Düşünce özgürlüğü ağında 21 yıl sonra aynı eylem

Yaşar Kemal’in yazdığı makale nedeniyle yargılanmasına tepki gösteren aydınların başlattığı ‘suça iştirak etme’ eylemi 21 yıl sonra Düşünce Özgürlüğü Ağı ile yeniden hayat buluyor. Düşünceleri nedeniyle yargılanan kişilere destek olmak amacıyla katılımcılar’ kendilerini ihbar ediyor: ‘Eğer bu bir suçsa ben de bu suçu işliyorum’. Düşünce Özgürlüğü Ağı’nın koordinasyonu Berna Akkızal ile Türkiye’de ifade özgürlüğünü ve ihlaller karşısındaki girişimlerini konuştuk.

Her ayın ilk pazartesi günü bulundukları ildeki adliyeye giderek kendilerini ihbar ediyorlar. Düşünceleri nedeniyle yargılanan vatandaşların yanında yer alıyorlar. Tek amaçları ise kendilerinden farklı düşünenler de dahil olmak üzere herkesin ifade özgürlüğüne sahip çıkmak. Şubat ayında kurulan Düşünce Özgürlüğü Ağı, işte bu görevi yerine getiriyor. Yaşar Kemal’in yazdığı makale nedeniyle yargılanmasına tepki gösteren aydınların başlattığı suça iştirak etme, eylemi 21 yıl sonra Düşünce Özgürlüğü Ağı, ile yeniden hayat buldu. Aynı zamanda Düşünce Suçuna Karşı Girişim’in koordinasyonunu yürüten Berna Akkızal, kendileri için hiçbir görüş farkı gözetmeden sadece ifade özgürlüğü için mücadele ettiklerini belirtiyor. Akkızal, ülkede artan baskının yıllar sonra yeniden aynı eylemlerin yapılmasına zemin hazırladığına dikkat çekiyor: “İfade özgürlüğü iktidara göre değişen bir şey değil, gün geliyor hepimizin ihtiyacı oluyor. Bizim tek derdimiz ifade özgürlüğü.” Akkızal’la baskıların böylesine arttığı bir dönemde ifade özgürlüğü için mücadele ve Düşünce Özgürlüğü Ağı üzerine konuştuk.

Düşünce Özgürlüğü Ağı nasıl ortaya çıktı?

Aslında bu fikir 21 yıl öncesine dayanıyor. Yaşar Kemal’in 1995 yılında Der Spiegel dergisine bir yazdığı bir makale nedeniyle hakkında dava açılıyor. O dönemin koşullarıyla ilgili de entelektüeller, yazarlar bu duruma tepki gösteriyor. Hep beraber duruşmanın yapıldığı salona gidip kendilerini ihbar ediyorlar. “Bir makale yazmak suçsa biz de bu suça katılıyoruz” demiş oluyorlar. Böylece Şanar Yurdatapan öncülüğünde Düşünce Suçu’na Karşı Girişim başlıyor. Yıllar içinde biz başka işler de yaptık. Sürekli medya taraması yapıyoruz, alanımız sadece ifade özgürlüğü üzerine. Biraz ara vermiştik suça iştirak eylemlerine ama yeniden başladık. 12 Şubat 2016’da Ankara ve 17 Şubat 2016’da İzmir’de yapılan iki toplantı sonucunda, üç büyük ilden başlamak ve diğer illerde de duyarlı herkesin katılımına açık olmak üzere Türkiye Düşünce Özgürlüğü Ağı’nın oluşturulması için ilk adım atıldı. Bu ağ, büyük bir üst örgüt filan değil. Sadece bu konulara duyarlı insanların oluşturduğu girişimlerin eşgüdümü anlamına geliyor.

21 yıl önceki eylemlerin aynısını yapıyorsunuz. Sizi geçmişe götürenve buna iten ne?
İlk olarak Ayşe Çelik meselesiyle başladı bu. Kanal D’deki Beyaz Show’a katılan öğretmen Ayşe Çelik’in söylediklerinde suç unsuru ya da kimseyi rahatsız edecek bir şey yoktu. Hiçbir isim anmadı. Bunun üzerine tekrar toplanılıp sivil itaatsizlik eylemi yapma kararı aldık. Tekrar aynı eylemlere başladık. Mesela İmamın Ordusu kitabı toplatılmıştı, onun için de tepki gösterdik. Birçok kimsenin bilmediği bir eylemimiz de var. Recep Tayyip Erdoğan’ın da hapiste olduğu dönemde, “Bu da bir ifade özgürlüğüdür” denilerek onun suçuna da iştirak edildi. Bu tip işlerle uğraşanlar biraz daha sola yakınmış gibi gözükür ama bizim tek derdimiz ifade özgürlüğü. Çünkü ifade özgürlüğü iktidara göre değişen bir şey değil, gün geliyor hepimizin ihtiyacı oluyor. Bunun için mücadele ediyoruz.

Koordinasyonu nasıl sağlıyorsunuz? Bir çatı kurum mu var?

Bu çok gevşek bir yapı. Bunun bir yöneticisi yok. Biz sadece koordinasyonunu yapıyoruz. Çeşitli illerde insanlar bir araya gelmek istiyorlarsa ya da suça iştirak başvurusunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlarsa bu konuda destek veriyoruz. Kimseyi kendilerini ihbar etmeye zorlamıyoruz. Bu, gönüllü bir iş.

İfade özgülüğünün ne kadar hayatî olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz değil mi?
Kesinlikle. Biz düşüncenin içeriğine de bakmıyoruz. Nefret söylemi, hedef gösterme gibi durumlar olmadığı müddetçe bir fikri savunanların sonuna kadar arkasındayız. Ancak bu suiistimale de açık bir konu. Birileri çıkıp diğerlerini hedef gösteriyor. “Bu da benim düşünce özgürlüğüm” deniyor. Fakat bunun bir sınırı var. Siz bir kişiyi ya da topluluğu hedef gösteremezsiniz, lince yönlendiremezsiniz.

Diğer yandan çok sayıda hakaret davası da açılıyor. Siz bu
konuda ne yapıyorsunuz?

18 yaşından küçük çocuklar da hakaretle hiç ilgisi olmayan kişiler de yargılanıyor. Önümüzdeki ay bir davaya iştirak edeceğiz. Bir şahıs, Cumhurbaşkanlığı mitingleri sırasında ‘Hırsız var’ diye bir pankart açmıştı. Vatandaş, dönemin başbakanının korumaları tarafından şiddete maruz kalmış ve hastanelik olmuştu. Bunun üzerine korumalara dava açıldı ama takipsizlikle sonuçlandı. Avukatlar da bu takipsizliğe itiraz etmek için bir dilekçe yazdılar. O dilekçe nedeniyle avukatlara Cumhurbaşkanı’na hakaretten dava açıldı ve devam ediyor. Bir sonraki ay büyük ihtimal biz de bu suça iştirak edeceğiz.

Bu tarz davalar duyuldukça insanlardaki korku ifade özgürlüğüne engel oluyor.
Sosyal medyada bile yaptığınız bir paylaşım nedeniyle, hatta retweetiniz yüzünden size dava açılabiliyor. Bunun da bir sınır olması gerekiyor. Medyanın durumu ortada. Bir tek alanda değil, ifade özgürlüğü her alanda kısıtlanıyor. Bu sefer gazeteciler haber verme görevlerini yerine getiremiyor. Bizim güvenebileceğimiz tarafsız medya olmalı.

Peki bu suçlara iştirak ettiğiniz için size de dava açılıyor mu?
Ayşe Çelik’e destek olmaya karar veren 32 kişi hakkında dava açıldı. Bizim girişimimizin öncüsü Şanar Yurdatapan da bu kişiler arasında. İlk duruşma 23 Eylül’de görülecek. Burada komik olan şu: Ayşe Çelik’e soruşturma açıldığı duyulduğunda 32 kişi kendini ihbar etti. Dava öncelikle kendini ihbar edenlere açıldı. Ayşe Çelik’e değil. Hemen ertesi gün Ayşe Çelik’e dava açıldı. Yargı tuhaf işliyor. “Barış için Akademisyenler” inisiyatifinin bildirisi hakkında kendini ihbar eden 46 kişiye de dava açıldı.

Savcıların tepkileri nasıl oluyor?
Bazıları bu duruma sinirlenebiliyor. Bazılarının da çok hoşuna gidiyor. En son gittiğimiz ihbardaki savcı çok hoş karşıladı. Çünkü bu da bir yöntem. Yalnızca sokakta protesto etmek zorunda değilsiniz.

“Bu bir suçsa ben de bu suçu işliyorum”

Bu eyleme katılmak isteyenler sizi nasıl buluyor?
Bizim web sitemizde eylemler diye bir bölüm var. Şiddetsiz eylem, sivil itaatsizlik eylemleri gibi ne yapabileceğinize dair bilgiler bulabiliyorsunuz. Siteye girip öneride bulunanlar da oluyor ya da oluşturulmuş eylemlere katılanlar da. Bu kişiler kendi bilgilerini giriyor ve her ayın ilk pazartesi günü kendi illerindeki adliyeye gidip, “Eğer bu bir suçsa ben de bu suçu işliyorum” diyerek kendilerini ihbar ediyorlar.

Betül Tanrıseven

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin