Bilmem, ne dediğinizin farkında mısınız? [Abdullah Salih Güven]

Meseleyi şahsileştirmek istemiyorum ama ellerinde hiçbir delil olmadığı, aksine deliller Cemaatin iddia edilenin aksine terör örgütü olmadığını gösterdiği halde hala ağızlarını doldura doldura “F..Ö” dedikleri için isim vereceğim: Ali Rafet Özkan.

4 ay önce Diyanet TV’de yaptığı bir konuşmaya denk geldim. Farklı Bakış adı altındaki programda ‘Hıristiyan Fundemantalizm’ini konuşuyorlar üç akademisyen. Programın sonuna doğru isminin önünde profesör unvanı taşıyan ve Kastamonu Üniversitesi Rektör yardımcısı olduğunu öğrendiğim bu zevat aynen şunları söylüyordu:

“Kazancınızın onda birini kilisenize bağışlıyorsunuz. Bu akıllara ziyan bir şeydir. Biz Müslümanlar olarak kazancımızın onda birini camiye vermeyiz. Resmi olarak tanınmayan bu gruplar kendi ayakları üzerinde durmaları gerekiyor. Bu acından çok büyük bir fedakarlıktır. İnançta samimiyet nedir? Bu adamların yaptıklarıdır. Biz hamasete gelince mangalda kül bırakmıyoruz ama fedakarlığa gelince bu insanların büyük fedakarlıklar yaptıklarını görmek lazım. Ondalık hesabı Hz. Davud’dan (as) beri gelen bir uygulamadır. Bunu Hıristiyanlar çok iyi yapar. Fetö de bunlardan aldığı için çok iyi yapar.”

CÜMLE CÜMLE ANALİZ EDELİM

İster ağlayın ister gülün. Belki en güzeli ağlanacak halimize gülmek. Neden mi? Gelin cümle cümle analiz edelim sayın Rektör Yardımcısı’nın söylediklerini.

“Kazancınızın onda birini kilisenize bağışlıyorsunuz.” Vakıayı tespit adına söylenen bir cümle. Bütün Hıristiyanlar için geçerli değil bu tabii ki. Zaten Özkan böyle bir şeyi iddia etmiyor. Genelleme yapmıyor. Dolayısıyla itiraz edecek değilim.

“Bu akıllara ziyan bir şeydir.” Neden? Gerçekten neden insanın inandığı bir din uğruna kazancının onda birini bağışlaması akıllara ziyan bir şey olsun?

Kendisinin bu fedakarlığı yapamayacak olması mı? Eğer öyleyse şahsen maddi imkanlarının yokluğu mu yoksa oranın büyüklüğü mü? Maddi imkanları yoksa kimsenin diyeceği bir şey olamaz fakat oranın büyüklüğü ise, büyüklük-küçüklük maddeye bakış açısı ve inanç ile doğru orantılı değil midir? Nitekim sayın profesörümüz bu sorunun cevabını devam eden cümlede veriyor. Diyor ki:

“Biz Müslümanlar olarak kazancımızın onda birini camiye vermeyiz.”

Buradaki kilit iki kelime var; biz ve Müslümanlar. Kim bu ‘Biz Müslümanlar’? Yeryüzünde an itibariyle yaşayan Müslümanlar mı, yoksa 15 asırlık İslam tarihinde yaşamış ve ahirete intikal etmiş olanlar mı? Eğer ikincilerse onlar arasında gerçekten kazancının onda birini camiye veya caminin temsil ettiği inanç etrafında hayırlı faaliyetlere bağışlayan kişiler yok mudur? Hiç olmamış mıdır? Tarih bunun aksini söylüyor? Bırakın onda birini mal varlığının tümünü bağışlayan onlarca, yüzlerce, binlerce Müslümandan bahsediyor Müslümanların tarihi.

Yok, sayın rektör yardımcısının kastı an itibariyle dünya üzerinde yaşayan Müslümanlarsa, aynı soru burada da geçerli. 1,5 milyarlık Müslüman nüfus içinde kazancının onda birini bağışlayan hiç mi Müslüman yok? Hayır her ikisi de değil, onun kastı istisnalar hariç genel yapının tasviri deniyorsa, bunu ben de kabul edebilirim ama istisnalara mutlaka vurgu yapılması şartıyla.

Devam edelim: “Resmi olarak tanınmayan bu gruplar kendi ayakları üzerinde durmaları gerekiyor. Bu acından çok büyük bir fedakarlıktır.” Resmi din-sivil din ayrımına işaret ediyor sanırım Sayın Özkan. Türkiye’de devletin kontrolü altında bulunan din, devletten maaş alan din görevlileri, dini kurumların inşasından muhafazasına, işletme giderlerinden maddi kaynak gereken faaliyetlerine kadar birçok şeyi zihninde canlandırıyor, Hıristiyan dünyası ile mukayese ediyor ve okuduğunuz tespiti yapıyor. Cümlelerin haydi onun anlayacağı bir tabirle söyleyeyim “tahtında müstetir” bir hayranlıkla ifade ediyor.

Şimdi söyleyeceklerine dikkat edin: “İnançta samimiyet nedir? Bu adamların yaptıklarıdır. Biz hamasete gelince mangalda kül bırakmıyoruz ama fedakarlığa gelince bu insanların büyük fedakarlıklar yaptıklarını görmek lazım.”

Bu cümleyi söz gelimi Fethullah Gülen Hocaefendi’nin söylediği düşünün. İnanın bana Türkiye’de yer yerinden oynar ve havuz medyası günlerce bu cümlenin üzerinde tepinirdi. Hıristiyanların inançlarında samimi olduklarını söyledi, samimi olmadığını, hamasette bulunduğunu, mangalda kül bırakmadığını itiraf etti, halkı Hıristiyanlığa çağırdı, gizli kardinal olduğuna hala delil mi istiyorsunuz, işte delili ve daha neler neler derlerdi?

Ali Rafet profesör bundan sonra bir tespit de daha bulunuyor: “Ondalık hesabı Hz. Davud’dan (as) beri gelen bir uygulamadır. Bunu Hıristiyanlar çok iyi yapar.” ‘Ondalık’ dediği, kazancın onda birini bağışlamak. Alanım olmadığı için bilmiyorum. Doğrudur ya da yanlıştır hiçbir fikrim yok.

Şimdi halk tabiriyle zurnanın zırt dediği yere geliyoruz: “F..ö de bunlardan aldığı için çok iyi yapar.”

MADEM BU ONDALIK UYGULAMASI GÜZEL, SİZ DE YAPIN

Benim ister gülün ister ağlayın ya da ağlanacak halimize gülün dediğim bu işte. Madem Cemaat ondalık uygulamasını Hıristiyanlardan aldı ve yaptığın yorumlardan anlaşıldığına göre bu alkışlanacak bir uygulama, takdire şayan bir şey, insanın dinine olan bağlılığının ve samimiyetinin göstergesi; bunu cemaat uygulayınca neden kötü olsun. Ben kötü demiyorum diyebilir Özkan? Doğru demiyor ama konuşmanın akışı içinde anlaşılan mana o. Sözün mantuku bunu gerektiriyor. Zaten ‘F..ö’ demek yeterli bunu anlamak için.

Ayrıca madem bu ondalık uygulaması çok güzel, siz de alın o zaman? İster şahsi, ister Cemaat düzleminde sizin bu sistemi almanıza ve uygulamanıza mani olan ne? Maaşınızın onda birini camiye bağışlamaya engel nedir? Eğer bunu yapamıyor, üstelik yapanları üstü açık ve kapalı biçimde eleştiriyorsanız bunun sebebi hakkında hiç düşündünüz mü? Mesela, maddi fedakârlık düşünceleriniz ve hisleriniz olmasın? Veya inancınız? Allah’a, Allah’ın yardım emir ve tavsiyelerini kabulüne, dünyaya bakış açına, ahirete olan inancınıza ve bunların seviyesine işaret ediyor olmasın? Eğer sizin ‘F..ö’ dediğiniz Cemaat içinde bunu yapan Müslümanlar varsa ki var olduğunu bütün dünya biliyor, bu sizi neden rahatsız ediyor ki? Siz de yapın. Müslümanlık namına hayırlı olduğuna inandığınız bir vakfa, derneğe bağışlayın. Bir fakire verin. Bu ondalık düşüncesini veya sistemini ister Hz. Davud’dan al, ister Hıristiyanlardan, ister ‘öşür’den ilhamla İslam’dan al, önemli olan bunun hayata geçmesi değil midir? Haydi, hodri meydan Sayın Özkan. Mangalda kül bırakmanın, fedakarlığın, samimiyeti göstermenin tam zamanı.

NE DEDİĞİNİZİ GERÇEKTEN BİLMİYORSUNUZ…

Kaldı ki maddi bir yanlışlığını da düzelteyim bu arada, Cemaat içinde kazancının onda birini Cemaate bağışlayacaksın şeklinde genel, bütün Cemaat mensup ve müntesiplerini içine alan bir kaide ve kuraldan bahsetmek mümkün değildir.

‘F..ö’ sizin aklınızı başınızdan almış Sayın Profesör. Ne dediğinizi gerçekten bilmiyorsunuz. Yalnız unutmayın, aklınızı başınızdan alan Cemaat değil, Cemaati terör örgütü olarak ilan edenler. Siz biliyorsunuz onların kim veya kimler olduğunu. Keşke almasalardı? Keşke sorumlu bir birey olarak yapılan ithamların ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu bir araştırsaydınız. En azından mülahaza dairenizi açıkta bıraksaydınız? Ama ben boşuna konuşuyorum. Farkındayım. 17 bini kadın 50 bini aşkın insanın darbeye teşebbüs ve terör örgütü üyesi olma suçuyla hapishanelerde çürümeye terkedildiğini, on binlerce insanın işinden atıldığı gerçeği bile sizin gerçeği görmeniz için yeterli değilse, bundan sonra söylenecek her söz israftır. Allah yardımcınız olsun. Ahirette görüşmek üzere.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin