Bir tecavüzcünün itirafları…

YORUM | BÜLENT KORUCU

13 yaşındaki N.Ç’nin başından geçenleri hatırlıyor musunuz? 28 kişinin tecavüzüne uğradığı mahkeme kararıyla sabit olan çocuktan  söz ediyorum. Sanık/sapıkların en alt sınırdan ceza alması gibi yargılama sürecindeki skandallar değil bugün anlatmak istediğim. Olay ifşa olduktan sonra vehamet yavaş yavaş ortaya dökülmüştü. Bir küçük şehirde toplumun göz göre göre, yavaş yavaş nasıl çürüdüğünün çarpıcı örneğiydi. 28 kişi arasında yok yoktu; yüzbaşıdan muhtara, ziraat odası başkanından okul müdür yardımcısına, oradan mahalle esnafına kadar herkesti suç ortağı. Böylesine küçük bir yerde muhtemelen hepsi de birbirinden haberliydi. Bir çocuğu koruması gereken herkes oradaydı. Ama suçlular bu 28 kişiyle sınırlı değildi. Aracılık eden, görüp susan, ‘rızası vardı’ diyen, hak ettiğini düşünen kalabalıklar da en az bizzat istismar eden kadar suçluydu.

Bir kaç gündür başka bir tecavüz olayı konuşuluyor. Abdurrahman Uzun isimli aktroll, dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, HSYK üyeleri ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la birlikte adalete nasıl tecavüz ettiklerini anlattı. Bir bitirimhane sohbeti şeklinde geçen konuşmada zincirleme tecavüzün bütün ayrıntıları var. Ben kısa bir özet geçeyim. 

31Mart 2017’de. Hukuk tarihimizin en büyük skandallarından biri yaşandı.

“Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)” üyeliği suçlamasıyla 29 gazetecinin yargılandığı davada 21 kişinin tahliyesine ve yurt dışı yasağına karar verildi. Gerekçe çok makul ve hukuka uygundu. Tutukluluk, delil karartma ve kaçmayı engelleme amaçlı bir tedbirdi. ‘Suç delili’ haber, makale ve sosyal medya paylaşımları zaten ilk günden beri eldeydi, yani karartılacak delil yoktu. Yurtdışı yasağı da gelmişti. 

Bu, mevcut mevzuata göre geri dönüşü olmayan bir karardı. Çünkü tutukluluğa itiraz mümkündü ama tahliyeye itiraz yasaktı. Yargılama bitmeden başka bir mahkemenin dosyaya müdahil olması açık ihlaldi. Ama Erdoğan Rejimi’nde zor yoktu, imkansız biraz zaman alıyordu. Gazeteciler tahliye olmak için bavullarını alırken, ‘zemin hazırlama’ ekibi işbaşı yaptı. Bir koldan İsmail Saymazlar diğer taraftan Abdurrahman Uzunlar; ‘yetişin FETÖ’cüleri salıyorlar’ diye sosyal medyada kampanya başlattı.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla devreye girdi. HSYK, duruşma savcısı dahil bütün mahkeme heyetini görevden alarak soruşturma başlattı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı sekiz gazeteci hakkında üst sıra numaralı mahkemeye itiraz edip tutuklama kararı çıkardı. (Ki böyle bir yetkisi yoktu.) 13 sanık için durum daha karışıktı, çünkü savcı karardan önce tahliye talebinde bulunmuştu. Bunlar için daha dolambaçlı bir yol takip etmek gerekti; hemen yeni bir dosya açıldı ve gözaltı kararı çıkarıldı. Onları zorlu bir süreç bekliyordu. 21 masum basın emekçisi ve cezaevi dışında kucaklaşmayı bekleyen aileler için daha büyük bir işkence olamazdı.

Korkunç, kollektif ve ülkenin geleceğini yok eden bir tecavüz elbirliği ile işlendi. Tıpkı N.Ç. vakası gibi bütün mahalle suç ortağıydı. Sağcı, solcu, dinci; gazeteci, savcı, yargıç, bakan, cumhurbaşkanı, muhalefet partileri herkes adaletin ırzına geçmek için kuyruğa girmişti. 

Tecavüz benzetmesini abartılı buluyorsanız yanılıyorsunuz. Öncelikle adı geçen şahısların adil yargılanma hakkına yönelik açık bir ihlal söz konusuydu. Tahliye kararı veremeyen mahkeme, yargılama sonunda berat kararı verebilir miydi? Bırakın ilk derece mahkemesini temyiz mercileri bunu yapabilir miydi? Yapamazdı ve nitekim yapamadı. Berat yolu kapalı bir adil yargılama! Biz bir yargı faaliyetine değil, bir müsamereye tanıklık ettik. Tiyatro diyeceğim ama o kadar başarılı olmadıklarından müsamereyi seçtim. 

Tecavüzün sadece belli bir zümreyle sınırlı kalacağını düşünerek, bizzat katkı sunan ya da seyirci olarak suça ortak olanlar vardı. Ödüllendirilen tecavüzün tekrarlanmasının kaçınılmaz olduğu kısa sürede anlaşıldı. ‘Beni ısırmayan yılan bin yaşasın’ ilkesizliğinin bedelini şimdi sırayla bütün toplum ödüyor. 15 Temmuz bahanesiyle kurulan sistem, hemen her konuda ‘FETÖ’ başlığı açıp pilot uygulama yapıyor. İşlediği hukuksuzluğa herkesi ortak edip, normalleştiriyor. Sonra dönüp başlangıçta istisna gibi sunduğu uygulamayı kural haline getiriyor. Asıl zemin gerektiren şey bu. Yoksa 21 gazeteciyi tekrar tutuklatmaya havada karada gerekçe bulurlardı.

Bakın o günden sonra neler oldu: OHAL kapsamında 20 Kasım 2017 tarihli 696 sayılı KHK ile CMK 104. maddede değişiklik yapıldı ve temel hukuk normlarına aykırı biçimde tahliye kararlarına itiraz yolu açıldı. Bırakın ilk derece mahkemesi, üst mahkemelerin kararlarını bile uygulamayan bir ucube adliye çıktı ortaya. Bölge adliye mahkemesi (Enis Berberoğlu), Anayasa Mahkemesi (Mehmet Altan) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Alpaslan Altan ve Osman Kavala) kararlarına karşı direnen mahkemeler Abdurrahman Uzun’un şahsında sembolleşen trol ordusunun emir eri haline geldi. O ilk tecavüzden sonra oluşan travma sürüyor. 

Türkiye’de sanki gerçek bir yargılama varmış gibi konuşan herkes, bu müsamerede irili ufaklı rol alan bütün aktörler, bu tecavüzün failidir. Sureti haktan görünen ‘Suçunuz yoksa aklanırsınız’ taifesinin en mide bulandırıcı kesim olduğunu düşünüyorum. Hidayet Karaca, ‘bırakın savunma hazırlamayı, dilekçe yazdıracak avukat bulamıyorum. Kendimi nasıl savunmamı bekliyorsunuz’ diye isyan etmişti. ‘Bunlara avukat verecek kadar aptal mıyım?’ diyen İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal’dan, ‘suçlamaları kabul edin, itirafçı olun’ diye sağdan yanaşan Ali Aktaş’a kadar hepsi taammüden suç ortağı. Zarların hileli olduğunu bile bile insanları ‘adil Türk yargısı’na güvenmeye çağıran her gazeteci ya da siyasetçi bu ‘zemin’in bir parçasıdır.

Üçüncü sınıf bir yerel kanalda kağıda bakarak fıkra anlatan bir kifayetsizden kamuoyu önderi çıkaran sistem, yargıyı siyasetin köpeği haline getirdi. Tecavüzcünün arsızı bunu gidip mahalle kahvesinde anlatandır. Bugün o arsızlığa şahit oluyoruz. Türk yargısında, tecavüzcüsünü köyün ortasında vuran kadın kadar bile kendini savunma refleksi kalmamış durumda. En acısı da bu.

1 YORUM

  1. Bakin bu alçakların zerre kadar Allah korkusu olmaz/olamaz.
    Bunların dinle alakasıda olamaz.
    Adamlar tamamen Ebu Cehil takipçisi.
    Peki şimdi günde beş vakit namaz kılan sonrada bunlara destek olan saf müslümanlara ne diyeceğiz?

    Bülent bey
    Her sınıftan (bütün siyası partiler, farklı ideolojilere sahip insanlar, her tarikat ve cemaatden…….) insanın Hizmet hareketine düşmanlıkta (iftirada) buluşmalarının açiklaması nasıl yapılır, lütfen bunu izah eden bir yazı yazın.
    Çünkü yazılarınızdan tam ikna oluyorum.
    Fakat bu ortak düşmanlık konsesüssundan bu günü kadar tam manası ıle bir mantık bulamadım.
    Saygılar

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin