Dört duvar arasında bitmeyen kâbus…

YORUM | ZAFER ÖZSOY

Meşhur Nasreddin Hoca fıkrasıdır. Hoca bir gün eşekten düşer, herkes bir şeyler söyler. Nasreddin Hoca bir müddet sonra durur ve der ki: “Bana eşekten düşen birini getirin!”

Bütün dünya pandemi ile kavruluyor. Ülkeler kapandı insanlar evlerinde kalmaya mecbur edildi. Kimlerle? Sevdikleri insanlarla, eşleri ve çocukları ile. Huyunu, suyunu bildikleri tanıdıkları insanlarla… Peki, aynaya bakın ve konuşun! Kaçınız daralıp, eşinize bağırmadınız. Çocuklarınızla kavga etmediniz.

Düşünün ki bir zorba sizi evinizden alıyor. Sevdiklerinizden koparıyor ve dört duvar arasına hiç tanımadığınız insanların yanına koyuyor. Her şey size yabancı. Duvarlar, demir parmaklıklar, tel örgüler, soğuk yataklar, metal bardak ve tabaklar… Ve tabii ki insanlar.

Uzun süre kendinize gelemiyorsunuz. Bu bir kabus uyanınca bitecek diyorsunuz. Uyuyorsunuz, sürekli uyuyorsunuz ama uyanıyorsunuz aynı yerdesiniz bu kabus bitmiyor.

Yeşilin rengini unutuyorsunuz. Hayatınızda sadece gri duvarlar ve paslanmasın diye antipas ile boyanmış kahverengi demir parmaklıklar kalıyor. Gökyüzünü bile tel örgülerin arasından görüyorsunuz.

Bir ay geçiyor, iki ay geçiyor, bir yıl geçiyor. Sizin de renkleriniz soluyor. Rengarenk, cıvıl cıvıl bir insanken bir müddet sonra duvarların ve tel örgülerin rengine bürünüyorsunuz.

Neden ben diye soruyorsunuz. Ben ne yaptım? Hayat acılaşıyor.

İlk başlarda sevdiğiniz, sizin gibi haksız yere aynı ortama düşmüş saygı duyduğunuz insanlar, artık size batmaya başlıyor. Hele 2-3 kişilik hücrelerde kalıyorsanız bu durum daha da ağırlaşıyor. Yemek yemesi, çekirdek çitlemesi, yürürken terliklerinin çıkardığı ses, hepsi size işkence oluyor.

15-20 metre karelik bir alanda bunu her gün yaşıyorsunuz. Gece uyumak için uyku ilacı, anti-depresan alıyorsunuz.

Kendinizi, “Benim daha önce bir hayatım var mıydı?” diye sorguluyorsunuz. Haftada bir telefonlar ve 15 günde bir yapılan görüşler sayesinde tutunuyorsunuz o cılız hayata. Ama bu bile batıyor artık size.

Kızıyorsunuz, her şeye kızıyorsunuz. Sizi bırakıp gidenlere kızıyorsunuz. Gidenler sizin için bir şeyler yapıyorlar mı bilmiyorsunuz, daha da kızıyorsunuz. Neler oluyor bilmiyorsunuz, kızıyorsunuz. Haber kanalları hep sizi anlatıyor, “Gerçekten biz bunları yaptık mı?” diyorsunuz. Bir müddet sonra “Galiba biz yaptık!” diyorsunuz gene kızıyorsunuz..

Bu kızgınlığı iki şey dindiriyor. Ya antidepresan alıyor etrafa melül melül bakıyorsunuz. Ya da Ra’d suresinin 28. ayeti sizi çağırıyor: “Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” Ve Allah’a sığınıyorsunuz.

4 yıl bu şekilde bitiyor. Sonra tahliyeniz geliyor. Tekrar mavi gökyüzünü göreceğiniz, çıplak ayakla toprağa çimlere basacağınız, çiçekleri koklayacağınız günler geliyor. İçiniz içinize sığmıyor. Ama yapmıyorlar. Her hafta anne ve babanız cezaevi yönetimine dilekçe veriyor. Savcı yok diyorlar. Dosya gelmedi diyorlar. Ve en sonunda sözlü ve yazılı pişmanlık göstermedi deyip komple reddediyorlar.

Ne yaparsınız?

Büşra Erdal’ın mektubunu okuyup da eleştiri yapanlara şunu demek istiyorum: Sınanmadığınız bir imtihan hakkında yorum yapmayın.

5 YORUMLAR

  1. Büşra hanımın mektubu ve kendisinin içine düştüğü duruma çok üzüldüm. Ama eleştirmedim, kınamadım onu. “Hubel, Hubel” diye bağırsa bile kınayamam. Zafer bey haklı, korkunç bir zulüm altında dayanma gücü tükeniyor. Ama anlamadıpım şey Tr724 bu haberi niye verdi? Maneviyatımızı altüst eden bir başlık ve üslupla.. Havuzculardan farkı yoktu haberi veriş tarzının. Nitekim sabah şeysi de üstüne atladı olayın, afiyetle haberini yaptı. İnşallah özgürlüğüne kavuşmasına vesile olur…

  2. Büsra hanimin cektigi sikintilari, acilari onu yasayanlar bilir. O konuda haklisiniz. Ancak yorum yapma hakkimizi kisitlayamazsiniz. Büsra hanimin mektubundan da anlasildigi gibi kendisi bir gazeteci olarak calismis. Burs almis okumus, gazetede calismis, heray maasini almis. Ne güzel. Daha sonra ne olmus. Bunlari anlamamis maalesef Büsra hanim. Kendi degimiyle 15 Temmuzda akli basina gelmis. Sonra Nazli hanim onu kurtarmis, cay bardagi duvardan gelmis, allahtan birsey olmamis. Kusura bakmayain bunlar bana malesef basit ve ucuz geldi. Disari cikmasi icin bunlari yazmak yetmiyor malesef. Örnek Demirtas, Kavala ve benzerleri. Cemaati elistirirsem beni hemen sali verirler. Bu böyle olmuyor Türkiye ´de ve Nazi Almanya´sin da da olmadi. Bu haberi yorumsuz vermek bence komik.
    Saygilarimla

  3. Büşra hanıma hak vermekle beraber,mektubunu ben de eleştiriyorum. Evet;bizler onlar gibi imtihan olmadık,onlar gibi daralıp bunalmadık,onların yaşadıklarını yaşamadık ama;sırf özgürlüğüne ve hayallerine kavuşmak için, namertlere,kalleşlere,halden anlamazlara yaranmak için,onların ekmeğine yağ sürüp,onları haklı göstermek için böyle bir tutum içine girmesini(celladının tuttuğu bıçağı öpmesini)asla tasvip etmiyor,zilletle dışarı çakmaktansa,izzetle içeride kalmayı daha onurlu görüyorum.Ahmet Altan’ı takdir ediyor ve kutluyorum.Sonuçta yorganda da ölüm var,urganda da.Bu zamana kadar sabretmiş,biraz daha dişini sıkmalıydı.Çoğu gitmiş hatta bitmiş.Eninde sonunda Allah ömür verirse o zindandan zaten kurtulacak.Ama oradan çıkarken,alnı ak ve başı dik olarak çıkmak,çok farklı bir duygu olsa gerek.Allah tüm mazlum ve mağdurların üzerine sabır yağdırsın,tez zamanda bir fereç lutfeylesin. Amin.

  4. Hz Bilal ra. ve Bediüzzaman duruşu bekliyorduk….

    Benim darbeyle ne alakam var ki, bunca zülmü bana yapıyorsunuz demeliydi.

    Bu,beklenen duruş değil, tükeniştir.

    Kendisinin masumiyetini ve hukukunu savunmalı. Başkalarını suçlayarak zalimlerden kurtulamaz…

    Bediüzzamanı Bediüzzaman yapan zülüm karşısındaki duruşu ve mücadelesidir.

    Büşra hanımı zaten bırakacaklar, en büyük kazancı ve başarısı duruşu olacaktı.

    Birilerinin bize yalan konuştuğu kesin. Doğrusunu Allah biliyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin