Bir gencin kalbine kurşun sıkan polis için hukuk ne diyor? 

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Sokağa çıkma yasağında sırf dur ihtarına uymadı diye 18 yaşındaki bir genç kalbinden yediği polis kurşunu ile hayatını kaybetti!

İnternethaber, Milliyet gibi hükümet yandaşları haberi, “Kaçıyordu, ayağından vuruldu, polisin başka çaresi yoktu” şeklinde verdi. Böyle bir düzenin vatandaşı durur mu? Sosyal medyada “vuranın eline sağlık, oh olsun” naraları atıldı!

“Kaçarken ayağından vurdular” haberleri boşuna değildi. Bu cinayet dosyasını da böylece kapatıp geçeceklerdi… Fakat görüntüler sosyal medyaya düşünce cin şişeden çıktı. Kamuoyu baskısıyla katil polis F.K. sulh ceza hakimliği tarafından tutuklandı.

Farkındaysanız ülkede hukuk ve devlet işleyişi artık vatandaşın inisiyatifi ile kamuoyu baskısı ile yürüyor. Ortada yerleşik bir hukuk düzeni kalmadığından insanlar el yordamıyla hukuku işletmeye çalışıyor.

POLİSİN YETKİSİ NEREYE KADAR?

Peki hukuk ne diyor bu duruma?

Adana Barosu Başkanı Veli Küçük, “Otopsi raporuna ve görgü tanıklarının ifadesine göre; polis memurunun kimlik kontrolü yaptığı esnada 3 metre mesafeden gencin göğüs (kalp) bölgesine tek el ateş etmesi sonucu yaralandığı ve sonrasında hayatını kaybettiği ifade edilmektedir” açıklamasında bulundu. Anlaşılan o ki yakın mesafeden, hedef gözetilerek ve bilinçli bir şekilde ateş edilmiş… Bu veriler ışığında meseleyi ele alalım…

Polis Vasife ve Selahiyetleri Kanunu’na göre polisin, kişileri ve araçları; “Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek, suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek, hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş kişileri tespit etmek, kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek amacıyla durdurabilme” yetkisi vardır.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini de kullanabilir. Ayrıca polis kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı “saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde” silahla karşılık verebilir.

Fakat bunun da bir prosedürü vardır. Polis, silah kullanmadan önce şunları yerine getirmelidir:

a- Kişiye duyabileceği şekilde ‘dur’ çağrısında bulunacak.

b- Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı atışı yapacak.

c- Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi ve ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise silahla ateş edilebilecek. Ama bu ateş etme kaçışı durdurmaya dönük olacak. (Yani mesela ayaklarına.)

Yani polisin silah kullanma yetkisi ancak zorunlu durumlarda söz konusudur ve silah kullanabilmeleri için silah kullanma dışında başka seçeneğinin kalmaması gerekir. Fakat görüntülerden ve anlatılanlardan anlaşıldığı kadarıyla ortada böyle bir durum yok. Şöyle ki:

a- Öldürülen gence “dur” ihtarında bulunulduğu ama onun uymadığı söylense de ortada iddiadan başka bir şey yok,

b- Maktul gencin “ağır cezalık bir suça karıştığına” ya da “polise saldırıda bulunduğuna” dair ortada hiçbir bulgu yok… Suçüstü hali, kişi hakkında yakalama emri veya tutuklama kararı yahut meşru savunma hallerinden biri de yok…

c- Buna karşılık, gencin yakından, karşıdan ve direkt kalbinden vurulduğu görülüyor. Bu da yasadaki sınırın çok ötesinde -yetkisini aşarak- kasıtlı olarak öldürme saikiyle hareket ettiğini göstermekte…

YAŞAM HAKKI İHLALİNDE… 

Anayasa ve AİHS’a göre “yaşama hakkını korumak” için devlet her türlü önlemi almak zorundadır.

Şüpheli polis F.K. ‘kasten öldürme’ suçundan Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilmiş ve tutuklanmış, 2020/23030 sayılı soruşturma dosyası ile bu cinayetin soruşturulmaya başlandığını öğreniyoruz.

Olayı mahkemeler irdeleyecektir ama eldeki verilerden yola çıkarak değerlendirecek olursak;

Burada “olası kastla öldürme suçu” vardır diyebiliriz. Zira burada polis, 

PVSK’daki “orantı, suçu önleme” vb kıstasların hiçbirisine uymayarak açıkça kanuna aykırı bir saldırı düzenlemiş ve cinayet işlemiştir. Şahitlerle vs bu dosyayı zorla “kanundaki hallerden birisi”ne dahil etseler bile, kalbe gelen mermi kanundaki “kademeli orantı” ölçütlerine aykırı olacaktır.

“Kasten öldürme” suçu “Hayata Karşı Suçlar”dan olup TCK 81 ve devamı maddelerde düzenlenmiştir.

Nitekim Madde 81/1’e göre, “Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası” ile cezalandırılır.

Bu olayda ayrıca “Nitelikli haller”den birisi bulunmaktadır. Nitekim Madde 82-1/g’de: Kasten öldürme suçunun, “Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle” işlenmesi halinde, o kişiye “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” verileceği öngörülmektedir.

SON OLARAK

Gerçekten de o polis memuru gerektiği gibi hak ettiği cezayı alacak mı?

Yoksa bundan önceki Dilek Doğan ve Kemal Kurkut cinayeti dosyalarında olduğu gibi davalar sürüncemede bırakılıp sonra sümen altı mı edilecek?

Nitekim HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle önerge sundu. Oradaki soruları özetle burada aktaralım. Başka da söze gerek yok:

  • Ali El Hemdan’ı öldüren polisler hakkında adli ve idari soruşturmanın detayları kamuoyuyla paylaşılacak mıdır?
  • Ali El Hemdan, hem bir mülteci hem de genç bir işçi olarak emniyet görevlilerinin şiddetinin en acı biçimde mağduru olmuştur. Son 5 yılda mültecilere yönelik kaç polis şiddeti vakası yaşanmıştır, polislerden kaçı hangi oranda ceza almıştır?
  • Dilek Doğan ve Kemal Kurkut, polis kurşunuyla öldürüldüğünde iktidar ‘bir daha asla’ diyebilseydi Ali El Hemdan’ı belki de kaybetmeyecektik. Ülkemizde daha kaç genç için yas tutacağız?
  • 2007-2020 yılları arasında, polis kurşunuyla vurulan kişilerin sayısı bu olayla birlikte 403’e ulaşmıştır. Bu olayların faili olan polislerin kaçı hakkında soruşturma açılmış, kaçı hangi oranda ceza almıştır?
  • Emniyet görevlilerinin işlediği suçlarda cezasızlık, insan hakları ihlallerinin sürmesine neden olmaktadır. Cezasızlığı önlemek ve emniyet teşkilatının her bir mensubunun uluslararası insan hakları normları uyarınca görevlerini yapmalarını sağlamak için herhangi bir çabanız mevcut mudur? Yoksa bu gibi acı ölümleri dahi ‘kaza’ olarak nitelendirerek ‘her koşulda’ emniyet teşkilatını insan haklarının üzerinde tutmaya devam mı edeceksiniz?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin