Ceylanpınar kime yaradı?

YORUM | SEFER CAN

Son günlerde önemli ‘aklanma’ haberleri geliyor. Birincisi çok konuşuldu, 15 Temmuz’dan sonra gözaltına alındığının 13. günü hayatını kaybeden öğretmen Gökhan Açıkkollu görevine iade edildi. İşkenceyle öldürüldüğü raporlarla tescil edilen Gökhan Öğretmen’in ölüsüne en az dirisi kadar işkence yapmışlardı. Mezar yeri, cenaze arabası ile imam verilmemiş ve hainler mezarlığına gömülmek istenmişti. Şimdi pardonla geçiştiriliyor. Diğer haberler de en azı bu kadar önemli. Çözüm sürecini bitiren iki olayın faili olarak aylardır tutuklu bulunan altısı çocuk 15 kişi hakkında beraat kararı verildi.

22 Temmuz 2015 günü Ceylanpınar’da iki polis, evinde başlarından vurularak öldürülmüştü. Dördü tutuklu dokuz sanığın suçsuzluğu ortaya çıktı. Aynı şekilde bir gün sonra öldürülen trafik polisi Tansu Aydın’ın cinayetiyle ilgili tutuklu bulunan 6 çocuk da beraat etti. Mahkeme, tek kanıtın yüzde 50 oranında zihinsel engelli olduğu anlaşılan A.Ç. adlı çocuğun anlatımlarından oluştuğunu, suçlanan diğer beş çocuğun olay anında şehrin başka noktalarında bulunduğunu belirterek, beraate kararını gerekçelendirdi. Oysa çok zor davalar değildi ve 10 kişi aylarca tutuklu yargılanmayabilirdi. Türkiye’deki hukuk kalitesini gösteren iki acı örnek daha. Ceylanpınar Davasında yargıçlar herhalde borçlu çıkmamak için cinayetten beraat verdiği sanıklara propagandadan  bir yıl altı ay ceza kesmiş. Dosyanın konusu olmayan ve sanıkların savunmalarının bile alınmadığı sosyal medya paylaşımları cezanın bahanesi olmuş.

Ceylanpınar Cinayeti tam bir komplo ve sabotaj örneği olarak kayıtlara geçti. Olayın serencamını kısaca hatırlayalım: Şanlıurfa Ceylanpınar’da iki polis evlerinde şehit edilmişti. İki gün önce Suruç’ta patlayan bomba, Kobani’ye yardım götüren sivilleri hedef almış ve katliam yaşanmıştı. Polisleri katleden komplike eylem PKK tarzına pek benzemiyordu. Dağ taş polis ile asker doluydu ve hepsi kolay hedefler olarak pusuya düşürülüyordu. Polislerin karşı dairesini kiralamak, çilingirle kapı açtırmak, infazı yapıp kayıplara karışmak… PKK pek bu tür şeylerle uğraşmazdı. Ama bir sürpriz oldu, PKK’nın yayın organı Fırat Haber Ajansı, HPG Basın İrtibat Merkezi’nden yapılan açıklamayı yayınladı. Açıklamada “22 Temmuz günü bir Apocu fedai timi, Suruç katliamına misilleme olarak bugün sabah 06.00 sularında Ceylanpınar’da DAİŞ çeteleriyle işbirliği içinde olan iki polise karşı bir cezalandırma eylemi gerçekleştirmiştir” deniliyordu. Yani PKK, basın açıklamasıyla olayı üstleniyor, ajansı da bunu duyuruyordu. Kamuoyu tepkileri üzerine KCK Dış İlişkiler Sözcüsü Demhat Agit “Bunlar PKK’dan bağımsız birimler. Bize bağlı olmayan, kendi içlerinde örgütlenmiş olan yerel güçlerdir.” Şeklinde düzeltme yapmak zorunda kaldı.

15 Temmuz’dan sonra tarih yeniden yazılırken Ceylanpınar saldırısı da muaf kalamazdı, başlıklar hazırdı “Ceylanpınar’da FETÖ şüphesi”. İlk sorgudan sonra şüphelileri tutuklayan hakim 16 Temmuz’da tutuklanan üç bine yakın yargı mensubundan biriymiş. İddianameyi hazırlayan savcı ise terfi alarak Ankara’ya Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Merkezi’ne atanmış. Onu FETÖ’ye nasıl bağlayacaklar? Görev yaptığı merkezde arama yapılmış! İhbarcı olduğu iddia edilen kişinin kardeşi de tutukluymuş. Kardeşinden ona ne diyebilirsiniz, adam mahkemede ihbarı yalanlamış ve bahsi geçen telefonun kendisine ait olmadığını söylemiş. Bitmedi, olayı kamuoyuna duyuran, konuyu Anayasa Mahkemesine taşıyan sanık avukatı bile FETÖ iddiasıyla gözaltına alındı. 1 Eylül 2016’da kaleme aldığım yazıyı “Geriye bir tek şehit polisler kaldı; yakında onların da FETÖ’cü olduğuna dair haberleri okuyabiliriz. Şehit olmak suretiyle hükümeti zor durumda bıraktıkları şüphe götürmez bir gerçek! Öyle değil mi!” diye bitirmiştim.

CEYLANPINAR’DAN SONRA NE OLDU?

Ceylanpınar saldırısının neden olduğunu çözmek için sonuçlarına bakmakta fayda var.

“Bu ülkenin yoksul evlatlarının ölümüne dur demek zorundayız. önceki gün Adıyaman’da yaşamını yitiren asker de bugün Ceylanpınar’da katledilen polisler de bu ülkenin ezilen insanların, ezilen halkın emekçilerin çocuklarıdır, hepimizin çocuklarıdır. Onlara da Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarına başsağlığı diliyorum. Acılarını yürekten paylaştığımızı ifade etmek istiyorum. Biz başka türlü bu şiddet sarmalından çıkamayız. Barışı her koşulda savunmak dışında barışı ilkesel bir yaşam tarzı olarak savunmak dışında tutunabileceğimiz başka bir şey olamaz.” cümleleriyle çok sağduyulu bir açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş 142 yıl hapis talebiyle aylardır tutuklu yargılanıyor. Onun ‘seni başkan yaptırmayacağız’ dediği Tayyip Erdoğan ultra başkan yetkilerini her gün biraz daha genişletiyor. 7 Haziran seçimlerindeki kaybı 1 Kasımda telafi etti, savaşla başkanlık önündeki engelleri bertaraf etti. Dolmabahçe mutabakatına imza atan AKP kurmayları Efkan Ala ve Yalçın Akdoğan bakanlık koltuğunu kaybetti. Çözüm Sürecinin devam edeceğini ve İzleme Komitesinin kurulacağı belirterek Dolmabahçe Mutabakatından haberi olduğunu açıklayarak Erdoğan’la ters düşen Bülent Arınç milletvekili bile değil. O gün Arınç’ın ‘yetki onda’ diyerek savunduğu Ahmet Davutoğlu başbakanlıktan tart edildi. Sur, Cizre, Şırnak yıkıldı. Yüzlerce sivil kaybı ve binlerce zorunlu göç yaşandı. Ceylanpınar’ı üstlenen PKK’lı savaş lordları Kandil’de oturmaya devam ediyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin