Bir de kaynak soruyor, al sana kaynak!

YORUM | NEVİN ERDEM 

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın diğer ülkelerdeki insan hakları uygulamalarını konu alan yıllık raporu yayınlandı. Türkiye ile ilgili bölüm 84 sayfa. Ayrıntılı bir şekilde birçok olaya ve tespite yer verilmiş.

Konu insan hakları olunca, Türkiye’nin sabıka kaydı çok uzun.

Dışişleri Bakanlığı raporla ilgili, “kaynağı belirsiz iddialar” diyerek hemen tepki gösterdi.

Dışişleri Bakanlığı beş paragraflık soyut bir açıklamayla slogan atacağına, kendi resmi kaynaklarını kullanarak rapordaki ağır iddiaları tek tek çürütse keşke!

Alem “kaynak” görse yani!

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Ülkenin itibarına (!) yazık değil mi?

Bakın, ne diyor rapor:

13 üyeden oluşan Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun tüm üyeleri doğrudan ya da dolaylı olarak iktidar tarafından atanıyor, diyor. Tek tek üyelerin atanma yöntemlerini ele alıyor.

Üyelerinin tamamı iktidar tarafından belirlenen HSK, tüm hakim ve savcıların atanmalarına, terfilerine, yer değiştirmelerine, disiplin cezalarına, meslekten atılmalarına karar veriyor, diyor.

İktidar 15 Temmuz sonrası yargı mensuplarının üçte birini ihraç etti; yerlerini yeni kadrolarla doldurdu ve yargının üçte biri 3 yıldan daha az kıdeme sahip kişilerden oluşturuldu, diyor.

Kaynağı belirsiz mi bu iddiaların?

İspat için Resmi Gazete’ye bakmanız yeterli!

Rapor yargıyla ilgili olarak kısaca, Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargı yok, diyor.

İşte bu noktadan itibaren tüm kötülükler, hak ihlalleri çorap söküğü gibi birbiri ardına geliyor.

Bağımsız ve tarafsız bir yargınız yoksa, güvenlik yoktur, gelecek yoktur, hak yoktur, hukuk yoktur, adalet yoktur.

Rapor, sadece hakim ve savcıların değil, avukatların da hak ihlallerinin mağduru olduğunu, 2019 Eylül’ünde 48 avukat ve 7 avukat stajyerinin savunma görevlerini yapmaları nedeniyle, müvekkilleriyle özdeşleştirilerek, terör faaliyetinde bulunma iddiasıyla gözaltına alındıklarını belirtiyor.

Kaynak için, Ankara, İstanbul, İzmir ve Gaziantep barolarının açıklamalarına bakmanız yeterli.

Savcıların dava açmaya yeterli olmayan delillerle dava açtıklarını, hakimlerin de mahkumiyete yeterli olmayan delillerle tutuklama ve mahkumiyet kararları verdiklerini birçok örnekle ortaya koyuyor.

Örneğin, Anayasa Mahkemesi üyesi Alparslan Altan hakkındaki yargılamada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin açık hak ihlali tespitine rağmen, Altan hakkında tutuklu yargılamaya devam edilerek, mahkumiyet kararı verildiği vurgulanıyor.

Kaynak ister misiniz?

Birçok politik davada, gizli tanık beyanlarının ya da sanığın ve sanık avukatının çapraz denetleme yöntemleriyle denetleyemeyeceği, test edemeyeceği delillerin kullanıldığı ifade ediliyor.

Yargı mensuplarının ulusal güvenlik ve terör kavramlarını çok geniş bir şekilde yorumladıkları, 15 Temmuz sonrasında 282.790 kişinin gözaltına alındığı, cezaevlerinde halen 50.000 civarında siyasi tutuklunun olduğu raporda yer verilen konular arasında.

Aralarında milletvekillerinin, belediye başkanlarının, parti yöneticilerinin veya üyelerinin bulunduğu HDP’li yaklaşık 5.000 kişinin gerek siyasi konuşmalar gerekse terörizmle bağlantılı suç isnatlarıyla cezaevlerinde bulundukları da raporda ele alınıyor.

Bu kapsamda, iktidarın terörle mücadele ile ilgili kanunları, geniş bir şekilde muhalif olarak değerlendirdiği kişi, grup ve parti üyelerine, insan hakları aktivistlerine ve medya mensuplarına karşı, bu kişi ve grupların seslerini bastırmak veya muhalefeti zayıflatmak için kullandığı; mallara, şirketlere ve vakıflara el konulduğu belirtiliyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu, sesini Türkiye’de ne muhalefete ne iktidara duyurabildi. Ama O’nun sesi bu raporla bir kez daha tüm dünya tarafından duyuldu.

Raporda, öğrenciler, sanatçılar ve daha birçok kişinin sosyal medya paylaşımları nedeniyle ceza soruşturmalarına maruz kaldığı ifade ediliyor.

Raporda ayrıca, 2019 yılında Cumhurbaşkanı’na veya devlete hakaretten açılan soruşturma sayısının, 36.066, mahkumiyet sayısının ise, 3.831 olduğu; hatta Cumhurbaşkanı’nın kızına ve damadına hakaretten dahi ceza soruşturmalarının açıldığı, örneğin Temmuz 2019’da 11 kişinin gözaltına alındığı, 1 kişinin ise tutuklandığı belirtiliyor.

İfade özgürlüğünün açılan soruşturma ve davalarla ihlal edildiği konusunda verilen örnekler arasında, Canan Kaftancıoğlu hakkında açılan davalar ve verilen mahkumiyet kararları da var.

Yine aynı bölümde, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşcinselliği, kötülüklerin ve salgın hastalıkların kaynağı olarak göstermesine tepki olarak Ankara Barosu’nun açıklama yapması, bunun üzerine Erdoğan’ın “Diyanet İşleri Başkanımıza yapılan saldırı devletimize yapılan saldırıdır” demesi ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Ankara Barosu hakkında soruşturma başlatması da yer alıyor.

Onlarca gazetecinin tutuklu olduğu, iktidarın bu gazetecilerin gazeteci değil “terörist” olduklarını söylediği, yurtdışında birçok gazetecinin tutuklanma korkusuyla ülkeye gelemediği de raporda vurgulanan noktalar arasında.

Rapordaki bir başka tespit ise, bireylerin iktidarı eleştirmek ya da iktidar tarafından hassas olarak değerlendirilen bir konuda iktidarın hoşuna gitmeyecek bir görüş açıklamak için soruşturma geçirip yargılanmayı, gözaltına alınmayı veya tutuklanmayı göze almasının gerektiği.

Bu uzun raporda, daha birçok hak ihlali, kaynaklarıyla birlikte, ayrı ayrı sayılıyor.

Raporu “kaynağı belirsiz iddialar” diye nitelendiren iktidar, yaptıkları hak ihlallerinin kaydedilmediğini mi düşünüyor acaba?

Gerçekten de, iktidarın yaptığı birçok hukuksuzluğun kayıt altında olmadığı, kapalı kapılar ardında, karanlık dehlizlerde çok sayıda hak ihlali yaptığı biliniyor.

Tüm karartmalara rağmen, kayıt altına alınanlarla dahi böyle detaylı bir rapor ortaya çıkabiliyor.

Raporda geçen her hak ihlalinin Türk Ceza Kanunu’nda bir karşılığı var. Hak ihlalini yapanlar, bağımsız ve tarafsız yargıya kavuştuğumuz gün, bu suçlardan elbette yargılanacaklar.

Ama beklenen gün gelmeden önce, Türkiye’deki hak ihlallerinin ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından raporlaştırılması, hak ihlallerinin tüm dünya tarafından bilinmesi açısından önemli.

Belki bu vesileyle, muhalefet de Türkiye’deki gerçek hak ihlallerinin neler olduğunu öğrenme şansını yakalar ve gerçek muhalefete başlar.

1 YORUM

  1. 120 binden büyük sicil numarasina sahip hakimler ağır ceza mahkemesine üye ve başkan oluyorlar. Bunun ne sacma oldugunu uzmanı biiyor da cahil halk inad ediyor. Sonra da savcılar kız arkadaşı yüz vermedi diye yurt basıyor; halı sahada sırasını alamadığı kişilere gözaltı veriyor; doktor randevusuz muayene etmediği için ters kelepçe taktırmaya çalışıyor. Rüşvet alan hakimler, uyusturucu baronlarını serbest bırakanlar…. Hakimler kanuna degil roplumsal tepkiye, siyasete, gündeme göre karar veriyorlar. Kabile devleti olsa bir gelenek olurdu, mafya devketi olsa bir raconu olurdu. Olsa olsa ‘Uyarca’ tiyatro oyunundaki gibi çapulcu devleti bu.

    Ama ben biliyorum asıl nedeni; hepsi de 2010 referandumundaki HSYK maddesi nedeniyle oldu. Neyse ki cemaat ile iltisaklı tüm hakim ve savcılar atıldı da adalet mekanizması kılçıksız hale geldi.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin