Bilal’e anlatır gibi AİHM’e anlatayım (4): Ekonomiye çöktüler

YORUM | BÜLENT KORUCU

Mahkemelerde, adaletin sembolü bir heykel bir de söz her yerde karşınıza çıkar. Tarafsızlığın göstergesi gözü bağlı heykel ve yapılan işin önemini vurgulayan “Adalet mülkün temelidir” cümlesi. Kimin söylediği konusu ayrı tartışma ancak o ifade adaleti devletin ya da insanın sahip olabileceği her şeyin temeline koyuyor. Hem devletin hem özel mülkün yağmalandığı bir ülkede adalet aramak, çölde balığa çıkmak kadar absürt. Türkiye şu anda tam bu gerçeği yaşıyor ve “Git iç hukuku tüket öyle gel” diye geriye itilen hak arayıcıları için dipsiz bir kuyu. Ne yazık ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bunu görmek istemiyor.

Erdoğan rejimi 15 Temmuz’dan sonra hızlanan ve kitlesel hale gelen bir uygulamayla binlerce vakıf, dernek ve şirket ile on binlerce gerçek kişinin mal varlığına el koydu. Bu konuda yapılan en derli toplu raporlama iki hukukçu tarafından kaleme alındı. Avukat Ali Yıldız ve Leighann Spencer’ın raporuna göre, Olağanüstü Hal (OHAL) dönemindeki Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ve Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kullanılarak el konulan mal varlıklarının değeri en az 32.24 milyar ABD doları. (Stanford Üniversitesi tarafından yayınlanan Türkiye’de Mülkiyet Hakkının Erozyonu Raporu’na https://mulkiyetihlali.org/2020/05/21/turkiyede-mulkiyet-hakkinin-erozyonu-raporu-stanford-universitesi-tarafindan-yayinlandi/ adresinden ulaşabilirsiniz)

Herhangi bir şeye suçun delili ya da aracı olması halinde tedbiren el konulabilir. İşlenen suç sayesinde elde edilmiş bir varlık söz konusuysa müsadere edilir. Erdoğan rejiminin uygulaması iki kurala da uymuyor; mafya gibi doğrudan ‘çökme’ diyebileceğimiz işlemler söz konusu.

Gazeteci Can Dündar kararıyla tekrar gündeme gelen ama tahminlerin dışında değerleme yapılamayan özel kişiler grubu var. KHK ile ihraç edilen ya da Hizmet Hareketi iltisakı iddiası ile haklarında soruşturma açılanların taşınmazları da dondurulmuş bulunuyor. 213 bin adet olduğu tahmin edilen varlıklara, emekli maaşları ve baskınlarda kayıt altına alınan nakit eklendiğinde çok daha büyük bir yekûn çıkıyor karşımıza. Ev-işyeri aramalarına katılan görevlilerin çaldığı, nakit, ziynet ve değerli eşyayı ayırt edebilmek için kayıt altına alınan ifadesini kullandım. Tutuklu akrabalarının ‘kayıp’ arabasını polisin altında görüp şikayetçi olan kişilerin haberleri sosyal medyada yer almıştı. Aynı şekilde yurt dışında yaşayan kişilerin evlerine yerleşen memurlar da biliniyor. Fakat hak arama imkanı bulunamadığı için herhangi bir girişim yapılamıyor. 

Ne yazık ki konu devletin el koyduklarıyla sınırlı değil. Aynen 6-7 Eylül olaylarında azınlıklara yapıldığı gibi evler, işyerleri, okul ve hastaneler siviller tarafından yağmalandı. İsveç yaşayan mülteci, eski işadamı Gökhan Akdemir’in 2020 Haziran’ında yaşadıkları yağmanın ve sivil katılımın sürdüğünü gösteren bir örnek. Akdemir’in evine kamyonla gelen birileri kapı, pencere ve musluklara varıncaya kadar her şeyi söküp götürdü. AKP’li din adamlarının “Bunların malları helal” fetvalarının etkisi sürüyor.

Vakıf malları konusunda izlenen hukuksuzlukların yanında acı ve dramatik örnekler de yaşanıyor. Sahibi tarafından ölümünden sonra vakfa geçmek üzere şartlı bağışlanan mülklere de el konuldu. Çok sayıda yaşlı insan ölene kadar kendinde kalmak üzere bağışladığı evden çıkmaya zorlandı. 

Dört yazı sonunda özet olarak şunu söyleyebiliriz, yüksek yargıçlar da dahil olmak üzere herkesin canı ve malı Erdoğan’ın iki dudağı arasında. Böyle bir rejimde iç hukuk aramaya geri itmek, kalp kriziyle acile gelen hastaya “Git evde biraz dinlen bir şeyin kalmaz” demekten farksız. Ve AİHM bunu umursamıyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin