Muharrem ayı…

YORUM | CEMİL TOKPINAR

Bugün hadis-i şerifte “Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın ayı Muharrem” diye isimlendirilen Muharrem ayına girmiş bulunuyoruz.

Muharrem Hicrî takvime göre yılın ilk ayı olduğu için bugün aynı zamanda 1442 yılının da ilk günüdür. Yıl içerisindeki mübarek günler, geceler ve aylar Hicrî takvime göre belirlendiği için yeni yıldaki önemli günleri ajandamıza kaydetmek, onlara hazırlık yapmak ve ihya etmek açısından büyük bir kolaylık sağlar.

Muharrem başta oruç olmak üzere ibadet bakımından da çok faziletli bir aydır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmuştur:

“Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazdan sonra da en faziletli namaz gece kılınan namazdır.” (Müslim, Sıyam, 202, 203; Ebu Davud, Savm, 55; Tirmizî, Salat, 323; Nesaî, Kıyamu’l-Leyl, 6)

Bu müjdeye nail olmak için Muharrem ayında fırsat buldukça oruç tutmaya gayret etmek gerekir. Hiç değilse Pazartesi ve Perşembe günleri olmak üzere haftada iki gün ve ayın 13., 14. ve 15. günleri oruç tutulabilir.

On peygambere yapılan iyilikler

Rabbimizin rahmet, mağfiret, lütuf, feyiz ve bereketinin sağanak sağanak yağdığı aylardan biri olan Muharrem’in onuncu günü ise Aşure Günü diye meşhur olmuş bir gündür.

Bugüne “Aşure” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu günü olduğu içindir. Hadislerde ifade edildiğine göre, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberini on değişik sıkıntıdan kurtarıp on farklı ikram ve ihsanda bulunduğundan dolayıdır. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

  1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu o gün sulara gömmüştür.
  2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini o gün Cûdi Dağının üzerine demirlemiştir.
  3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından o gün kurtulmuştur.
  4. Hz. Âdem’in (a.s.) tövbesi o gün kabul edilmiştir.
  5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan o gün çıkarılmıştır.
  6. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semaya yükseltilmiştir.
  7. Hz. Davud’un (a.s.) tövbesi o gün kabul edilmiştir.
  8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
  9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
  10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. (Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140)

Yukarıda saydığımız ibretli ve kudsî ikramların yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep anılmış ve ihya edilmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tövbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Oruç tutmak çok faziletli

Aşure Gününde tavsiye edilen ibadetlerin başında ise oruç gelmektedir. Günümüzde çok ihmal edilen orucu, böylesi vesilelerle hatırlamak ve çevremize teşvikçi olmak büyük sevaptır.

Eski asırlarda Muharrem ayı ve Aşure Günü, ehl-i kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. “Bu ne orucudur?” diye sordu.

Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.

Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti. (İbni Mâce. Sıyam: 31)

Aşure günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslâm öncesi cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak kabul ediliyor ve oruç tutuluyordu.

Bu hususta Hazret-i Âişe Validemiz şöyle demektedir:

“Aşure, Kureyş kabilesinin cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirdi ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Aşure gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” (Buharî, Savm: 69)

O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) ve Sahabeleri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz (s.a.v.) herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu. (Müslim, Sıyam: 117)

Bir yıllık günaha keffaret olabilir

Böylece Aşure orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu. Muharrem ayı ve Aşure orucunun fazileti hakkında birçok hadis vardır.

Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu. (Tirmizî, Savm: 40)

Bu kavim, üzerlerine afet gelmek üzereyken topluca tövbe edip dua eden ve afetten kurtulan Hz. Yunus Aleyhisselâmın kavmidir.

Yine Tirmizî’de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Aşure Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önceki bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.” (Tirmizî, Savm: 47)

“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur” (İbni Mâce, Sıyam: 43) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.

İmam-ı Gazali bu hadisi şöyle açıklamıştır: “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayandırmak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir.” (İhya, c.1, s. 238)

Sadece Aşure Günü oruç tutulabilir mi?

Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Aşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir. 

Bu mânâdaki bir hadisi Abdullah ibni Abbas (r.a.) rivayet etmektedir. Bunun için müstehap olan, Aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutmaktır. Mazereti olan iki gün, ona da imkan bulamıyorsa hiç değilse Aşure Günü olmak üzere bir gün oruç tutmaya gayret etmelidir. Çünkü oruç tutulması tenzihen (helâle yakın) mekruh olan günlerde bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmasında bir sakınca yoktur. Yani iki veya üç gün oruç tutmaya yolculuk, misafirlik, toplantı, hastalık gibi mazereti olan kimseler sadece bir gün tutabileceklerse o gün tutmaları mümkündür ve sevaplıdır. Zaten hiçbir mazeret olmadan bile böyle davransa sadece tenzihen yani helale yakın bir mekruh işlemiş olur. Mazereti varsa inşallah o mekruhluk da ortadan kalkar.

Peygamber dualarının önemi

Bu günde oruçtan başka ibadet, dua, hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel ameller de yapılabilir. Özellikle Aşure Günü kurtuluşa eren veya ikrama mazhar olan peygamberlerin durumunu hatırlayarak, onların dualarını içselleştirip kendisini onlar gibi çaresiz kabul edip Cenab-ı Hakka ıztırar (çaresizlik) diliyle dua ederse inşallah kurtuluşa erer ve ekstra ikramlara kavuşabilir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), mü’minin aile efradına Aşure Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bir hadiste şöyle buyurular: “Her kim Aşure Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenâb-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.” (Tergîb ve’t-Terhîb, 2:116) 

Bu müjdeye nail olmak için herkes imkânı ölçüsünde ailesine, çevresine ikramda bulunur, bilhassa muhtaç ve mağdurlara muavenet ederse çok güzel olur.

Aşure tatlısı oruca engel olmamalı

Bu arada Aşure Günü vesilesiyle yapılan aşure tatlısıyla ilgili birkaç hususu hatırlatmak istiyoruz. Öncelikle herkesin severek yediği bu tatlı, sadece Muharrem ve Aşureye mahsus olmayıp bütün yılda yenebilmelidir. Ayrıca sadece Aşure Günü ikram edilmesinin iki sakıncası vardır:

Birincisi, o gün oruç tutma günüdür. İnsanları oruca teşvik etmek gerekirken tam Aşure Günü aşure ikram programları yapmak doğru değildir, oruç tutulmasını olumsuz etkilemektedir. 

İkincisi, Muharrem ayının onuncu gününde, 14 asırdır bütün Müslümanların yüreğini yakan Hz. Hüseyin Efendimiz (r.a.) ve ailesi şehit edildiği için o gün bu tatlıyı yemek, ehl-i beyt sevgisini esas tutan kardeşlerimiz tarafından da sevimsiz karşılanmaktadır. Bunun için mümkün mertebe 13. gün veya sonrası ikram edilirse daha isabetli olur. Elbette ki hiçbir Müslüman o acı olayın olduğu günü tatlıyla kutlamak gibi bir düşünceyi aklından bile geçirmez. Tabiî ki bu tavsiyemiz, o gün yapmak ve yemek haramdır anlamına gelmez, sadece bir anlayış ve nezaketi hatırlatmak içindir.

2 YORUMLAR

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin