özlem Albayrak’ı hedef aldı.

Albayrak her iktidar yandaşı gibi herhangi bir kriteri, prensibi, etik değeri olmayan biri. Yıllardır belediyeden aylık 4 bin 500 lirayı cukkalıyormuş. Ne hizmeti verdiği de belli değil. Bir başka yere dış hizmete filan yollama ayağına parayı işyerine gitmeden hesabına yatırtıyormuş.

Bunlar havuzdan geçinen yandaşlar için vakayı adiyeden şeyler. Özlem Hanım’ı kınayan Ersoy Dede sanki çok temizmiş gibi Albayrak’a vuruyor ama kaç yerden maaşlı olduğunu tam olarak bilen yok. Eşinin üzerinden aldıkları paranın da haddi hesabı yok Dede ailesinin.

Hilal Kaplan Salih Tuna namlı kişiyi ölümüne savunur. Çok sevdiğinden , bayıldığından filan değil. Tuna yapım şirketi vasıtasıyla başta ATV olmak üzere Tv kanallarını yıllardır söğüşler. Burhan Altıntop’un dediği gibi birbirini sırtını kaşıma durumundan başka bir şey değildir.

Düşünün “Abdulhamitiyedirmeyiz” diye tag açtırıyor birileri. Belli ki Pelikan çetesinin Adalet Bakanı’nı yemeye kalkıştığının farkındalar. Abdulhamit dedikleri sultan olan değil bakan olan. O da şeytanlaştırdığı cemaat üzerinden yükleniyor kendi bataklığının timsahlarına: “Beraber maklube kaşıklayan bize ders vermesin!”

Siyasal İslamcılar ahlaki üstünlüklerini, imanı hakikatlerle olan samimi bağlantılarını, samimiyetlerini, liyakatlarini, erdemlerini çoktan gömdüler. Şimdi hepsi birbirinin pisliğini çok iyi biliyor.

En ufak bir dalaşmada kenar mahalle kavgaları yanlarında entelektüel muhaverat kalıyor.

Bu nedenle bunlar arasında çıkacak savaşlar ülke tarihinin en aşağılık ve bel altı savaşı olacak.

Hazin ama yapacak bir şey de yok. Adetullahtandır bu kader.

Çekirdeklerinizi hazırlayın.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin