‘Annelik kariyeri’ mi dediniz?

Aliye Çınar Köysüren

Annelik layıkıyla sadece ev hanımı olarak icra edilir düşüncesi gerçeklerle örtüşmeyebilir… Yalnızca ev hanımı olup, kendi ruhsal gelişimini tamamlama yolculuğuna çıkamayan, rutin ev işlerine mahkûm olan bir kadın, kendi olamadığı için iyi bir anne de olamayabilir… Resmin bu tarafını neden düşünmeyelim?

“Çalışıyorum diye annelikten imtina eden bir kadın, aslında kadınlığını inkâr ediyor demektir. Anneliği reddeden bir kadın eksiktir, yarımdır…” ifadelerini kullanan Sayın Cumhurbaşkanı’nın sözleri bizim toplumsal bir sorunumuza parmak bastı. İsterseniz konuyu bir toplumsal algı çözümlemesine çekelim ve okumamızı oradan sürdürelim. Son zamanlarda moda olan bu “annelik kariyeri” söyleminin neleri örttüğünü görmeye çalışalım.

Bir kere biz toplum olarak alternatifli düşünceye hiç mi hiç açık değiliz. Ya siyah ya da beyaz… Gri neden olmasın? Krem rengi de pekâlâ mümkün olabilir… Çünkü annelik layıkıyla sadece ev hanımı olarak icra edilir düşüncesi gerçeklerle örtüşmeyebilir… Yalnızca ev hanımı olup, kendi ruhsal gelişimini tamamlama yolculuğuna çıkamayan, rutin ev işlerine mahkûm olan bir kadın, kendi olamadığı için iyi bir anne de olamayabilir… Resmin bu tarafını neden düşünmeyelim?

Öte yandan çalışma hayatının yarışına kapılıp, İbn Arabî’nin ifadesiyle deniz suyundan içtikçe suya kanmayıp; bilakis susayan insan gibi “kazandıkça kazanmak isteyen” profilin marazî hali hem kadın hem de erkek için geçerlidir. Neden bunu sadece kadına indirgeyelim?
Bütün bunlar bir tarafa, yaşam alanlarımızda çocuklarımıza ne kadar yer açtık? Örneğin bir aile doktoruna uğradığımızda, odasında çocuklar için cazip dayanıklı bir maket oyuncak tasarlanmış mı? Farz edelim ki, hastanede bir yakınınızı ziyaret edeceksiniz… Bu durumda çocuğunuzu iki saatliğine gönül rahatlığıyla emanet edebileceğiniz bir mekân tasarlanmış olsa, iyi olmaz mı? Böylece hem nefesleneceğiniz, hem akrabanızın gönlünü alacağınız hem de çocuğunuzun farklı bir ortamla ve uyaranlarla (!) tanışacağı ara geçitten geçmiş olma farklılığını teneffüs etmiş olursunuz… Bir taşla üç kuş vurmak dururken, biz ısrarla tek taşla tek av mantığında ısrar ediyoruz. Avcı toplayıcı toplumlar bile alternatif arayışlarla verimi artırmışken, biz bunca imkânla neden hala tek-tip düşünmeye mecburuz? Yoksa farklı düşünmek işimize mi gelmiyor? Eğer öyleyse, bunun adını koymamız gerekir: Bu durumda basbayağı konformizmi seviyoruz diyeceğiz… Hem öyle hem böyle… çocukları bile kandıramıyoruz… Çünkü bunca uyarıcı karşısında onlar çok yönlü düşünürken, biz hayli yaya kaldık (!)

ALTERNATİFLİ DÜŞÜNEMİYORUZ

Bilgi çağı diyoruz… Söylem olarak güzel… Düşünün ki harikulade bir konferans tertiplenecek… Küçük çocuğu olan kadınlar, engelli konumunda olduğu için muhtemelen katılamayacak mı? Bu ihtimal nasıl hesaba katılmış olamaz? Ya çocukların daha iyi gelişimi konusu anlatılacaksa? Sadece yaşlılar ve erkekler mi gelmeli salona? Çocuklar için belirli saatlerde hizmet alınabilecek bir oyun parkı düşlenemez mi? Çocuğunu konferans salona getiren kadına bakışları hayal edebiliriz… Otur evinde, çekip çevir orayı (evinde çekmeye hatta çektirmeye devam edebilirsin…) ama senin neyine bu işler diyen bakışları makaslayamayız değil mi? Bu sorular yetmez mi, alternatifli düşün(e)mediğimizi göstermeye?

Belki de kadının yetkinleşmesini çok fazla istemiyoruz… Çalışacak, anne olacak, yardım alarak, evini belki de ev hanımından daha iyi çekip çevirecek… Bunca kimlik karşısında daha güçlü bir erkek gerekmez mi? Onca çetrefil yola girileceğine sermayeden çalarak, kadını daha yalın bir kimlikte tutabilmek (!) daha akıllıca görünüyor sanki…

B. Turner kendi olamayan kadınların pek çoğu nevrotik derken, sanki Fransa’dan değil de ülkemizden bahsediyordu… Hasta ve depresyon ilaçlarıyla birlikte var olmaya çalışan bir kadına eş olmak ve güçlü görünmek daha kârlı belki de…

Nevrotik ve depresif kadınların sayısı arttıkça, yarınlarımızdan çocuklarımızdan çalıyoruz? Peki, bu kadınların pek çoğu ev hanımı… Çalışmamak çözüm ise, meseleye buradan başlayabiliriz. Çalışan kadınlar ağır yük taşımaktan depresif ise; çalışmayan kadınlar da kendilerini istedikleri gibi ifade edememekten dolayı nevrotik salınım içindeler. Bu durumda konu bambaşka bir mecraya bürünüyor…

Konuyu klasik kadın-erkek konusuna bağlarsak, çözümsüzlüğe iteriz. Oysa konu çocuklarsa bunu ihmal etme lüksümüz yok. Sağlıklı kendi olabilen ve mutlu annelerin çocukları doyumlu, onaylı ve pek çok bakımdan sağlıklı olacaktır…

Mevzu, anne ol(a)mayan kadınlardı… Nerelere kadar geldi mesele… Tıpkı bir ayrık otu gibi, toprağın derinliklerine nüfuz etmiş vaziyette… Kadın sorununun da çok boyutlu yönlere yayıldığını, dallanıp budaklandığını görüyoruz böylece… Şu halde, önce kadına dair yatırım yaparsak, çoğu problemimiz de çözülmez mi? Tersinden okuduğumuzda böyle bir vaziyet çıkıyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin