Cezaevinden mektup var: Bu virüs ‘siyasi suçlu, gel böyle’, ‘adli suçlu, sen geri dur’ deyip insan seçmiyor

Tr724 HABER MERKEZİ

Dünyada on binlerce kişinin ölümüne sebep olan koronavirüs salgını sonucu birçok ülkede cezaevleri boşaltılırken Türkiye’de ceza infaz yasasının halen çıkarılmaması hem tutukluları hem de aileleri tedirgin ediyor.

Bir tutuklunun cezaevinden gönderdiği mektubu köşesine taşıyan Emin Çölaşan ‘Bir cezaevi feryadı’ başlığıyla cezaevlerinin durumunu ortaya döktü. Cezaevlerinde koronavirüse karşı alınan önlemlerin yetersiz olduğu ve virüsün sıçraması durumunda önü alınamaz bir felaketin yaşanacağının anlatıldığı işte o mektup:

Bir cezaevi feryadı

Sevgili okurlarım, herhangi bir cezaevinden herhangi bir hükümlü tarafından avukatı aracılığı ile gönderilen mektubu biraz kısaltarak sizlere iletiyorum. Lütfen dikkatle okuyunuz. Bu salgın şu anda yaklaşık 300 bin kişinin yatmakta olduğu cezaevlerine sıçrar ve yayılırsa işimiz çok daha zorlaşacaktır. Hükümlünün ismini vermiyorum:

Adalet Bakanlığı, sizin yazınızın ardından birçok kez açıklama yaptı. Özetle; ‘Cezaevlerinde tedbir alındı, temizlik malzemesi dağıtıldı’ denildi. Evet, temizlik malzemesi dağıtıldı ama şu ana kadar sadece bir kere yarım şişe çamaşır suyu verildi, bir kere de koğuşa gelip etrafa iki fısfıs yapıp gittiler… Sonuç; yaptık mı yaptık, tedbir aldık mı aldık!

Peki bunlar ne kadar gerçekçi önlemler?

-Açık ve kapalı görüşler iptal oldu, onun yerine ekstra telefon hakkı tanındı. Allah razı olsun. Peki ben çıktım kullandım telefonu, sonra yandaki koğuş aynı telefonu kullandı, sonra bir yandaki… Hepimiz aynı ortak telefonu kullanıyoruz. Hatta bütün cezaevi aynı telefonları kullanıyor. Peki arada bu telefonları dezenfekte eden var mı? Tabii ki yok. Demek ki tek bir kişide virüs olsa, bütün mahkumlara bulaştırmak bu kadar kolay. Burada cezaevi yönetimlerinin suçu veya tedbirsizliği yok. Bakanlıkça temin edilip gönderilmeyen dezenfektanları nereden bulup uygulasınlar.

-Savunma hazırlamak ve dijital evrakları incelemek için bilgisayar kullanıyoruz. Klavye, mouse, bilgisayar masası, sandalye… Acaba şu ana kadar bir kez olsun dezenfekte edildi mi?

-Bilgisayar odasına gidip gelirken koridorda duvara asılmış koronavirüse karşı alınması gereken 14 başlık adı altında ilanları okuyoruz. Mahkumlar ve personel bilinçleniyor, çok harika… Lakin maddelerden bir tanesi çok manidar. Diyor ki; elbiselerinizi 60 ile 90 derece sıcaklık aralığındaki sıcak suyla yıkayınız. Özür dilerim ama 16, bazıları 24 kişilik koğuşlara 1.5 saat sıcak su verilmekte ve adam başı 5 dakika sıcak su düşmekte. Kişisel temizliğimizi dahi yeteri kadar yapamazken; 60 derecede sıcak su bulup elbiselerini yıkayabilen varsa beri gelsin!

-Bir banyo, bir WC, bir lavabonun olduğu 25 metrekarelik ortak alanda 16 kişinin yaşam mücadelesi verdiği yerde sık sık yaşanan su kesintilerinden bahsetmek istemiyorum. Bu konuda artık çok tecrübeliyiz, koğuşun her yeri yedek su şişeleriyle dolu!

Avukat görüşü, revire gitmek, telefon görüşü, bilgisayar için, baş memurla görüş için her ne olursa olsun koğuştan girdin çıktın, üstün başın her yerin detaylı olarak infaz koruma memurları tarafından  aranır. Tabii ki de işin doğası gereği arama yapılacak, burası cezaevi. Benim burada anlatmak istediğim, üzerinde durduğum husus, cezaevinden dışarı çıkan, virüse istemeden maruz kalan ve cezaevine taşıma olasılığı çok yüksek olan gardiyanların mahkumlarla devamlı fiziki temas halinde olduğudur. Acaba şu ana kadar bir gardiyana korona testi yapıldı mı? Veya cezaevine giriş çıkışlarda termal kamera ile kontrol var mı?

Bu husus çok önemli! Sadece biz tutuklu/hükümlüler için değil, gardiyanların da hayatı büyük risk altında… Her fiziki temas bir izdir ve bu iz bütün cezaevini geziyor. Her üst aramasından sonra gardiyanların ellerini dezenfekte etmesi gerekirken biz şu ana kadar böyle bir şeye şahit olmadık.

Televizyondan, gazetelerden izliyoruz. Halkımız iki gün eve kapanıp duramadı. Can tatlı yani…Her an virüs kapma riski yüzünden artan kaygılar kapalı ortamlarda panik ataklara sebep oldu. Peki herkesin canı can da bizimkisi ne? Biz bu dört duvar arasında ne yapalım? Tek bir infaz koruma memurunun getireceği hastalık mikrobuyla bütün cezaevi hastalanacak. Elimiz kolumuz bağlı olarak kaçınılmaz sonun geleceği günü bekliyoruz. Tedirginlik, korku…Psikolojimiz altüst oldu…

İnfaz yasasını çıkarmak için, cezaevine hastalığın yayılması mı bekleniyor? Bu hastalığı virüs kaptıktan sonra cezaevlerini boşaltmanın ne anlamı kalacak? Uzmanlar tedbir almakta kaybedilecek zaman yok diye bas bas bağırıyor. Bazıları ise ‘dur bir bakalım, sonra boşuna infaz yasası çıkarmış olmayalım, belki bir şey olmaz’ şeklinde akıl ve mantığın algılamakta zorlandığı yorumlar yapmakta. İran gibi diktatörlüğün zirve yaptığı bir ülkede dahi cezaevleri daha virüs görüldüğü anda kapatıldı. Peki ya bizde durum ne?

Olağanüstü koşullardan geçtiğimiz bugünlerde hayati öneme sahip olan ‘infaz yasası’ talebimizi koronavirüs fırsatçılığı olarak değerlendiren kişiler var. Üzülerek görüyoruz ki aralarında gazeteciler de var. Bu ne çirkin bir bakış açısıdır…Nefret ve öfkeden dolayı kişilerin bu denli militanlaşması, gözünün kör olması, kalbinin katılaşması, vicdanının kuruması ve insanlığı unutması karşısında ürperiyoruz.

Bu virüs ‘siyasi suçlu, gel böyle’, ‘adli suçlu, sen geri dur’ deyip insan seçmiyor. Zengin, fakir, sağcı-solcu, ateist-dinci ayrımı da yapmıyor!

Cezaevinde bulunan mahkumlar hastalanıp, cezaevleri toplu mezar haline geldiği zaman mı farkımıza varılacak?

Bildiğimiz kadarıyla bu tutukluların şu anda tutuksuz yargılanmaları önünde hiçbir yasal engel yok. Adli kontrol şartıyla bugün cezaevinden gönderilebilir. Ne infaz yasası, ne başka bir şey. Yeter ki siyasetten bağımsız olarak yargı organlarımız, ölçülemeyecek derecede hayati tehlikeye sebebiyet veren bu durum karşısında vicdani kanaatlerini ortaya koyarak karar versinler. Bütün tutuklular adli kontrol şartıyla tutuksuz olarak yargılanmaya devam edebilir. Adaletin yerine gelmesi noktasında hiçbir aksaklık yaşanmaz.

Bunun yanında, terör yasasında yapılacak değişiklik yıllardır beklenen bir konu…Şiddete bulaşmamış, sadece düşüncesinden dolayı insanlar yıllarca cezaevinde yatmıyor mu? Ayrıca infaz yasasında yapılacak düzenlemeler sayesinde yaşlılar ve kronik hastalar teknoloji sayesinde elektronik kelepçe koluna, bacağına takılarak cezasını evinde tamamlasın. Kendisi için beklenen konumdan milim dahi kımıldayamaz. Teknoloji kullanarak hem cezaevlerini boşaltırsın hem de hükümlülerin cezalarını tamamlatırsın. Denetimli serbestlik konusu ise düzenleme bekleyen ayrı bir konu…

Yeter ki niyet olsun…Samimiyet olsun…

-Koronavirüse karşı hiç olmadığı kadar milli birlik ve dayanışma örneği sergileniyor. Siyasetüstü bir yaklaşımla tüm partiler alınan tedbirleri ve önlemleri destekliyor. Çünkü bu mesele siyasi bir çıkardan öte hayati bir meseledir.

-Az öncede bahsettiğim üzere alınan tedbirler cezaevlerinde yetersiz kalmakta. Her an hastalık mahkumlarda ve gardiyanlarda başlayabilir. Allah korusun, cezaevlerinde yaşanacak bir salgın sonucu binlerce insanın vefat etmesinin sorumluluğunu hangi siyasetçi üstelenecek?

-İnfaz düzenlemesinde; pazarda karpuz seçer gibi halen suç ayrımı yapılması konunun ciddiyetinin farkına varılmadığını, yine göstermelik olarak kamuoyunun oyalandığını veya siyaset gütmekten öteye gidilmediğini düşündürmekte.

Geçen hafta 19 Mart günü yayınladığınız yazıdan sonra mahkumların basın yayın kuruluşlarına faks/mektup göndermesinin yasaklandığı söyleniyor. Resmi olarak sesimiz kesildi, fiziki olarak da koronavirüs sebebiyle yakında soluğumuz kesilmeden siz bizim sesimiz, nefesimiz, soluğumuz olun. Saygılarımla.

NOT: Bakan Bey’den yeni bir açıklama geldi ‘Cezaevlerinde hiçbir vakamız yoktur’ diye… Acaba biz uykuda iken birisi gelip koronavirüs testi mi yaptı bize? Çünkü 14 günde bir olan revir hakkımız dahi iptal edildi. Doktor yüzü görmüyoruz. Acaba Bakan Bey hangi veriye dayanarak bu açıklamayı yaptı? Test olmazsa elbette ki vaka olmaz. Derdi günü kurtarmak olanların yanında bizim derdimiz hayatımızı kurtarmak!”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin