Cemaat, Türkiye’yi Unutmalı mı?

YORUM | UĞUR TEZCAN

Bazıları bu tarz bir başlık altında yazılan bir yazının ne anlama geldiğini anlayamayabilirler ve insanlar, vatandaşı olduğu, doğup büyüdüğü, ailelerini geride bıraktığı bir vatanı neden unutsunlar ki diyebilirler. Konunun bizzat muhatabı olan kesimler içinse iki durum söz konusu olabilir. Kimi kırgınlıklarını aşamayıp ‘ne dönmesi’ kimi de ‘elbette dönerim’ diyebilir. Geldiğimiz noktada, yaşanan travmaların etkisiyle insanlar artık öyle kırılma noktalarına geldiler ki başlıktaki soruya verilen cevaplar arada gri tonlara bile mahal bırakmayacak şekilde adeta bir ‘evet-hayır’ düalizmine kaymış durumda.

Duygusal tepkilere son derece açık bir mevzu olduğu için konuyu salt duygusallığın ikliminden sıyırıp insanların içinden geçtikleri süreci daha genel bir bağlamda analiz etmek; onların ruh hallerini anlamaya çalışmak, ama aynı zamanda da sosyolojik, politik ve hatta ekonomik hakikatleri de kapsayan bütüncül bakış açıları geliştirmek daha faydalı bir yaklaşım olur. Yani mikro düzeyde bireyi anlamaya çalışmak; ama bireyin de üzerine çıkarak makro bakış açıları yakalamak gerekiyor.

Bu tarz bir yazı yazmanın bazı zorlukları var. Birincisi, bu yazı insanların hala duygusal travmalar yaşadığı ve yaralarının halen kabuk bağlamadığı bir zaman diliminde yazılıyor. İç kırgınlıklarını ve hayal kırıklıklarını henüz aşamamış kişiler ‘dönme’ eksenli bakış açılarına tepkililer. İkincisi, Hizmet Hareketi’ni yok etmeye yönelik soykırım hala tüm hızıyla devam ediyor ve bu soykırımın bir yan kol faaliyeti olarak da Hareket mensuplarının kişiliklerini, birliklerini ve grup aidiyetlerini yıkmak adına profesyonel yöntemlerle algı operasyonları yürütülüyor. Travmaların doğurduğu kafa karışıklıkları ve hayal kırıklıkları, öfkeler ve haksız eleştiriler ile daha da derinleştirilmeye çalışılıyor. Bazı insanlar zaten tehlike çanları ilk çalmaya başladığı anda hemen ayrıldılar. Kalan bazıları da travmalar yüzünden belli duygusal gelgitlerin ve duygusal kaosların eşiğinde dönüp duruyorlar.

Ancak Hizmet Hareketine bakış açıları ve duruşları nasıl olursa olsun insanların genel olarak birleştikleri bir nokta var. Süreç ile Türk halkının cehalet, vicdansızlık, ihanet, vefasızlık ve hatta ahlaksızlık boyutlarında yaşadığı çürümüşlükleri idrak ettiler ve bunun neticesinde de ciddi duygusal ve zihinsel erozyonlar yaşıyorlar. Yaşanan acı tecrübeler duygusal ve zihinsel fay hattı kırılmalarına ve dolayısıyla da toplumsal ve varlıksal birtakım sorgulamalar yapmalarına neden oldu. Kırgınlıklar, iğrenme ve nefret etme boyutlarına ulaştı. Bu insanlar muhafazakâr bile olsalar konulara da konumlarına da artık gelecek, ideal, İslam Hizmeti gibi daha genel perspektiflerden değil, şahsi hayal kırıklıkları, mağduriyetler, uğradıkları haksızlıklar, maddi manevi kayıplar ve içine düştükleri boşluklar pencerelerinden bakıyorlar daha çok.

Belki de son on yıldır konuştuğum veya sosyal medyada karşıma çıkan birçok insan, Türkiye ve Türk insanı ile maddi ve manevi bağlarını kopardıklarını, artık toplumun yaşadığı ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı, yoksulluk ve yokluklar karşısında bile en ufak bir acıma hissi duymadıklarını, ülke ile de insanı ile de bağlarını kopardıklarını ve artık ülkeye hiçbir zaman dönüş yapmayacaklarını belirtiyorlar ki ben çoğunun bu söylediklerinde samimi olduğunu ve büyük ölçüde bunun gerçekleşebileceğini düşünüyorum. Hatta ülkenin yaşadığı ekonomik buhranlar karşısında ‘oh olsun’, ‘daha beter olun’ tarzı yaklaşımlar sergileyenler de var.

Bu duygusal kırılmalar, nefret ve hayal kırıklığı harçları ile karıştı ve artık kalplerde betonlaşmalar başladı, hisler köreldi. İşte tam da bu nedenlerle böyle bir dönemde bu tarz bir yazı yazmak riskli. Bazı insanlar bunu gereksiz görüyor. Bazıları ‘hala hayal mi görüyorsun’ diyor. Bazıları ‘insanlara boş hayaller ‘’satmayı’’ bırakın’ şeklinde hakaretamiz konuşuyor. Bazıları da ‘önceden neredeydiniz; zarar gördünüz diye hemen eleştiriyorsunuz’ gibi ifadeler kullanıyorlar. Bu tür yaklaşımların hatta daha fazlasının birçokları gibi ben de muhatabı oldum yıllardır.

Şimdilik şu kadarını söyleyeyim ki Türk toplumunun genel ahlaki ve sosyolojik kusurlarını gençlik yıllarımdan beridir ve yazı yazmaya başladığım 2007 yılından itibaren hep ele almışımdır. AK Parti dahil hiçbir partiye oy vermediğim gibi hiçbir zaman da güvenmedim. Hatta Nur Cemaatleri dahil her gruba karşı da kendimce hep mesafeli oldum. Yani süreçten sonra Türkiye’ye ve Türk insanına karşı içimde oluşmuş ekstra bir negatif bakış açısı, ön yargı; hatta nefret olmadı. Çünkü zaten toplumu da devlet sistemini de daha en başından beridir çok iyi tanıdığımı düşünüyorum. Hep ona göre yaşadım. Yirmi yıl önce ABD’ye geldiğimden beridir de yaşadığım toplumla kenetlenmeye çalıştım. Etrafımdaki insanlar hala deli gibi Türk futbolu takip ederken ve Diyanet takvimi dışında takvim kullanmazken ben onları bile silip atmıştım hayatımdan. Kısa ve öz olsa da artık yazarın bu konularda süreç sonrası yeni bir bakış açısı geliştirmediğini sanırım anlamışsınızdır. Diğer bir yönü de Hizmet kimliğimizle alakalı. Bu süreçte insanlar öyle duygusal kırılmalar ve tepkiler yaşıyorlar ki Hizmet adına en ufak bir savunma yapan insanı hemen fanatiklik gibi şeylerle itham edip küçümsüyorlar veya görmezden geliyorlar. Oysa ben süreç öncesinde “eleştiren” biri olduğum için itibar görmeyen, bazılarınca sevilmeyen bir insandım. Mesela, özellikle de bu konu bağlamında, AKP ile yakınlaşmanın yanlışlığı ve İslam’ın geleceğinin uzun vadede salt Türkiye halkı ile olamayacağı noktasındaki düşüncelerim ve sistemsel bazı yanlışlarımızı ifade etmelerim hep soğuk bakışlarla karşılanırdı. O insanların bir kısmı sürecin en başında hemen ayrıldılar ama bu sefer bizim gibiler hakkında “fanatik bağlı”, “sorgulayamaz”, “eleştiremez” tarzında yakıştırmalar yaptılar!

Yazarın yazıya kendi geçmişinden neler getirdiğine dair biraz malumat sahibi olduğunuz için konumuza devam edelim.

“Erdoğan ve Ergenekon’a bir iyi bir de kötü haber!” başlıklı yazıda konu ile alakalı olarak şunları söylemiştim:

“Erdoğan ve Ergenekon’un “FETÖ” söylemi ile süslediği soykırım yöntemleri ile Hizmet Hareketini ülkeden söküp atma çabaları sosyolojik hiçbir fayda üretmeyecek; sadece elinde kör bıçakla toplumun kemikleri ile etini kesip atmaya dönük çabalardır. Toplum, narkozun etkisinden bir an önce uyanıp tepki vermezse olacak olan tek şey kötürüm kalacak olan toplumdur; yeni bir toplum inşası kesinlikle değildir. Bu, sosyolojik olarak mümkün değil artık; hele de siyaset, devlet ve adalet sistemleri bu kadar yozlaşmışken… Kininiz, nefretiniz, yöntemleriniz hep var olacak. Bizlerse her daim onların karşısında hakkı, hakikati ve İslam’ın özünü yaşayıp yaşatan insanlar olarak hayata tutunmaya ve toplumu o yönde yeniden inşa etmeye devam edeceğiz. Evet! Hem de bunu sadece bulunduğumuz diasporadan değil, bizzat Türkiye’ye dönerek de yapacağız. Çünkü ne güzel İslam dinini alçak münafıklara ne de güzelim vatanı hırsızlara, yolsuzlara, sahtekarlara ve hainlere bırakmaya niyetimiz yok. Buna en başta inandığımız İslam dini müsaade etmez!”

Sanırım başlıktaki soruya cevap niteliğinde bir çerçeve artık oluşmuştur. Sizler halihazırda yaşadığınız travmaların ve kalp kırıklıklarının sıcaklığı hengamında duygusal ve zihinsel ikilemlere düşmüş olabilirsiniz. Demir bile dövülürken önce sıcak, yumuşak ve şekilsiz bir halde bir geçiş-dönüşüm süreci yaşar. Son şeklini, direncini, kuvvetini, keskinliğini ve nihayetinde gerçek fonksiyonunu eda edebilmesi için dövülme işleminin bitip – iç öfkesinin – soğutulması gerekir. Zaman ve yaşanan gelişmeler sizleri bu aşamaya getirecektir. Önemli olan sizlerin kendinizi duyguların ve gelişmelerin akışına ve belirsizliğine kaptırmamanız, bakış açılarınızı kendi kendinize bulandırmamanız ve kendinizden şüphe eden bir noktaya kalmamanızdır. Kendiniz olarak kalmaya, kendine güvenmeye, kendinizi geliştirmeye ve birlikteliğinizi korumaya endeksli yaşamaya devam edin ki demirci (zaman-kader) sizi en uygun şekli verecek tarzda dövebilsin. Zaten Ergenekon fitnelerinin amacı da sizin bu iç kuvvetinizi ve enerjinizi tüketmek, sizi sürekli depresif bir halde tutarak kendinizden ve geleceğinizden şüphe ettirmeye, sizi ümitsizliklerin bataklığına saplamaya çalışmaktır.

Bu dönemde yapacağınız şey mert bir şekilde karşılarına çıkıp onların iç korkularına körük basmaktır. Kur’an bile ‘asıl onların (münafıkların) kalpleri korku ile doludur’ mealinde sözler söylemiyor mu? Size kadın-çocuk demeden aşırı derecede zulmetmelerinin nedeni kendi içlerinde yaşadıkları derin korkulardır. Erdoğan ve Ergenekon çetelerinin görünürdeki ittifaklarının nedeni de birbirlerine hiç güvenmedikleri halde içlerinde yaşadıkları varoluşsal korkulardır. Türkiye’ye geri dönüp onlardan adalet önünde hesap soracağınız günlerin karabasanları ile oturup kalkıyorlar ve o öfke seli ile kalkıp zulmedecek yeni bir masum bulmaya çalışıyorlar, sırf kendilerini daha iyi hissedebilmek için. Yeni doğmuş bir Musa ihtimalini bertaraf etmek için şehirdeki tüm yeni doğmuş çocukları bulup öldüren Firavun ile aynı korku halini yaşıyorlar.

O nedenle bir yandan bulunduğunuz diasporada hızlı bir şekilde güçlenmeye devam edecek, birlikteliğinizi ziyadeleştirecek; ama sürekli olarak da nokta atışlarla onların algı operatörlerine, zulüm işleyen memurlarına ve hırsız-yolsuz liderlerine peşinizdeyiz, her şeyi kayıt altına alıyoruz ve bir gün gelip hırsızlıklarınızın ve soykırımlarınızın hesabını (adalet kılıcı ile) tek tek soracağız diyeceksiniz. Ve o günler geldiğinde de ülkenize dönüp hiç acımadan o hesapları tek tek soracaksınız. Bu, sizlerin milletinize ve İslam’a olan borcunuz, asla unutmamanız gereken idealinizdir. İslam sadece nefsin değil, toplumun da tamiri ve inşasıdır. Bugün cahil, vicdansız, ırkçı, yolsuz ve ahlaksız olarak gördüğünüz toplumu Peygamberin içinden ‘sahabe’ çıkardığı cahiliye toplumu olarak görmeli ve onu çakalların elinden alıp eğitmenin fırsatlarını kollamalısınız. Çünkü yıllar öncesinden böyle düşünen insanlar sizleri aynı şer düzeninin elinden çekip aldılar ve sahabe misal bir çizgide yetiştirmeye çalıştılar. Bu yaşanan travmaların ardından sizin de aynı vazifeniz farklı bir kulvarda devam edecektir. Kiminiz (belki de çoğunuz) artık iyice entegre olduğunuz diasporada kalarak bu çabalara destek olacaksınız, kiminiz de fiziksel olarak ülkeye dönerek bunu gerçekleştireceksiniz. Zalime de münafığa da soykırımcısına da yağız hırsızına da ağır bir tokat indireceksiniz.

Diyelim ki dünya üzerinde yaşanan tüm gelişmeler aksi yönde gitti ve siz bu hedefinize hiç ulaşamadınız. Kıyamet koparken bile elinizdeki fidanı dikin diyen bir Peygamberin (gerçek) ümmeti olarak sanırım bir toplum fidanı yetiştirebilmek adına kıyamete kadar bile olsa gayret göstermeniz gerektiğini de biliyorsunuzdur. Yeniden şahlanma vaktiniz ve artık uyanıp içine hapsolduğunuz travma ve duygu karışıklığı mağarasından çıkma zamanınız geldi!

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

24 YORUMLAR

  1. Sevgili yazar, toplum bize “terörist” demiş. Siz hala bu toplumun elinden tutup eğitme fırsatlarını kollamaktan bahsediyorsunuz. Birine bir şey vermek için talep olması lazım. Siz karşınızda bizlerden birşeyler almaya hazır bir toplum görüyor musunuz?
    Ayrıca sizinki de bir tür vesayet değil mi? Toplum ne istediğinin farkında değil mi? Yani onların aklını kullanmaktan aciz olduğunu mu söylemek istiyorsunuz? Onlar da farkında herşeyin. Ama şartlanmışlık, çıkarcılık, vurdumduymazlık gibi etkenlerle tercihlerde bulunuyorlar.
    Burada ahlaksızlık olabilir. Ama başkasını ahlaklı kılmaya çalışmak zor. Kişi kendini düzeltmeli ve oraya odaklanmalı. Bu toplumu da kendi tercihleri ile başbaşa bırakmalı. Bu tutumun insanı rahatlatıcı bir yönü de var. Artık kendinizi başkasından sorumlu hissetmiyorsunuz. Sadece kendinizden sorumlu görüyorsunuz. Bırakın artık toplumu düzeltme fantezilerini. Toplum zalimin yanında yer aldı, bu taraftaki insanlar da ayakta kalmaya, kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Sizin bahsettiğiniz şeyi yapacak enerjiyi görüyor musunuz siz?
    Bence yapılması gereken şey, Türkiye´nin yorucu gündemine mesafe koymaya çalışmak, bunu sağlayacak ilgi alanları ve uğraşlar bulmak, toplumda eleştirdiğimiz şartlanmışlıklar bizde de var mı diye bakıp bunlardan kurtulmaya çalışmak olmalı. Ayrıca tüm ilgiyi Türkiye´ye vermek yerine kafayı kaldırıp başka yönlere bakınca orası insanın gözünde biraz daha küçülüyor ve insan dünyaya daha olgunca ve daha özgürce bakıyor.

    • Peygamber efendimiz (sa.v) taif’de taşlandığında , Cebrail(as.) gelip taifleri helak etmeyi teklif edilince : eğer onların soyundan gelecek bir müslüman varsa Allah ım onları helak etme demiştir , nitekim onların soyundan nice müminler yetişmiştir . Türkiye yede bu açıdan bakmakta fayda var…

  2. Türkiye’de sıkıntılı bir vilayette varoşlarda kenar mahelle çocuğu olarak büyüdüm. İdeali ve mefkuresi olmayan birisiydim. Taki dersaneye gidene kadar. Öğretmen olmamın ve bugüne kadar yaşadığım hayatın temelleri atılmıştı orada. Tamamen hayatım olan hizmet için her vazifeye koşulsuz hazırdım, bir durum hariç. Karakterimi katarak bu yola devam ettim. İnatçı ve bir o kadarda inançlı. Şimdi asıl anlatmak istediğim hususa geleyim. Rabbimin bana takdir ettiği bu hayat bir lütuftur. Zalim ve avanelerini zahiren yapmış oldukları zulüm aslında Rabbimin bize bir takdiri. Üniversiteyi okumak için farklı bir ile gitmek bana çok zor gelmişti. 4 yıl meşakkatli bir eğitim ve bir çok sınavdan sonra öğretmen olmuştum artık. Şimdi Rabbimiz tarafından farklı bir eğitime ve bir çok sınava tabi tutulduk hala da devam ediyor. Şimdi bu eğitimden ve inşallah alacağım diplomadan şikâyetçi olunurmu. Birde vazifeye ehil hale geldin, tamamdır artık denirse, Rabbim tarafından böyle bir lütfa mazhar olabilirsem Allah derim artık. Son olarak basit bir öğretmenken beni atadıkları yere sesimi çıkarmadan gidebiliyorsam. Bu vazife içinde eğer gitmem gerekiyorsa bir an bile duraksamadan dönerim. Burada ince bir ayrıntı olarak kendime hep şunu dedim. Şirke düşmüş, yolunu kaybetmiş, dünya bataklığına saplanmış biri olarak (Allah korusun) bugün burada olabilirdim. Acıyarak baktığımız ve gaflette olduklarını düşündüğümüz o insanlardan olmadığımı umuyor ve her halime şükrediyorum. Kaybettiklerime değil bu süreçte kazandıklarıma odaklanıyorum. ( Not: bende hapis yattım, bütün varlığımı kaybettim, gaybubet, Meriç ve şimdi de gurbette ailemi bekliyorum. Bunu hani tuzu kuru denmesin diye belirttim yanlış anlaşılmasın. Rabbim çilesi devam edenleride tez zamanda selamete erdirsin inşallah.)

  3. Sevgili yazar,

    Dönmem diyenleri de gruolandırmak gerek.

    Başka yerleri bilmem, ama Avrupa da, genel olarak, Türkiyeye bir daha dönmem diyenler, Romantik dönemlerini yaşadıkları için böyleler.

    Nedir Romantik dönem:

    Avrupadakiler, an itibariyle genel olarak çalışma hayatına atılmamış – dil kursu-ev-sohbet ortamı dışında bir sosyalliği olmayan, bir çeşit emeklilik konforu yaşayan, klan ruhu ve karakteriyle hareket eden durumdalar.

    Bu insanların azımsanmayacak kısmı, Türkiye de hizmet müesseselerinin-kamu kurumlarının konforunu, eğitim durumları itibariyle de sosyoekonomik- kültürel olarak ortanın üzerinde seviyeleriyle, toplumsal yaşamın içinde olan insanlardı.

    Ancak, Avrupa da daha çalışma hayatının içine girmediler. Kendilerine layık gördükleri işler ile kendilerine layık görülen işler arasında kalacakları, bu durumun kendilerini ğelte öemnun etmeyeceği ufaktan görünmeye başladı da.

    Kısaca, bekara karı boşamak kolay misali, çalışma hayatına girdiklerinde Türkiyede bıraktıkları tatmini, yaşam tarzını, hatta ekonomik seviyeyi burada bulabilecekler mi, mesele işte orada ortaya çıkacak.

    Herkesin Avrupası farklı kısaca.

    Bir genç ailenin, Türkiye de mesleki bir sürece girmeyenlerin, maddi olarak zorluk çeken ailelerin Avrupası elbette, bir esnafın, Kamu çalışanının, hatta hizmet müessesesinde öğretmenin yöneticinin, Karı-koca Turkiye de çalışanın Avrupasından farklı olacak.

    Bununla birlikte, genel kanım o ki, Avrupa da kalanların çekeceği meşakketin, eğer bahsettiğimiz güven ve hukuk şartları olursa Türkiyeye dönenlerden fazla olacaktır.

    Eline toz bulaşmamış, eli kalemli işlerde çalışmış olanların Romantik dönemden çıkıp, bir göçmen olarak diğer göçmenlerin kaderiyle karşılaştığını, benzer işleri yaptığını, göçmenliğin verdiği sıkışmışlık ruh haliyle, hep yapılageldiği üzere, nefes almak için tatile, Türkiyeye gitmeyi iple çektiği, para biriktirmenin bir çeşit zorunluluk olduğunu fark ettiğinde durum çok farklı olacaktır elbette.

    Arafta olma ruhu, Avrupaya göçmüş çoğu hizmet insanının içinde olacaktır, bugün seçeneksizlikten, kıyasen Avrupanın Tr den ekonomik siyasi daha iyi durumda olması durumu bu durumu şu an hissettirmeye bilir, ama yarın bekleyen mukadder ruh budur.

    Bu nedenle, ben gitmem diyenlerden bahsettiğim kitlenin, mesela 2013 öncesi ekonomik durum ve güven ortamını yakalamış hali gibi şartlarda, döneceklerinde tereddüdüm yok.

    Şu an ki söylemler Romantik söylemlerden ibaret. Birazda Türkiyenin ekonomik durumundan etkileniyor.

    2004 lerden itibaren dolar, euro 2 civarındaydı. Türkiye de reel ücretler yüksekti, ki hizmet gönüllüleri de bundan olumlu etkileniyordu.

    O zamanlar Avrupa da olanlar, Tr ye geldiklerinde aşırı değerli Türk parası nedeniyle, yatırım, güzel bir tatil yapamıyorlardı. Türkiye Almanyayı geçti muhabbetinin hikayesi budur aslında, bilinç altında bu vardı.

    O zamanlar 2 yılda bir ancak tatile gidebilenler, bugün yılda birkaç kez gitmeye başladılar, altın çağlarını yaşıyorlar. Hizmet gönüllüleri fark etmese de, böyle bir iklimde, Tr böyleyken Batı da olmak elbet büyük avantaj.

    İşte sevgili yazar, bahsettiğiniz şartlar ön koşuluyla tabi, yarının Türkiyesi de bugünki değil, dünün Türkiyesine yeniden döner.

    Böyle bir durumda, daha önce Tr de mesleğini oturtmuş kişiler, eğer Avrupa da tutunamamışsa, Romantiklik perdesini aralar.

    Avrupadaki hizmet gönüllüleri Romantik dönemdeler kısaca. Kazın ayağı ve gerçek fikirler iş piyasasına bir emek olarak arz edildiklerinde çıkacak.

    Tabi bu tezim zamanla sınırlı. Mesela, bu süreç 5-10 yıl daha devam ederse denklem o zaöam değişir. Benim tezim bu 1-2 yıla ilişkin.

  4. Öncelikle bunu bir izlemenizi tavsiye ederim
    https://www.youtube.com/watch?v=AXv2jKjVibU&t=806s

    ikinci olarak Türkiyede her onyılda bir değişik zümrelere yapılan katliamlar geleneksel düzeydedir

    üçüncü olarak Daha önceleri yurt dışında okumuş kalburüstü seviyelere gelmiş insanlar, memleket hasreti ile vatanımada hayrım olsun deyip geri dönenlerden ızdırap ve feci sonlar yaşamayan varmı bilemiyoruz

    Dördüncü olarak Bulunduğumuz ülkelerde islama hasret bekleyen milyonlarca insana rahatlıkla Allahı düzgünce anlatmak imkanı varken geri dönenelerden Allah hesap sormazmı sanıyorsunuz

    Beşinci olarak Türkiyede insanlar cemaat mensuplarına olan bağlılıkları kendi çoçuklarının dünyalık eğtimlerinde başarıları içindi zaten, çok azı Allah rızası içindi… Yani şimdi Türkiyeye gidince insanlar cemaat mensuplarına yine aynı şekilde PARA ve MENFAAT gözüyle bakacaklar

    Altıncı olarak cemaati gerçekten sevenler zaten arayıp buluyorlar, uzaktan eğitim şu bu, hizmet zaten devam ediyor, fiziksel olarak boy ve endam göstermeye gerek yok

    Yedinci olarak daha önce soykırıma maruz kalmış TC vatandaşları Ermeniler Rumlar Yahudiler Türkiyeye dönemediler, dönmediler, bir nesil yani 20 yıl geçince çoluk çocuk artık başka özgürlüklerin kuşağı oluyor.

    Sekizinci olarak, yapılan zülümler gaspedilen kazanımlara gelince uzaktan bir avukat mevzuları halleder

    Dokuzuncu olarak herkes bulunduğu ülkede komşuluklarına, arkadaşlıklarını itina göstersin, mezar yerlerini ayarlasın

    • hmm peki anladim. Geleneksel olarak katliamlarin düzenlendigi bi ülke dogdugun ülke bile olsa hizmet etmeyi degil, unutulmayi hak eden bir ülkedir. Iyi peki Türkiyedeki konforlu hizmet alanindan Avrupadaki konforlu hizmet alanina gecelim ve bizimle birlikte Rumun da, Ermeninin de, Yahudinin de hicbir umudu kalmasin olur mu, öyle yapalim biz en iyisi. Aman ha bi denge tutturmayalim, ya herro olsun ya merro, sirati mustakim dedigin nedir ki

    • Allah Rasulü Medine’de Mekke’ye geri döndümü !

      Sahabilere Mekke’ye geri döülmemesi Hicretin daha başka Ufuklara devam etmesi gerektiği telkin edilmedimi ?

      90bine yakın Sahabi Allah Rasulü zamanında daha başka diyarlara Hicret etmedimi ;

      Vaadedilen Yeryüzüne Mirasçı olmak varken ;

      Küçük bir toprak parçasına Kutsiyet aftedip duygusallık yüklemek Ve Geri Dönmek Allah Rasulünün Sünnetine Muhalif değilmi ? ;

      Elbette ki İhtiyaç duyulan Ve İstihdam edilecek olanlar sadece Rızayı İlahi değip giderler ;

      Bir düşünmek lazım ;
      Allah C.C. Bir serserinin eline verdiği bir sopayla Hizmet insanlarını Sevki İlahiyle Cebri bir Hicrete tabi tuttu ;

      Ve Görüyoruz ki Dünyada Dokunulmayı bekleyen nice Dünya Güzeli Kalpleri olan ;

      Müslüman Fıtratıyla yaşayan bir dokunduğunuzda Allah diyebilecek 7 Milyar Allah’ın Nurundan Yarattığı İMAN Adayı Bu İnsanlara ulaşmak var ;

      Olsa,olsa Allah C.C. ‘nun bu Cebri Ve Sevki İlâhi Hicretten Maksadı Allahu Alem Bisevap Bu olsa gerektir .

      Deymez mi Bu Güzel Dokunuşları Bizlere yapmak Nasip olacaksa .

  5. Sayın Yazar,

    önceki yorumumda bağlamı olmadığı için, dikkatimi çeken bir şeyi sormadım.

    2007 den itibaren Akp ye oy vermedim, destek olmadım dediniz. Oradan düşünceler zihnime geldi, paylaşmadan edemedim. Elbette, özgür iradenizi eleştirecek değilim. Dostane bir ortamdayız.
    Lakin şunu es geçemiyorum, Türkiyede ki herkesin Ergenekonla mücadelenin olduğu o dönemlerde, bugün yanlış doğru kabul edilmesi fark etmez,2013 öncesini kastediyorum o dönemde, herkes etrafındaki insanları demokrasiyi tutması cihetiyle Akp yi desteklerden sizin oy vermedim demeniz beni şaşırttı. Sanırım, buna Referandum da dahil.

    Lütfen maruz görün satırlarımı, paşa gönlünüze asla karışamaz kimse, siz zaten nüansı iyi anlıycaksınız kastımdaki, herkesin bir şahsı manevi mantığıyla hareket ettiği dönemlerde, bugün bile kimsenin kesin olarak yanlış diyemediği o dönemin kendine özgü atmosferinde, ortalıkta yokmuşsunuz.

    Elbette size karışmak değil bu, lakin, şahsı manevi ruhuyla hareket eden insanların o dönem iyi olacağı niyetiyle , seçimler üzerinden demokrasinin insan haklarının ve ardından hizmet hareketini bekleyen sıkıntıların varlığını def etmek niyetiyle verdiği, mezardakilerin bile kaldırılmasının önemli görüldüğü, bir dönemde, o emeğe katkı vermemiş olmanız, bunu burada anlattığınız satırlarınızla birlikte, yeniden o ruhu taşıyan insanlara yönler, hedefler, nasihatlar vermeniz şaşırtıyor.

    Hani bazen çıkıyor, hizmet hareketiyle ilgim yok benim deyip, parti kurmasını tavsiye eden, küçümseyen, niza veren insanlar var, görüyoruz sosyal medya da. Siz öyle bir idda da bulunmadınız gerçi, ama o en kritik görülen!! (siz görmeyebilirsiniz, ama şahsı manevi olarak hareket edilen bir durum olduğu ortada) dönemde tam tersi davranabilen birisi olarak, o insanlara bir çeşit yön vermek, akıl vermek doğru mu sizce.

    Yahut şu, bu tekanuzu nasıl açıklıyorsunuz.

    Bu konudaki o incecik samimi itirazımı umarım yanlış anlamazsınız.

    Bir okuyucunuz olarak, o dönem, tarafınızca yalnız bırakıldığımı bugün bilmek beni üzdü. (doğrusunu yaptığınızı düşünseniz ve hatta bugün doğru yaptığınızın doğru olduğu kesin olarak belirlenmişse).

    Daha açık konuşmam gerekirse, bende sizin gibi düşünüp, bu Akp iktidarı ile ilgili şüphelerim o dönem olsa da, şahsı manevi halinde hareket eden insanları yalnız bırakmayı kendime yakıştıramadığımdan, akraba konu komşuyu demokrasi cephesinden uyardım.En ufak bir sürtüşmemin olmadığı akrabalarımla sırf bu nedenle fikir münazarası yapma boyutunda olsa dahi, zihinlerde iyi kalmayacağımı da bilmeme rağmen, o gayreti gösteren insanlarla birlikteydim.

    Bu seçimim, yalnızca benim değil, benim gibi pek çok Kamu çalışanını, akrabalarının önünde damgalatıp, 15 Temmuz sonrası Cimer şikayetleriyle, gizli ihbarlarla geri döndü.

    Elbette dostane ortamdayız, beynimizi kiraya vermeyen insanlarız, gayet aklı başında, inceliğin farkındasınız, ama şaşırdığımı bilmenizi isterim.

    Bir kavga da dayak yemekte elbet mümkün, ancak dayak yediğinde insan yanındakilerini mi yakın hisseder, yoksa siz sonunda dayak yiyeceksiniz deyip yanında olmayanları mı.

    Sayın yazar, Sevgili Uğur Tezcan bey, samimice soruyorum, yarın ortak bir konsensüsle insanlar başka bir meşru mücadele verdiğinde, yine kafanıza yatmazsa, katkı sağlamayacak mısınız?

    Bu soru neden çok önemli biliyor musunuz.

    Sosyal medya da, mağduriyetleri anlatmak için etrafımızdaki insanları teşvik etmeye çalışıyoruz, ama birileri bu yöntem faydalı değil hatta mağdurlara zarar veriyor deyip, inisiyatif alıp katkı sağlamıyor.

    Yarın bir gün, yine birileri çıkıp bize, o dönem sosyal medyadan mağdurlara destek tagı yapıldı, asıl onlar mağdurlara zarar verdi derse, bir çeşit yine “Aptalı oynamak” bize düşer mi?

    Sizce samimi değil mi itirazım..

    • Ergenekon mahkemelerinin bir oyun olduğunu(ergenekon ısmini takan generalin bilgisi Mütercimlerin roportajında) ve ergenekoncuların kontrölünde başlatılmış bir operasyon olduğu bilgisine sahip insanların varlığı, hatta 17/25 aralık dahi ergenekonun kontrolunde olduğu ve hatta fuatavni denilen şahsiyetin tayyibin bizzat kendisi olduğu bilgisine sahip insanların varlığı
      ve belediye başkanlığı döneminde JITEMin tayyibin emrinde olduğu bilenlerin varlığı

      Referandumun ise AKP ye destek anlamı taşımayacağını bilincinde olan insanlarında kesinlikle AKP destekçisi olması gerekmeyeceği

    • gecmiste yapilan siyasi tercihlerimizi bugün kimse sahsi maneviyi öne cikararak savunmuyor, aksine büyük bir hata olarak görüyor ve büyük bir cogunluk da bundan ders alma niyetini tasiyor. Kandirildigimiz kisimlari bi kenara koyarak sunu hatirlatmak isterim: Erdoganin cebini doldurdugu, dinin icini bosalttigi, insanlari birbirine düsürdügü, bütün degerleri istismar ettigi dönemlerdeki suskunlugumuzu da sahsi manevi ile mi aciklayacagiz? Ah yapmayin simdi baslamayin 17 Araliktan Önce 17 Aralikta sonra masallarina. Kaymakamimizla, valimizle, polisimizle, müstesarimizla yedikleri haltlari cok daha öncesinden biliyorduk.
      Kabul edelim, AB dediler costuk, Hizmetin önü acildi costuk ve sesimizi cikarmadik. Simdiki haller civciv ciktigu yumurtayi begenmemis halleri

  6. Oncelikle Ramazan’in son 10 gunu gibi bir ibadet mevsiminde siyasi-rovansist bir tartismayi okuyucunun kucagina birakmak bir vebaldir onu soyleyelim. Laf etti balkabagi durumu var.
    Temel olarak da otekilestirilmis ve diasporaya cikarilmis bir toplumun vatanlarina geri donup hesap sormasi ne sosyolojide ne tarihte vaki olmayan bir durum. Bence Hizmet hareketi icin bu kaide degismeyecek. O yuzden ‘Türkiye’ye geri dönüp onlardan adalet önünde hesap soracağınız günlerin karabasanları ile oturup kalkıyorlar’ gibi realiteye uymayan (hayallerde yasiyor bazilari durumu) hamasi edebiyatla insanlara bos vaat verilmesin artik. Bu hizmet toplulugu yalanci safaklar pesinde kosturula kosturula ‘umit yorgunu’ oldu. Icimiz yansa da gelin kendimize itiraf edelim olacak sey hizmetin yavas yavas erimesi. En basit hesaplamayla okul ve ogretmen sayisi anlik konumda artiyor mu azaliyor mu? Acimasizca realist olalim ki canimiz sonra yanmasin. Turkiye’nin sosyolojisi gelecekte belki yeni bir dini hareket cikartir ve Turk insaninin kurtulusu icin yeni bir soluk olur. Ama Fethullah Gulen onderliginde kumelenen Hizmet Hareketi sessiz ve derinden ivme kaybediyor. Hepimizin sahibi ve hadisi Allah o yuzden kitlelerin imanini hareket’e baglamayalim dev ayinesinde cemaat enaniyetini surdurmeyelim. Osmanli gibi kutsi hizmetini yapti ve kenara cekildi gibi mutedil yorumlarla durumumuzu kabul edelim. Bunlari kimsenin umidini kirma adina degil desteksiz atanlara karsi uyanik kalma adina yazdim

    • Erimek de, erimemek de, Hizmet´in meselelere nasil baktigiyla alakali bi seydir. Ramazan ayinda böyle bir konuyu acmanin bile vebal olacagini düsünen zihinlerle de erimemek zor olacaktir. Genis düsünen insanlara ihtiyacimiz var da genis düsündügünü zannedenler bile at gözlügünden görüyor dünyayi.

      Diyasporaya cikan dönmedi seklinde alakasiz argümanlarla bu is elbette olmaz. Unutmak illa geri dönmek demek anlamina gelmedigi gibi unutmamak da magduriyeti uzaktan avukatla gidermekle sinirli bi sey olmasa gerek. Peygamberimizin (sav) Mekkeye dönmesi cok klasik gelecekse aha Cem Karaca, aha Zülfü Livaneli. Bu adamlarin dönmeyenleri de Türkiyeyi unutmadilar ve uzaktan bir nesil yetistirdiler Türkiyede, bize bi avukat yeter demediler. Fasistler ama vatanlarini seviyor adamlar.

      Al iste Can Dündar, adam Türkiyeyi unutmuyor. Ve elin Almani da sen unutmadin diye seni dinlemiyor, Can Cündari dinliyor, ona soruyor, ondan ögreniyor.

      Ben bu bizim milletimizi asla anlayamadim, anlayamayacagim. Hocaefendi Türkiyede cikin deyince kimsenin kili kipirdamaz, sonra cebren gurbet ele düsünce geri dönmeyi de düsünmez, hadi iyi dönme, adam unut diyor ve bunu ipe sapa gelmez argümanlarla satacagini zannediyor.

      Bugün kör topal bir Ermenistan varsa o da orayi unutmayan diyaspora Ermenileri sayesinde. Bugün hala Ermeni Soykirimi uluslararasi camiada önemli bir gündemse atalarini unutmayan diyaspora Ermenileri sayesinde. Ve bu adamlarin filmlerini, romanlarini, sarkilarini sadece Ermenistan takip etmiyor, bütün dünya takip ediyor.

      Ama tabii Türk halki kaka, Türk hakli bööügh, biz iyiyiz, süperiz, bizim onlarla isimiz olmaz, degerli vaktimizi onlarla kaybedemeyiz. Nasi yapalim pasam, ne verelim abimize? Norvecliyi Müslüman mi yapalim, yoksa Norvecli mi ateist mi olalim. Sonucta zaten erimiycez mi?

  7. Türkiyeyi unutmak isteyenler aslinda üzerinde farkli bir acidan mutlaka durulmasi gereken bir problem. Bi defa artik bu meseleyi travma üzerinden okumayi bi birakalim. Bati Türkiyeden gelen cok mülteci gördü, cemaat mensuplari disinda hepsi Türkiye ile olan baglarini, hesaplarini, evet davalarini korudular. Evet asimile olmaya en tesne mülteci gruplari bile dava adami olduklarini gecen süre icinde ispatladilar.
    Öyle samimi ve evrensel bir sekilde ispatladilar ki, yazdiklarini, bestelediklerini bugün biz de begenerek okuyor, dinliyoruz. Bizim su an yasadigimiz bir yönüyle küskün simarikligi, dava adami olamamisligin cig halleri. Diger yönüyle de, kendini Türkiyenin en iyisi, en delikanlisi, en sahibi zannederken düstügü bataklikta ya herro ya merro halleri ki, bu da tehlikeli bir ciglik tabii.
    Üzerinde durmaya deger bir konu. Hic kimse biz bundan kelli bütün dünyaya hitap ediyoruz, dünyaliyiz, kozmopolitiz diye kandirmasin.

  8. Umarım yanılıyorumdur ama bu iktidardan sonra sanki bir kemalist diktatörlük gelecek gibi duruyor. Onun için kısa vadede Türkiye’ye dönmek zor olabilir. Türkiyedekiler de mümkün mertebe dışarı çıkmalı diye düşünüyorum. Rabbim ahir zaman fitnesinden bizleri muhafaza etsin.

    • Ynılmıyorsunuz, herşey ayan beyan ortada, Derin devlet Kemalist diktatörlüğe zemin hazırlamak için diplomasız bir dinci diktatör yarattı, sonra ondan memleketi temizleme süsü verecekler, herşey 100 yıldır onların kontrölünde

  9. Cemaat Türkiye’de kendini yeniden anlatmadan hiçbir adım atmamalı. Faaliyetlerini askıya almalı. Yoksa her gün onlarca insan alınmaya devam edecek.
    Elbette HH bir şeyler yapacak ama yer ve zaman çok önemli. Şu an önemli olan masum insanların, annelerin ve bebeklerin hapisten kurtulması. Lütfen ayaklarınız yere bassın. Realist olun. Daha fazla insanı bu tür gündemlerle yakmayın.
    Acizane şu anki kanaatim budur. Şartlar değişirse ona göre bir yöntem geliştirilir.

  10. Bence bu konuda “geri dönmem” diyen de çok “dönerim” diyen de çok. Sosyal medyadan Türkiye’ye dönmek ile ilgili birçok olumsuz şey yazıldığına bakmayın. Sosyal medya gibi mecralara zaten genellikle olumsuzluklar yazılıyor, her konuda böyle bu. Bir şeylerden şikayetçi olan kişiler bu şikayetini kitlelere duyurmaya çalışıyor. Pek az insan bunu olumlu şeyler için yapar. İnsan doğası böyle. Sosyal medya daha da böyle. O yüzden sosyal medyada yazılanların, kitlelerin nasıl düşündüğü veya nasıl davranacağı ile ilgili güvenilir bir ölçüt olduğunu düşünmüyorum.

    Fakat şu bence önemli: Kişi geri dönme konusunda ne düşünürse düşünsün aksine ikna etmeye çalışmak yanlış çünkü bu, çok subjektif bir mesele, tamamen kişisel deneyimlere bağlı. Eğer bir insan Türkiye’ye geri dönecekse bu sizin veya başka herhangi birinin sözleri veya yazılarıyla ikna edilmesinden dolayı olmamalı. Oraya geri dönmek büyük bir karar ve bu kararı insan, kendisini aklen ve kalben ikna ederek almalı, isteyerek gitmeli; sadece bir başkasının sözlerinin etkisiyle değil. Aksi takdirde, kendisini ikna edemeyen bir insan oraya gittiğinde yaşayacağı herhangi bir sorunda pişmanlık yaşayabilir ve suçu sizlerde bulabilir. Bu tür ikna etme yazıları, hem yazanın üstüne büyük sorumluluk yüklüyor hem de okuyanda gereksiz bir vicdani rahatsızlık hissettiriyor. Gereksiz diyorum çünkü oraya gitmek ile burada kalmak arasında bence dinen bir fark yok. Her yer Allah’ın ve her yerde O’na hizmet edilebilir. Ama bu tarz yazılar sanki “Türkiye’ye dönmemek kişinin dinen bir eksikliğidir” iması taşıyor, taşımasa dahi okuyanda o hissi oluşturabiliyor. O yüzden de bu tür yazıları yanlış buluyorum.

    Bir psikolog olarak söyleyebilirim ki travmalar birkaç cümleyle, yazıyla veya nasihatle atlatılmaz. İnsanları zorlamamak gerekir. Dönmeyi isteyen insanlar da var zaten. İstemeyenlere oranla az olduklarını varsaysak bile fark etmez, az kişiyle çok şeyler başarılabilir. Dönmek istemeyenler de dönmesinler. Ama onlar da bence dönmeyi düşünenlere karamsarlık aşılamamalı. Herkes kendi işine bakmalı.

  11. İnsanlar bütün kötülüklerini cemaate yıkıp temizlendiklerini sanıyor. Oh be bütün günahlarımdan arındım. Kötü olan onlar. Onlar kötüyse ben iyiyim. Zaten liderimiz bizim başımızı okşayıp duruyor. Siz diyor fatihin torunlarısınız diyor. Ben neden kötü olayım. İnsanlar topluca tayyipin açtığı yolda kötülüklerinden kurtulma fırsatı buldular. Tayyip onlara kötülük yaparken nasıl iyi olduğunun yollarını gösterdi. Bu yolu insanlar öğrendi ve işlerine geldiği için kabul ettiler. Kötülüğü başkasına yıkıyorsun ve bunu tekrarlıyorsun. Bir yandan kötülük fışkırırken diğer yandan bu kötülüğe yeni bir adres kazandırıyorsun. Yani kötülük sahibinden çıkıyor ve başkasının üzerine geçiyor. Bu bir alışkanlık oldu ve zamanla yayıldı. Madem kötülüğümüzü başkalarına atabiliyoruz herkes kendini temize çıkardı. Kötülükler bazı imsanlarda kaldı. Onlarda neye uğradıklarını şaşırdı, diğerleri kıs kıs gülerken. Uygur kampından beter bir yerde buldu kendini. Üzerine attıkları pisliklerini çocuklarına da bulaştırdılar. Bir baba çocuğundan nasıl ayrılır. Pislik eşine, çocuklarına da sıçradı. Yeni yönteme göre hepsi kötü olmuşlardı. Kötülük kavramı denince akla ilk teröristlik geliyor. O yüzden ismini terörist koyuyorlar. Kendilerini şöyle ele veriyorlar. Kötüye asla hırsız demiyorlar. Yani bir sınırları var. O da birine kötülüğünü atarken asla hırsızlığını atamıyorsun. Yani kendi pisliğini başkasına atarken hırsızlığı bir kenara koyuyorsun. Hırsızlığı nedense kötü kabul edip karşı tarafa fırlatmıyor. Peşinden giden sürülerden de bir kişi çıkıp hırsızlık suçlamasında bulunmuyor. Kalabalıklar ve liderin kendi içinde çok basit bir ilişkisi var. Bu ilişkide liderin kötülük olarak açmadığı hiçbir kötülük kategorisi kalabalıklar tarafından kullanılmıyor. Yani yığınlar verilen mesajları mükemmele yakın almaktadır. Ve hata yapmamaktadırlar. Bir ritmin bir notasını yakaladılar ve hep aynı ritim aynı notayı çalıyorlar. Müzik onları kendilerinden geçirmiş. Günahsız olmanın mutluluğunu yaşıyorlar. Liderleri onlara günahsızlığın yolunu çizdi. Hiç özeleştiri yok. Özeleştiri demek hata demek, günah demek. Ayrıca ritmik müziklerinin bölünmesi demek. Bu müzik onları sarhoş etmektedir. Kötülükten sıyrılmış bir melek gibi uçuyorlar. Nede olsa başkası onların günahını çekiyor. Kötülükler mağdur şahıs üzerinden cezalandırılıyor. Cezalandırıldıkça cezalandırıcılar ve insanlar kendilerini daha iyi hissediyor. Çünkü kötülüğe karşı cihat yapıyorlar. Bence bu sapkın anlayışa gerçekleri yüzlerine çarpmak için cemaatin yada başka birilerin mutlaka gelmesi gerekecek. İnsanların sapkınlıklarını bilmeye hakkı var. Bu onların hakkı. Belki irkilirler diye. Bu şansı onlara vermek lazım.

  12. Bı algı çökecek. Sapkınlık ne kadar sürebilir ki? Sapkınlık insan ve yaratılışa ters. Hayvanlar bile kabul etmez. Saadet zinciri gibi bir algı oluşturmuşlar. Herkes kazık yediğini öğrenme hakkı var. Birileri gelip bunu onlara yüzleştirmeli.

  13. Sayin Ugur Tezcan.
    Yazinizi dikkatle okudum ve sanirim bir “brainstorming” vesilesinden fazla bir sey degildir.
    Yazinizin yarisina katildigimi “soyleyebilirim”. Lakin yazinizin yarisindan sonrasina katilmak mumkun degil. “Hakaretamiz” veya “Saygisizlik” seviyesinde olmassa bile sunu hatirlatti: “Düştüm mapus damlarına öğüt veren bol olur, Toplasam o öğütleri burdan köye yol olur”. Dini, kaderi, demiri Musa yi vs vs karistirmayin lutfen…
    Yukarida Hasan basri bey in dedigi gibi “Yedinci olarak daha önce soykırıma maruz kalmış TC vatandaşları Ermeniler Rumlar Yahudiler Türkiyeye dönemediler, dönmediler, bir nesil yani 20 yıl geçince çoluk çocuk artık başka özgürlüklerin kuşağı oluyor.”
    Lutfen unutmayin: Hepiniz Tr den kovulan gavur azinliklar gibi gavur yad ellerden-memleketlerinden boyle “ahkam” (affola) kesiyorsunuz. Demek istedigim “demokrasi” kelimesini okuyamadim, maalesef…

    • Hapse düsenlerin fasist bir yöne kaymasi da ayri bi dert tabii. Agzini acsan, fikrini beyan etsen ahkam kesmis oluyorsun. Ben de demokrasi göremiyorum pek. Adam belki Türkiyede yedigi haltlari bi temize cekmeden, orada adam gibi hizmet etmeyi ögrenmeden Avrupaya hizmet götürmeye cüret etmek istemiyor belki. Senden icazet mi alacak. Anlamadim yani, demokrasi bu isin neresinde kaliyor?

  14. Buraya yorum yazamazsın çünkü herkes makale yazıyor. Bu şekilde sizi kimse okumaz ve anlamaz. 2 cumle kurup olayın uzune vurgu yapmak bu kadar zormu. İyi geceler. Hiçbirinizi okumadım çünkü çok uzun yazmışsınız.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin