Bitti mi, biter mi?

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Kanaatim odur ki, Fahr-i Kainat Efendimiz’in (sav) nübüvvetiyle başlayıp vefatına kadar geçen süreç dünya tarihinin kompakt bir özetidir.

Bir tür sıkıştırılmış (ziplenmiş) süreç. Açılabiliyor, genişliyor ve derinleşebiliyor.

Bu kontekst ile baktığımızda yaşadığımız dönemin de, bahsi geçen dönemde bir yerlere denk gelmesi gerekiyor elbette.

İlahiyatçı ya da siyer uzmanı değilim. Bir gazetecinin analitik bakışıyla ve sübjektif olarak söylüyorum elbette bunları.

Ve bu perspektif ile yaptığımız okumada karşımıza Hendek Savaşı çıkıyor.

Bu süreci en iyi anlatan Kur’an bölümleri Ahzap suresinde mevcut.

Neredeyse her ayet ile günümüz ile bir bağlam kurmak mümkün.

Ahzap suresi başlangıçta muhatap olarak Efendimiz’i alıyor ve “Korkma” diyor, “korkulacak sadece Allah vardır!”

Korku, Hendek sürecinde Müslümanların en büyük imtihanı.

Can, mal, aile, toprak, ev ve daha türlü korkular.

Merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır bu surenin tefsirine şu cümle ile başlar:

“Ey Peygamber! Geçmişte indirilen kitaplarda adı sanı bilinen şanlı peygamber! Sadece Allah’tan kork, başkasından değil.”

Surenin üçüncü ayeti ise o devir için bir manifesto gibidir:

“Allah’a güven; güvenip dayanmak için Allah yeter.”

Hizmet hareketi ile ilgili pek çok şey söyleniyor, söylenecektir de.

Bitti, diyenler de var, yıkılmadık ayaktayız, diyen de. Hizmet karşıtlarının kazanmasını Pirus zaferi gibi görenler de…

Açıkçası bu tür bir kanaate varmak için çok çok erken.

Ancak başka bir gerçeğin altını çizmek isterim:

Dünyanın en cılız, altı boş, hatta sapık bile olsa manevi topluluğu, dünyanın en güçlü siyasi partisinden hep daha uzun ömürlü olmuştur.

Bakınız geçmişe hak vereceksiniz.

Ülkemizden örnek verelim.

Demokrat Parti bir dönem öylesine güçlüydü ki, şu anda esamesi okunmadığı gibi son başkanlarından biri mevcut iktidara değnekçilik yapıyor.

ANAP’ı hatırlarsınız mesela.

Neydi o özgürlük ve demokrasi dalgası…

ANAP kağıt üzerinde bile kalmadı neredeyse.

Ama gidin Anadolu’nun en ücra köylerine, 200 yıllık bir tasavvuf topluluğu, manevi kitle, cemaat, tarikat görebilirsiniz rahatlıkla.

Dolayısıyla bu “Bitti bitecek” muhabbeti belki etkinlik, toplum kaderini etkilemek bağlamında söylenebilir en fazla.

Yoksa bu kadar mensubu olan bir hareketi belki kendinize göre kriminalize edip terörist yaftası yapıştırabilirsiniz ama sınırlı bir etkiniz olur.

Bir süre sonra o bumerang dönüp sizi vurur.

Bir şey daha…

Bir algıyı değiştirmek kolay kolay mümkün değildir.

Ancak bir istisnası var. Bu algının yerine başka bir algı yerleştirirseniz, o zaman durum değişir ve kahraman sandıklarınızın hain olduğuna inanırsınız.

AKP ve Erdoğan’ı bekleyen en büyük tehlike de budur bence.

Güçlerini kaybetmeye başladıkları bürokrasi, adalet ve sair alanlarda hissedildiği an bir anda her şey ters yüz olacak ve yaftaladıkları şeyin muhatabı kendileri olacaktır.

Başka bir örnek vererek kolaylaştırayım.

Mesela 15 Temmuz sonrasında iktidara yaranmak için cevval şekilde bir anda muhbir, fişlemeciye dönen Avrupalı gurbetçiler var ya…

Onların çoğu birer Cemaat mensubu bulup “Allah rızası için gel bana kefil ol. Resmi makamlar benim AKP’ci olmadığıma inanmıyor” diye referans arayacaklar.

Bunu not edin…

Yazı enteresan şekilde uzadı. Oysa bu girişle beraber muazzam bir organizasyondan bahsedecektim: 18. IFLC Dünyanın Renkleri programı…

Zira hayret ve hayranlıkla izlediğim program bana yukarıdaki hisleri çağrıştırdı.

İsterseniz bir sonraki yazıda hem mevzuyu daha açayım, hem bu güzel program hakkındaki kanaatimi yazayım.

1 YORUM

  1. Mesela 15 Temmuz sonrasında iktidara yaranmak için cevval şekilde bir anda muhbir, fişlemeciye dönen Avrupalı gurbetçiler var ya…
    —Mesela 15 Temmuz sonrasında iktidara yaranmak için cevval şekilde bir anda muhbire, fişlemeciye dönen Avrupalı gurbetçiler var ya…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin