Suriyelileri linç etmek… [Mehmet Nedim Yılmaz yazdı]

Yer: Sakarya, Hendek.

Hava karardığında mahalleli de öfkeden kapkara kesilmişti. Onlarcası evlerine dükkânlarına koşup sopa, bıçak, demir -ne buldularsa- kapıp sokakları tuttu. Sokakta duyulan tek ses hınç ve intikam sesiydi. Yarım saat içinde yüzleri bulan kalabalık, kenar mahallede yan yana duran birkaç evdeki aileleri gözüne kestirmişti.

Sonra yağma başladı. Önce ailelerin evlerini bastılar, evde bulunanları –kadın, çoluk-çocuk- tartakladılar, linç etmek istediler. Evlerin camlarını indirdiler. Yetmedi. İşlerinden evlerine dönen gençleri de köşe başlarını tuttukları sokaklarda tekme, tokat, yumruk, sopa, demir ile öldüresiye dövdüler.

Neden mi? İddiaya göre bir galvaniz fabrikasında Suriyeli bir işçi ile bölüm sorumlusu arasında tartışma çıktı. Ertesi gün de devam eden tartışma bir anda kavgaya dönüştü. Akşam saatlerinde ise yüzlerce kişinin linç girişimine sahne oldu Hendek.

Saldırganlardan biri linç girişimini şöyle anlattı:

“Sanayide Suriyeliler kavga çıkarmışlar, kadınlara da laf atıyorlarmış. Biz de toplandık baya kişi, Suriyelileri gördüğümüz yerde dövdük. Mezbahane denilen yere geçtik, orada da çok sayıda Suriyeli dövdük.”

Olaydan sonra 2 kişi gözaltına alındı sadece.

Hendek’te topluca işlenen bu nefret suçu ne ilk ne de son. Çok değil, daha 3 ay önce, İzmir’in Torbalı ilçesinin Pamukyazı Mahallesi’nde çıkan kavganın arından 300 kişilik grup, Suriyelilerin yaşadığı mahalleye baskın yapmış, bıçaklı ve sopalı saldırılardan sonra Suriyelilerin evlerini talan etmiş ve kadın-erkek, çoluk-çocuk 500 mülteciyi tekme-tokat mahalleden atmıştı. Linç korkusu öylesine büyüktü ki, savaştan kaçarak İzmir’e sığınan mülteciler geriye dönüp eşyalarını toparlamaya bile cesaret edememişti.

Benzeri görüntüler daha önce Gaziantep, Hatay, Adana, Denizli, İstanbul gibi kentlerde de yaşandı. Ve dün gece linç girişiminin adresi Ankara oldu. Hürriyet gibi gazetelerin “gerginlik” olarak gördüğü, Ankara Valisi Ercan Topaca’nın “Gençler arasında küçük bir tartışma yaşanmıştır. Büyük olaylar olduğu konusunda asılsız haberler yayılmaktadır” şeklinde geçiştirmeye çalıştığı olay Yenimahalle’den çıkıp Türkiye geneline yayıldı ve Twitter’da “Suriyelileri geri gönderin” etiketi bir kez daha birinci sıraya yerleşti.

Birçok Türkiye vatandaşı, sokakta yarım kalan linçin kızgınlığıyla kendilerinden olmayan bir ırka karşı nefretini kustu, ne kadar “misafirperver” bir toplum olduğumuzu bize bir kez daha hatırlattı!

Sahadaki bu üzücü durum çok tehlikeli bir noktaya ilerliyor. Hatay, Antep, Kilis, Adana, Antalya, İzmir, İstanbul, Sakarya ve daha birçok kentte patlamaya hazır bomba var. Ve bu sosyal patlamanın oldukça somut, reel, geçerli sebepleri var.

SİYASİ DOLGU MALZEMESİ OLARAK SURİYELİLER

1- Ankara’nın da taraf olduğu Suriye iç savaşının siyasi arka planını bir kenara bırakarak, Türkiye’nin Suriyelilere kapılarını açtığı noktayı temel alırsak Suriyeliler, Tayyip Erdoğan için “kullanışlı” siyasi bir malzemedir. Suriyelilerle ilgili söylemleri ve yaptıkları bunu açıkça ortaya koyuyor. Örneğin miting meydanlarına götürdüğü ve burada uzun nutuklarla oya devşirmeye çalıştığı Suriyelilerin kamplarda ve kamp dışında, metropollerin göbeğindeki perişan halleri hiçbir zaman gündemi olmadı Erdoğan’ın. Dahası, Fatih, Başakşehir gibi “İslamcı” semtlerde kış aylarında yalın ayak sokaklarda dolaşan Suriyelileri de görmedi Erdoğan. Halk arasındaki yaygın ifadesiyle “Onları kullanıp sokağa attı.”

Yeri geldi, Suriyelileri siyasetin müzakere masasında meze yaptı. Avrupa’yı insan hakları kriterlerine uymayacak şekilde utanç verici cümlelerle Suriyeli mülteciler konusunda tehdit ederken, Türkçesi, onlara şöyle diyordu: Açarım kapıları, üzerinize salarım, haa! Siyasi şantajın dolgu malzemesi yaptı ülkesine sığınan çaresiz mültecileri.

SURİYELİLER MÜLTECİ POLİTİKASIZLIĞI KURBANI

2- AKP, mültecileri Türkiye’ye kabul edişi ve sonrasında tamamen yanlış bir politika izledi. Aslında burada bir politikadan da bahsedemeyeceğimiz için, politikasızlık demek daha doğru olur.

Öncelikle Suriyelilerin büyük bölümünün sınırdan geçişi esnasında uzunca bir dönem profesyonel şekilde kayıt tutulmadı. Türk devleti, ülkesine kabul ettiği bir başka devletin vatandaşlarının birçoğunun kim olduğunu, nereye göçtüklerini, nerede yaşadıklarını bilmiyor. Örneğin en uç nokta olarak, Suriye muhaberatına çalışan kişilerin sınır illerinin tamamının yansıra İstanbul gibi büyük şehirlerde Suriyeliler hakkında bilgi topladığı iddiası, mültecilerin günlük konuşmalarının çerez kısmına giriyor artık.

Diğer taraftan Türkiye’nin doğru düzgün bir mülteci/sığınmacı yasası, politikası, sistematiği bulunmuyor. 2015 tarihli Policy Institute raporu bu gerçeği tüm çıplaklığıyla Türk yetkililere anlatmaya çalışmıştı: Türkiye, mülteci alımı konusunda uluslararası standartların henüz yarısını bile karşılayabilecek durumda değil.

Bu yüzden Türkiye şartlarını ve toplum yapısını iyi bilmeyen Suriyeli aileler, rastgele kulaktan duyma şekilde adını bildikleri şehirleri yaşam alanı olarak denemeye başladılar 2011 sonrası. Sosyal dokuya uymayacak şekilde, kargaşa çıkma ihtimali çok yüksek il ve ilçelere –bilmeden- gittiler, onları yönlendiren bir devlet de olmadı!

Örneğin ÖSO’yu desteklediği bilinen aileler Hatay’da Esed’i tutan Alevi köyleri ve mahallelerine yakın noktalara yerleşebildiler. Buralarda kavga-gürültüsüz gün yok neredeyse.

Mesela Arap çingenesi göçebe aileler dilenmek için İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlere gidebildiler. Biraz da Suriyelilerin büyükşehirlerdeki vitrinleri onlar oldular.

Diğer taraftan sistemsiz şekilde Türkiye içinde serbest bırakılan aileler, öbek öbek, kalabalık gruplar halinde milliyetçi şehirlere gittiler. Oraların milliyetçi şehirler olduğunu, Rus veya Ukraynalı değilse başka ırktan insanlara pek de iyi gözle bakılmadığını bilseler, eminim oralara gitmeyi asla düşünmezlerdi. Ne de olsa insan kendi topraklarından çıkmak zorunda kaldıktan sonra gittiği yabancı ellerde de sürekli aşağılanmak ve tekrar tekrar kovulmak istemez herhalde.

Birlemiş Milletler’in (BM) Türkiye’de Suriyeli ve Iraklılar için kurduğu sistem, “yabancıların” ülkemizi, onu yönetenlerden daha iyi bildiğini ortaya koyuyor. BM, resmi rakamlara göre 2,8 milyon Suriyeli mülteciyi barındıran Türkiye’de uluslararası ortaklarıyla birlikte kamplar ve ev kampları kurdu. Ev kamplarını, Bolu gibi daha sakin sosyolojiye ve daha iyi imkânlara sahip şehirlere kurmaya özen gösterdi.

Ve en önemlisi, mülteciler için adli kontrol sistemi kurdu. BM’nin sahip çıktığı Suriyeli ve Iraklılar, her hafta bulundukları şehirlerde imzaya gidiyorlar. Başka şehirlere gezmeye gitseler bile ikamet ettikleri noktalara dönmek zorundalar. Zira burada hem barınma, hem eğitim hem de iş imkânları ayarlanmış durumda. Bu kişilerin topluma kazandırılmaları için Türkçe eğitimleri de yine takip ediliyor.

Türkiye’nin umursamadığı sığınmacılar ise kovulmayacakları bir şehir bulmuşlarla şanslılar. Değilse kovulmadan, aşağılanmadan yaşayabilecekleri bir yer bulana kadar göç ve sürgünleri devam edecek.

SURİYELİLER TOPLUMA ADAPTE EDİLİYOR MU?

3- Krizin altıncı yılında, Suriyeli çocukların eğitimi konusunda hala yeterli adımlar atılmış değil. Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birkaç AKP’li belediyenin seçim malzemesi olarak kullandığı Suriyeli çocuklara okul projelerinin dışında AKP’nin seçim broşürlerinde yazılanın aksine eğitim durumu facia. Birçok Suriyeli kendi imkânlarıyla eğitim konusunu aşmaya çalışsa da pes eden sayısı daha fazla. Batılı ülkelerde, örneğin Almanya’da Türklerin de aralarında bulunduğu yabancı kökenlilere adaptasyon sürecinde sağlanan imkânlar ve uygulanan sürdürülebilir projeleri Anadolu topraklarında göremiyoruz maalesef. Eğitimden mahrum, adaptasyon süreci sorunlu ikinci kuşak Suriyelilerle tanışmaya hazırlıklı olmalı toplum. Zira kavga-gürültüyle olmaz. Yarın bir gün ülkede adalet sağlanırsa, Suriyelilere toplu linç girişimi yapanlar insanlık dışı suçlardan ötürü uzun yıllarını memleketlerinin hapishanelerinde geçirebilirler.

UCUZ VE SAHİPSİZ SURİYELİ İŞÇİLER SORUNU

4- Suriyelilerin çalışma izinleri ve takibatları hiçbir şekilde yapılmıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin sanayi siteleri, esnaf dükkânları, atölyeleri ahlaksız işverenlerin sigortasız, haksız-hukuksuz, karın tokluğuna, 3 kuruşa çalıştırdığı “ucuz işçi” Suriyelilerle dolu. İşveren sigorta ödeyeceği Türkiyeli çalışan yerine bu ucuz işçileri tercih ediyor. Türkiye’nin zıvanadan çıkan kaçak işçi sorunu “Suriyeli Kaçak İşçi Sorunu” olarak katlandı da katlandı. Kapitalizmle arası iyi Türkiye halkı, kanunu geçtik, ahlak sınırlarını da tanımadan bu savaş mağduru “devletsiz, sahipsiz” sığınmacıları kelimenin tam anlamıyla sömürüyor.

SAVAŞ MAĞDURU SIĞINMACILARA TURİST TARİFESİ VE SÖMÜRÜ

5- Suriyelilerin alınış biçimi, onların bilmedikleri bir coğrafyada sahipsiz, sistemsiz şekilde kendi başlarına bırakılmaları karaborsacılığı da patlattı. Zaten can çekişen emlak sektörü hem Suriyelilerin hem de Türk vatandaşlarının belini büktü. Savaştan çıkan ve çoğu ihtiyaç sahibi Suriyelilerin yoğun göç ettiği il ve ilçelerde kiralar fırladı; üçe, dörde, beşe katlandı. Suriyeliler zengin oldukları için mi böyle oldu? Hayır. Türkiyeli ev sahiplerinin, emlakçıların sömürgeci zihniyetinden ötürü bu utanç tablosu. 3 Suriyeli aile mecburiyetten bir ev kiralayıp 1500 TL kira

yı ancak karşılayabildikleri için oldu. Kısır döngü böylece toplumu kemirip bitiriyor: Mahalleli Suriyelilerin kalabalık aileler halinde kalmalarından şikâyetçi. Bu kadar parayı toparlamak için trafik ışıklarına salınan mendilci çocuklardan da rahatsız.

Örnek vermek gerekirse Hatay’da 2011 yılında 300 TL olan ev kiraları 2012’nin sonlarında 1500 TL’yi bulmuştu. Suriyeliler üzerinden fırsatçılık ayyuka çıktı, gıda fiyatlarıyla oynanan yerler bile oldu.

Geçtiğimiz yıllarda Almanya’da Suriyeli bir kiracı Alman ev sahibini kirayı fahiş fiyattan tuttuğu için mahkemeye vermişti. Mahkeme Suriyeliyi haklı buldu, haksız kazanç sağlama teşebbüsünden ötürü Alman vatandaşına Suriyeli aileye ödemek üzere tazminat cezası kesti.  Dahası, istemesi halinde o evde makul fiyata oturmaya devam etme hakkı tanıdı. İstanbul Fatih’te ev sahibi AKP’li “hacı amcaların” Suriyeli aileyi sokağa atışı ise ne medyada yer bulabildi, ne mahkemede dava konusu olabildi.

Bu iki örnek arasındaki fark hem devlet sistemi, hem toplum anlayışı, hem de insan haklarına yaklaşım bağlamında hangi noktada durduğumuzu göstermeye yeter.

Sonuç olarak, sosyolojimizi, ekonomimizi, yaşayış biçimimizi doğrudan etkileyen “Suriyeliler” konusu, AKP’nin siyasi rant ve oy uğruna kullanıp toplumun kucağına bıraktığı, en kötüsü de umursamadığı çok kritik bir konu.

Türkiye sathında yaşanan olayların arka planı, sebepleri, faili ve bu failin eksiklikleri acilen tespit edilmezse, linç kültüründe birinciliğe oynayan Türkiye halkı, yüz yıl sonra bile utançla hatırlanacak yeni katliamların “kahramanı” olmaktan çok uzak değil.

SORUMLULUK VE SUÇ AKP İKTİDARININ

Bu anlamda bu yazıyı, Hendek’teki linç girişimi sonrasında HDP Göçmen ve Mültecilerden Sorumlu Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyesi Gülsüm Ağaoğlu’nun tespitleriyle bitirmek ufuk açıcı olacaktır:

“Sakarya’nın Hendek ilçesinde Suriyeli bir işçi ile ustası arasında başlayan tartışmanın ilçe genelinde Suriyelilere yönelik bir linç operasyonuna dönüşmesine ve Suriyelilerin yeniden sürgün edilmelerine sebep olan idari ve siyasi sorumluları en sert biçimde kınıyoruz.

Türkiye’ye sığınan 3 milyon Suriyelinin yaşam koşullarının kötüleşmesi, karşılaştıkları ayrımcılık ve nefretin derinleşmesi ve bu krize sebep olan siyasi ve idari sorumluların halen duyarsızlığını koruması linç vakaların olağanlaşmasına neden olmaktadır.

Daha önce Urfa, Antep, Konya, Denizli, Maraş ve İstanbul’da Suriyeli sığınmacılara yönelik gerçekleştirilen linç olaylarına dün Sakarya’nın Hendek İlçesi eklendi. Sebebi ne olursa olsun etnik, dinsel, cinsiyet kimliğine dayalı nefret söylemleriyle hızla gelişen ve kontrolsüzce kitlesel linç eylemlerine dönüşen bu olaylar karşısında hiçbir demokratik kurum sessiz kalmamalıdır.

Bu tür şiddet olaylarına yönelik güçlü tepki vermek son derece önemlidir.

Hem Türkiye hem de Suriye’nin Müslüman halkları için kutsal olan Ramazan ayında barışın, hoşgörünün, adaletin ve vicdanın hâkim olması gerekirken, nefret ve şiddetin kitleselleşmesinde AKP iktidarının rolü büyüktür.

AKP iktidarını, Suriyeli sığınmacıların giderek kötüleşen koşullarını düzeltmeye, sömürülmelerine neden olan güvencesizliğe karşı gerekli yasal ve idari önlemleri almaya ve mültecilere yönelik uluslararası yasaları tanımaya çağırıyoruz. Aksi halde daha da derinleşecek toplumsal krizin ve kronikleşen ırkçılığın tüm ülkeye sirayet etmesi kaçınılmazdır.

Halkların Demokratik Partisi olarak, halklarımızı linç olaylarına karşı duyarlı olmaya ve AKP iktidarını Suriyeli mülteciler özelinde ırkçılığı körükleyen bir politikadan uzak durmaya çağırıyoruz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin