AİHM’den tarihi karar: Artık Yeter!

YORUM | NEVİN ERDEM 

AİHM 23 Kasım’da 427 hakim ve savcının özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiğini belirterek tarihi bir karar verdi. “Tarihi” ifadesi bir abartı değil. Zira AİHM tarihinde ilk kez bir devlet hakkında bir dosyada 427 kişiye yönelik hak ihlali yapıldığına hükmetti.

Kim bu hakimler ve savcılar?

15 Temmuz gecesi darbeci askerlerin isimleri dahi belirlenmeden önce, “suçüstü” yapıldıkları ilan edilerek haklarında gözaltı kararı verilen hakim-savcılar. İlk anda tam 2745 kişiydiler. Ancak sonraki 5 yıl içinde bu sayı yaklaşık 5 bine ulaştı.

BU YAZIYI YOUTUBE’DA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Peki niçin önemli bu “suçüstü hali” kavramı?

Çünkü Anayasa ve Hakimler ve Savcılar Kanunu’na göre hakim-savcılara yönelik özel soruşturma usulleri var. Bu güvence, hakim ve savcının görevini endişe duymadan yapmasını amaçlıyor. Ancak, “Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hali” varsa bu özel soruşturma hükümleri uygulanmıyor. İşte bu güvenceyi ortadan kaldırabilmek ve 15 Temmuz gecesi ve sonrasında hakim-savcıları gözaltına alabilmek için “suçüstü hali var” dediler.

Örneğin, cinayet mahallinde elinde kanlı bıçakla yakalanan ya da hırsızlık için girdiği evde yakalanan failin durumunda “suçüstü hali” vardır. Mahkemede duruşmasına devam ederken veya odasında dosya incelerken ya da adliye lojmanlarındaki evinde dinlenirken gözaltına alınan bir hakim-savcı hakkında nasıl “suçüstü hali var” denilebilir. Dediler ama!

İşte AİHM, bu safsatayı bir kez daha tespit ve ilan etti. Daha önce de AYM üyeleri Alparslan Altan ve Erdal Tercan ile Hakim Hakan Baş dosyalarında benzer kararlar vermişti. Son kararın farkı, tam 427 hakim-savcı hakkında aynı ihlalin yapıldığının belirtilmesidir.

AİHM 427 dosyayı birleştirerek verdiği bu kararıyla, “artık yeter” dedi.

Artık yeter Türkiye!

AİHM, Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili o kadar net bir mesaj verdi ki, Türkiye’de hukuk yoktur, yargı yoktur, adalet yoktur, dedi. Üstelik bunu bir-iki değil, tam 427 hakim-savcı dosyasıyla ilgili olarak söyledi. Normal bir devletin ve halkın böylesine ağır mesajı kaldırabilmesi mümkün değil. Devleti yönetenler bu kadar açık hukuksuzlukları ortaya çıktıktan sonra, nasıl yönetmeye devam edebilirler? Hadi onlar devam etmek istedi, halk nasıl izin verir? Binlerce hakim-savcıya bunu yapanlar, bir güvencesi olmayan bireylere neler yapmaz ya da yapmıştır?

AİHM yolunda daha binlerce hakim-savcı dosyası var. İç hukuk yolları tüketildikten sonra hepsi birer birer AİHM’ye gelecek. Şüphesiz, aynı şekilde ihlal kararları çıkacak.

Kararın ortaya çıkardığı bir ürpertici gerçek de şu: 16 Temmuz sabahından itibaren tutuklanan binlerce hakim-savcı, hukuka açıkça aykırı bir şekilde, yani “bir plan çerçevesinde” tutuklandı.

Plan açık: Hakim-savcılar önceden fişlenecek,  darbe bahanesiyle oluşturulan patırtı-gürültü ve dumanlı havada “suçüstü hali var” denilerek tutuklanacak. Bu tabii planın birinci, ancak en önemli ayağı! Zira, hakim-savcılar tutuklandıktan sonra, yargı tamamen iktidara bağlanacağından, askerlerin, polislerin, akademisyenlerin, gazetecilerin ve muhalif olduğu değerlendirilen yüzbinlerin tutuklanmasının önünde hiçbir engel kalmayacak.

Bir plan olmasaydı, tutuklanmaları mümkün olmayan binlerce hakim-savcının, darbe haberinin alınmasından 3 saat bile geçmeden açığa alınması, sonra tutuklanması mümkün olabilir miydi? “Hakim-savcıları suçüstü hali gerekçesiyle tutuklayacağız” kararını almak için darbeden önce kaç toplantı yaptılar acaba?

“Bir planın varlığı” şunun için önemli: Hem “Soykırım” hem de “İnsanlığa Karşı Suçların” unsurlarından bir tanesi, eylemlerin bir plan çerçevesinde işlenmesidir. İşte AİHM’nin bu kararı, böyle bir planın varlığına işaret etmektedir.

AİHM’nin bu kararının kesin olarak gösterdiği bir diğer şey ise, bir gruba yönelik yaygın ve sistemli bir şekilde hukuksuzlukların yapıldığıdır. Türkiye’nin farklı bölgelerinde görev yapan 427 hakim-savcıya yönelik bu hukuksuzluğun teknik adı, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” yani gözaltı ve tutuklamadır. Ki bu, İnsanlığa Karşı Suçların unsurlarından biridir. 427 sayısı ise, eylemlere “yaygın ve sistematik” diyebilmek için yeterli bir sayıdır. Sıradaki yüzbinlerce dosyayı hesaba katmadan dahi durum bu kadar açıktır.

Kısacası bu kararla, “siyasal veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suretiyle İnsanlığa Karşı Suç işlendiği” tespit ve tescil edilmiştir.

Hatırlarsınız, Turkey Tribunal 21-25 Eylül 2021 tarihleri arasında Cenevre’de Türkiye’deki hak ihlallerini yargılamak için toplanmış, işkence ve kaçırılma olaylarıyla ilgili olarak İnsanlığa Karşı Suç işlendiğine karar vermişti. AİHM’nin bu kararından sonra, Turkey Tribunal’ın yeniden toplanması gerekmektedir. Çünkü bu karar, İnsanlığa Karşı Suçun “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suretiyle de işlendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Sadece 427 hakim-savcının durumu dahi böyle bir yargılamanın başlatılması ve sonuca ulaştırılması için yeterlidir.

Ancak böyle bir yargılamada, sadece bu hakim-savcıların şahıslarına yönelik hak ihlalleri değil, binlerce hakim-savcının tasfiye edilerek yargının iktidara bağlandığı ve yüzbinlerce insana yönelik gözaltı ve tutuklamalarla “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” eylemlerinin “yaygın ve sistematik” olarak gerçekleştirildiği anlaşılacak; böylelikle İnsanlığa Karşı Suçun, farklı bir unsuruyla yüzbinlerce mağdura yönelik işlendiği tespit edilecektir.

Bunlar AİHM kararının Türkiye’ye bakan yönlerinden bazıları. AİHM kararının bir de AİHM’in kendisine bakan yönü var.

AİHM diyor ki: Artık yeter! Ben bittim!

AİHM, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası gerçekleştirilen “yaygın ve sistematik” hak ihlallerine karşı çok kötü bir sınav verdi; hala da aynı yönde devam ediyor aslında. Ancak, bunca olumsuzluklarına rağmen, çok uzun bir sürecin sonunda verdiği az sayıda hak ihlali kararıyla dahi, başvurabileceği başka bir hak arama yolu olmayan mağdurlar için umut olmaya devam ediyor.

Mahkeme, 427 hakim-savcıyla ilgili verdiği kararı yaklaşık 5 yıl sonra verdi. Bu kadar gecikmeye rağmen, başvurucuların tutuklamada makul şüphenin bulunmadığı, uzun tutukluluk ve etkin itiraz yolunun bulunmadığı gibi iddialarını incelemedi. Tüm başvurucularla ilgili olarak, yasalara aykırı bir tutuklama yapıldığını belirterek ihlal kararı vermekle yetindi.

AİHM’nin diğer iddiaları incelememe nedeni ise hayli ilginç: İş yoğunluğu!

AİHM, bu kararıyla mahkemedeki işleyişi ve mahkemenin varlık nedenini tartışmaya açmıştır.

Evet, gerçekten de Türkiye’den özellikle 15 Temmuz sonrası AİHM’ye giden başvuru sayısı oldukça fazla. Ancak, AİHM bir mahkeme. Mahkemede görev yapan kişiler hakim. Temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olarak kurulan bir mahkemede görevli hakimler, nasıl olur da baktıkları bir dosyada, “Bazı konuları değerlendirmiyoruz, çünkü işimiz başımızdan aşkın” diyebilirler?” İş yoğunluğu nedeniyle dosyayı uzun bir süre sonra incelemek başka, inceledikleri bir dosyayı “işim çok” diyerek, yarım yamalak incelemek bambaşka bir şey. Bir hakim bunu yapamaz.

Bir hakim dosyalarını hakkıyla değerlendirebilmek için yeterli olanaklara sahip değilse, mahkemeyi kuranlardan kendisine gerekli olanakları sağlamasını ister. Eğer ilgili devlet ya da devletler bu olanakları sağlamıyorsa, o zaman hakimin yapması gereken dosyaları yarım yamalak inceleyip eksik gedik kararlar vermek değildir; istifa etmektir. Hakimlik onuru bunu gerektirir.

Karara muhalif kalan Hakim Egidijus Kūris, bu şekilde bazı şikayetler hakkında yoğunluk gerekçesiyle karar vermemenin bazı kötü niyetli devletlere, “ihlal yapılacaksa seri halde, büyük ihlaller yapılmalı ki, sorumluluktan kurtulalım” şeklinde bir mantıksal çıkarım yaptırabileceğini ifade ediyor. Kūris’in bu haklı tepkisi önemli, ancak mahkemenin onurunu kurtarmaya yetmez.

Sonuç olarak…

AİHM’in dosyaları yarım yamalak inceleyip, eksik gedik verdiği bu karar, bu haliyle dahi oldukça önemli, tarihi bir karardır.

AİHM açısından, “ihlal kararı verdik işte” diyerek bu şekilde dosyaların üzerini kapatamaz. Ya önüne gelen davalara, varlık gayesine uygun olarak etkin bir şekilde bakacak yol ve yöntemler geliştirmesi, ya da hakimlik etik ve onuruna yakışır şekilde gereğini yapması gerekir.

Avrupa Konseyi açısından, AİHM temel hak ve özgürlükleri korumaya yönelik kendisine verilen görevi yerine getirememektedir. Derhal müdahale edilmesi gerekmektedir.

Türkiye açısından, Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının planlı bir şekilde ortadan kaldırıldığını ilan eden bu karar sonrasında, hakim-savcılara yönelik yargılamalar başta olmak üzere, 15 Temmuz sonrası başlatılan tüm yargılamaların derhal durdurulması gerekir. Elbette yapmayacaklar, ama yapılması gereken budur.

Bu kararla birlikte, ağır ağır yargısal tescile doğru giden bir “İnsanlığa Karşı Suç”, ispat ufkunda iyiden iyiye gözüktü.

Artık kaçış yok!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin