Bizim büyük cahilliğimiz!

Hasankeyf

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Çok bilinen ve yıpranmış bir kelime değil. Hele ki bizim ülkemizde. Lügatler “Doğal kaynakların sömürüsüne dayanan düzen” diyor Extraktivizm için. Başta Latin Amerika ve Afrika olmak üzere totaliter rejimlerde sıklıkla görülen bir şey. Ülkesini talan etmek için başa geçen diktatör ruhlu zihniyet, deliler gibi o ülkenin doğal kaynaklarına saldırıyor ve hızla tüketmeye başlıyor.

Aslında tersten yaklaşmak da mümkün. Yani bir ülkenin dikta ile yönetilip yönetilmediğini anlamak için o ülkenin doğal zenginliklerinin hangi hızla tüketildiğine bakmak da yeterli.

AKP ve Erdoğan iktidarı, Ergenekon’u yedeğine alarak bir süredir Türkiye’nin doğal kaynaklarını tarihte görülmemiş bir hızla tüketiyor ne yazık ki.

Akdeniz’den Karadeniz’e, Kazdağları’ndan Salda Gölü’ne kadar ülkenin talan edilmedik yeri kalmadı gibi bir şey.

Hele de Hasankeyf…

Öylesine bir yok ediş yaşattılar ki artık bu tarihi ve eşsiz değer artık yok!

Bugün size cehalet ile muazzam bir uyum yakalayan ekstraktivizmin nasıl başka bir cinayet işlediğini anlatacağım.

Gümüşhane kent merkezine 50 kilometre uzaklıkta, deniz seviyesinden 2 bin 140 metre yükseklikteki temiz havası, bitki örtüsü, dağ çayırlarıyla kaplı manzarasıyla ilgi çeken Taşköprü Yaylası’nda yer alan kaynağı ve akarı olmayan Dipsiz Göl’ün buzul devrinden kaldığı düşünülüyor.

Bu tarihi değer ne yazık ki artık yok…

Tarihi olan her miras hakkında bir dolu şehir efsanesi anlatılır. Bunlardan en popüleri de altında çok büyük hazinenin bulunduğu efsanesidir.

Bu tarihsel mirasın nasıl birer hazine olduğunun idrakinden çok uzakta bir zihniyetin de eline düşünce maalesef sonuç tamiri mümkün olmayan tahribatlar oluyor.

Dipsiz Göl’ün de kaderi böyle oldu.

Bir aklı evvel defineci bu gölün altında Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’daki dört büyük lejyonu arasında gösterilen 15’inci Apollinaris lejyonunun hazinesi olduğuna inanıyordu. Normal bir ülkede olsa gülünüp geçilecek olan bu deli saçması iddia ülkemizde ne yazık ki resmi makamlarca ciddiye alındı ve resmi kazı izni verildi.

12 bin yıllık bilinen bir geçmişe dayanan göl için harekete geçildi ve devlet destekli hazineci tahribatı böyle başladı.

Bölgeye gelen kazı araçları önce gölün suyunu çekip kuruttular.

Ardından iş makinaları devreye girdi ve bu tarihi değer delik deşik edildi.

Kazı izni veren Gümüşhane Valiliği ile Kültür ve Turizm Müdürlüğü eşliğinde yapıldı bu tarihi talan.

Elbette ki hazine filan çıkmadı üç günlük kazı sonrasında…

Sonrasında ne yaptılar peki?

İş makinaları gölün boşluğuna toprakları doldurdu ve hiçbir şey olmamış gibi herkes evine döndü.

Neticede tarih şuuru “gaz vermeye ve boş safsataya dayanan zihniyet”in marifetiyle eşsiz bir tarih hazinesi tahrip edildi.

Elbette kimsenin bu sorumsuzluk ve cehaletin hesabını sormak gibi durumu yok.

Ülkede ne medya, ne de hukuk kaldığı için kimsecikler yaşanan bu saçmalıkların sorumlularını hesaba çekmedi.

Sonuç olarak tarihi Dipsiz Göl’den geriye toprakla doldurulmuş bir kazı alanı kaldı.

Dipsiz Göl’ün enkazı bir dönemin zihniyeti olarak tarihteki yerini aldı maalesef.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin