Çanlar çalıyor, Yargıtay tedirgin

YORUM | NEVİN ERDEM 

AİHM 20 Temmuz’da açıkladığı Akgün/Türkiye kararında ByLock’un tek başına tutuklamayı gerektiren bir delil olamayacağına karar verdi. Tutuklama için gerekli “makul şüphe”nin var sayılabilmesi için, başka delillerin de olması gerektiğini belirtti.

Ayrıca AİHM bu kararında şu ilkenin altını çizdiğini vurguladı: Şifreli bir iletişim aracını indirmek veya kullanmak veya özel mesajlaşmanın doğası gereği gizliliğe yönelik bazı yöntemler uygulamak herhangi bir suça dahil olunduğunu göstermez.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Yani ByLock özel bir mesajlaşma uygulamasıdır, tıpkı WhatsApp, iMessage, Signal ve benzerleri gibi. Bunları kullanmak bir suçun işlendiğini göstermez. Eğer bizatihi bunların kullanımıyla  tutuklamada “makul şüphe”nin oluştuğunu iddia ediyorsanız, ki somut olayda yapılan tam da budur, o halde, tutuklama için gerekli “makul şüphe”nin oluştuğuna dair başka deliller de göstermeniz gerekir. Örneğin, “Şüpheli iMessage yazışmasında araca bombayı yerleştirdiğini yazmıştır” gibi.

AİHM başvurusu, tutuklamanın haksızlığına ilişkin olduğundan AİHM kararı da tutuklamayla sınırlıdır. Kararda da zaten Akgün hakkındaki yargılamanın halen sonuçlanmadığı belirtilmektedir.

AİHM, ByLock’un tek başına tutuklama için dahi “makul şüphe” oluşturmayacağını söylüyor. Dikkat edelim, tutuklama için dahi!

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre tutuklama kararı verilebilmesi için suçun işlendiğine dair “kuvvetli şüphe” bulunması; mahkumiyet için ise, her türlü şüpheden uzak, kesin delil bulunması şarttır.

AİHM kararının CMK hükmü ışığında anlamı şudur: Tutuklama dahi yapılamayacak bir gerekçeyle Türkiye’de on binlerce insan tutuklandı.

AİHM kağnı gibi; o kadar ağır ilerliyor ki! Ama ilerliyor işte!

Beş yıl sonra gelen bu karar, beklentileri karşılamaktan uzak elbette. ByLock ile ilgili oldukça sınırlı bir inceleme yapılmış. Bunda başvurunun tutuklamayla ilgili yapılmasının, başvurucunun çok güçlü bir dosya hazırlamamış olmasının ve AİHM’nin dosya inceleme yönteminin etkisi olduğu söylenebilir.

AİHM dosyalarının içeriğinin ne kadar önemli olduğu, internetten ücretsiz bir şekilde indirilebilecek bir uzman-bilirkişi raporunun dahi dosyaya sunabileceği katkı bir kez daha anlaşıldı. İdeali elbette her dosyaya özel bir uzman-bilirkişi raporu koymak.

Karardaki eksiklikler bir yana, şu husus unutulmamalıdır ki, karar lehe bir karardır ve oldukça önemlidir; ByLock için başlangıçtır. Bu kararda ByLock mağdurlarının aleyhine bir husus söz konusu değildir.

Nitekim, bu kararın Yargıtay’ı tedirgin etmeye yettiği görülmektedir.

Habertürk yazarı Yasemin Güneri 23 Temmuz’da “Fetö’cüler AİHM kararına boşuna sevindi” başlıklı bir yazı yazdı. Yazı Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin AİHM’nin ByLock kararıyla ilgili görüşlerini açıklamak amacıyla yazılmış. Yazarı Yasemin Güneri değil, Yargıtay’dır, demek pek de yanlış olmaz.

Haberin başlığı, Güneri’nin bu yazıyı kamu yararı amacıyla gazetecilik için değil, bir kez de AİHM’nin tespitiyle ortaya çıkarılan ağır, kitlesel bir suçun, bir süre daha üstünün örtülmesi amacı ve çabasıyla yazdığını açıkça ilan ediyor.

Yazıda Yargıtay üyeleri savunma yapıyorlar: “Biz de zaten AİHM gibi karar veriyoruz” diyorlar.

Hadi oradan! Utanmadan bir de yalan söylüyorlar!

Sadece ByLock kullandığı iddiasıyla tutuklanan ve mahkumiyet kararı verilen binlerce insan var. Dosyalar çığlık olmuş, Yargıtay üyelerine sesleniyorlar: “Yalancısınız!”

Değişkenliği tescilli ByLock listelerine girmek ya da bu listelerden çıkmak adeta hayat memat meselesi. ByLock listelerinden çıkarılma vaadi ya da bu listelere eklenme tehdidi ile oluşturulan “borsa”ları sağır sultan duydu ama Yargıtay üyeleri duymadı, öyle mi?

ByLock listeleri, adeta ölüm listeleri; girenden ancak 6 yıl 3 ay sonra haber alabiliyorsunuz.

Yargıtay üyeleri, “Şimdi artık yan delillere de bakıyoruz; AİHM ile aynı yönde karar veriyoruz” diyorlar.

Bir “hadi orodan” denilecek iddia daha!

AİHM ile aynı yöndelermiş!

Efendiler, sizin o “yan delil” dediğiniz şey, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçimlerinde iktidar destekli Yargıda Birlik Platformu adaylarına oy vermemek, yasal olarak kurulmuş bir bankaya para yatırmak, yasal olarak açılmış bir derneğe kurban bağışı yapmak, yasal olarak çalışan bir dershaneye çocuğunu göndermek, yasal izinleri alınmış bir kermes için börek açmak, falan filan.

Nasıl bir hukuksuzluk devrimidir bu. İran İslam Devrimi’nde dahi bu kadarı olmadı. Alkol tüketimi 1979’da yasaklandı. Öncesinde serbestti. Kimse 1978 yılı ve önceki yıllarda alkol kullandı diye soruşturma geçirmedi, cezalandırılmadı.

Sizin mevcut bakış açınıza göre, iktidar Cumhuriyet’in 100. yılında, yani Hedef 2023 olarak ilan ettiği yılda, hukuksuzluk darbesini bir adım daha ileriye taşısa ve alkol kullanımını yasaklasa, bugün gece kulüplerine gittiğine ya da alkol aldığına dair Instagram ve Facebook gibi sosyal medya platformlarında paylaşımda bulunmuş olan herkesin korkması, cezaevi ihtimaline binaen de bavulunu bir köşede hazır tutması gerekecek.

Gerçekleştirildiği anda yasal olan bir faaliyeti dosyaya suç delili olarak koymaya utanmayacaksınız, üstüne bir de AİHM’nin bunu kabul etmesini bekleyeceksiniz. AİHM’nin, yapıldığı dönem itibariyle yasal olan bir faaliyet, daha sonradan bir suçun delili olarak kabul edilemeyeceğine dair bir yığın içtihadının varlığına rağmen bunu bekleyeceksiniz. İçteki rezillik yetmez tabii, sınırlarımızı aşalım; herkes rezilliği görsün, duysun!

Peki AİHM kararlarına karşı sessiz kalan Yargıtay, 20 Temmuz’da verilen AİHM kararına Yasemin Güneri üzerinden neden hemen, 23 Temmuz’da, cevap verme ihtiyacı hissetti?

Çünkü gelmekte olanı gördüler ve tedirgin oldular.

ByLock, elde edilişinden mahkumiyet kararına esas kabul edilme aşamasına kadar, her aşamada nereden tutulsa elde kalan, tutarsızlıklarla ve hukuksuzluklarla dolu bir ucube, hilkat garibesi.

Bu ucube esas alınarak on binlerce insan gözaltına alındı, tutuklandı, mallarına el konuldu…

Üstelik bunlar yapılırken, hukukun katledildiği bizzat bunun failleri, özellikle hakimler ve savcılar tarafından çok iyi biliniyordu.

Şimdi bunun delil olarak kabul edilemeyecek bir ucube olduğu AİHM tarafından da kesin bir şekilde tespit edilirse, hukuk bugün değilse bile yarın geldiğinde, elbette bunun hukuki ve cezai sonuçları olacak.

Zenginlik içinde rahat bir emeklilik hayali kuran hakimler ve savcılar evlerinin bir köşesinde cezaevine gitme ihtimaline binaen bavullarını hazır tutmak zorunda kalacaklar.

İşte Yargıtay üyelerinin bu tedirginliği, Yasemin Güneri’ye o yazıyı yazdırtan dürtüdür.

Çanlar çalıyor artık; tedirginliğin, paniğin, korkunun, yapılan açıklamaların, yazılan yazıların ecele faydası yok.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin