Biden ve ABD’nin Güney Asya hedefleri

HABER ANALİZ | YÜKSEL DURGUT 

ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden ile birlikte her ülke kendi çıkarları doğrultusunda beklentiler içerisine girdi. Bu beklentilerin tavan yaptığı bölgelerden birisi de küresel güçlerin ve “Asya Kaplanlarının” arenası olan Güney Asya. Çin’in yükselişi ve Başkan Donald Trump’ın Çin’e karşı sert politikaları küresel ekonomik çalkantılar ile birlikte dünyanın iki devini karşı karşıya getirdi. Peki Biden yönetimi ile birlikte bu sert rüzgarların yerini barışçıl görüşmeler alabilecek mi?

Güney Asya sömürgeciliğin en yaygın olduğu dönemlerinden beri küresel güçlerin hedefi halindeydi. ABD’nin en güçlü koltuğunda kim oturursa otursun, Güney Asya politikası asla değişmeyecek ve Çin’in küresel anlamda ekonomik ve askeri güç olarak yükselişini engellemeye çalışacaktır. Bu amaçla, Asya’nın NATO’su olarak bilinen stratejik diyalog çerçevesinde kurulan ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya’nın bulunduğu QUAD, Çin’e karşı hedeflerine ulaşabilmek için her zaman farklı şekillerde hareket planları çiziyor. Asya’nın alt bölgeleri olarak adlandırılan, Hint-Pasifik Bölgesi (IPR), Hint-Okyanus Bölgesi (IOR), Güney-Orta Asya Bölgesi (SCAR) ve Büyük Orta-Doğu Bölgesi (GMER) tek bir genel plana kilitlenmiş durumda. Asya’ya hükmetmek ve Çin gibi güçlerin, ABD’nin küresel hegemonyası altında ilerlemesini ve meydan okumasını durdurmak için adımlar atıyor.

Jeopolitik olarak, Hindistan kendisini Güney Asya’nın tartışmasız lideri olarak konumlandırarak Pakistan’ı sindirebilmiş olsaydı bölgedeki dengeler değişebilirdi. Pakistan’a karşı alacağı ezici üstünlük ABD’nin de çıkarlarına hizmet etmiş olurdu. Ancak Hindistan bugüne kadar Pakistan ile yaşadığı çatışmalardan dolayı Çin’e karşı büyük üstünlük sağlayabilmiş değil. Bu arenadaki dengeleri büyük güçler de biliyor ve Güney Asya’nın nükleer iki gücünün arkasından sopalarını gösteriyorlar.

Ancak Hindistan’ın bölgedeki konumu, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) aracılığıyla Çin’in bölgesel istilası tarafından büyük zarar gördü. Bu, bölgenin jeopolitiğinde derin paradigma kaymalarına yol açtı. Çin’in etki ve stratejik erişim alanı Hindistan’ın hayal kırıklığının da ötesinde, Güney Asya’nın tamamını ve fazlasını kapsıyor.

MODERN İPEK YOLU PROJESİ

Modern İpek Yolu Projesi (BRI), Hindistan’ı Güney Asya’da tam anlamıyla izole halde bırakarak, bölgedeki tüm ülkelere yayıldı. Bölgede şu anda Çin ve Hindistan arasında çok belirgin bir çıkar çatışması var. ABD, Hindistan ile Çin’e karşı akıllıca bir çıkar çatışması yarattı. Şimdi Hindistan’ı, Çin’in bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselişine meydan okumak ve sınırlamak için askeri ve ekonomik bir güç olarak inşa ediyor.

Pakistan ve Çin arasında SSCB’nin Afganistan işgaline kadar dayanan çok sıkı bir işbirliği var. ABD, Pakistan ile Çin ilişkilerini bozabilmek için yıllardır mücadele veriyor. Bu yeni dönemde de bu mücadelesinden vazgeçmeyecek. Bununla birlikte Pakistan, Çin ile stratejik ortaklığına dışarıdan hiçbir müdahalenin tesir etmemesi için hem komşuluk hem de ekonomik ilişkiler hatırına sıkı sıkıya bağlı. Pakistan’ın, ABD’nin zorlamasıyla Çin ile ilişkilerini bozması ve yeni anlaşmalar için masaya oturması uzak ihtimal. Bunun yerine komşularla sıfır problem politikasını ve her iki büyük küresel güçle iyi bağlarını korumayı sürdürecektir. Bu yüzden Çin, Güney Asya’daki jeopolitik çevrede artık açık bir avantaja sahip.

ABD İPEK YOLUNA KARŞI

Ekonomik düzlemde de Çin, Güney Asya’da yükselişte. Modern İpek Yolu Projesi (BRI-CPEC), bölgedeki diğer ülkelere de yarar sağlayan bir proje. Bu proje Pakistan için ekonomik anlamda çok önemli. Hindistan, BRI-CPEC’in bir parçası olmayı tercih etmediği için bu projenin dışında. Projenin gerçekleşmemesi için elinden geleni yapacaktır. Projenin engellenmesi stratejik anlamda Hindistan’ın elini güçlendirecektir. Bu yüzden ABD ve Hindistan çıkarları arasında bir yakınlaşma olması çok doğal. 2013 yılında Çin Devlet başkanı Xi Jinping’in duyurduğu ve İtalya’nın işbirliği ile 2049 yılında bitmesi planlanan Modern İpek Yolu Projesi, Çin-Roma medeniyeti işbirliği olarak da adlandırılıyor. Bir bütün olarak proje, açıkça ABD’nin arzu etmeyeceği bir girişim. ABD-Hindistan yakınlaşması ile muhtemel Doğu-Batı ve Kuzey-Güney ticaret koridorlarının ortaya çıkışını engellemeye çalışacaktır. Ayrıca, Çin’in Güney-Orta Asya Bölgesi (SCAR) ve Büyük Orta Doğu Bölgesi’ne (GMER) ait maden yataklarına erişimini istemeyecektir.

BRI-CPEC şimdi kelimenin tam anlamıyla Pakistan için hayati bir ulusal çıkar, Çin için ise güç dengelerinin değişmesi anlamına geliyor. Bu proje bölge ülkeleri için alternatifsiz olduğu için ve ABD buna alternatif bir yol çizemediği için bölgede ekonomik hâkimiyet avantajı Çin’e geçmiş durumda.

Biden, dünyanın en zorlu askeri ve nükleer güçlerinden üçü olan Pakistan, Hindistan ve Çin’in Keşmir bölgesi sınırlarındaki çatışmalarını görüyordur. Herhangi bir yanlış hesaplama veya yanlış anlama bölgeyi ve dünyanın büyük bir bölümünü acı bir nükleer savaşa sürükleyebilir. Bu çatışmaların odağındaki bölge ve Afganistan’daki çıkarlar çatışması Biden’ın elinde her zaman bir koz olarak kalacak.

BİDEN’İN SEÇENEKLERİ

Başkan Biden’ın Güney Asya politikası konusunda elinde üç seçenek var. Çin’in yükselişini kontrol altına almaya ve yönetmeye yönelik mevcut ABD politikasına devam edebilir. Ama şimdiye kadar başarılı olunamadı ve gelecekte de olması muhtemel değil. Çin’in ekonomik üstünlüğü bu durumda kontrol altına alınamaz görünüyor. Çünkü Çin’in etki alanı ve stratejik erişimi artık küresel boyutlar kazanmış durumda.

İkinci seçenekte ise ABD’nin, Hindistan ve Çin arasında son zamanlarda ivme kazanan sınır noktası çatışmalarının bir savaşı tetiklemesine seyirci kalması olabilir. Ancak buradaki güç dengeleri Hindistan’ın bu sınır çatışmalarını daha ileri boyuta götürmesini engelleyecektir. Çünkü Hindistan belirgin stratejik dezavantaja sahip durumda.

En kötü durum senaryosu ise, ABD’nin Çin’e karşı topyekûn bir savaş başlatması olacaktır. Bu düşünce ABD’nin eski yönetiminde masada olan seçeneklerinden birisiydi. Böyle bir savaş, Pasifik bölgesini de kapsayan 3. Dünya Savaşı olur. ABD’nin müttefikleri, böylesine korkunç bir seçeneği asla kabul etmeyecek ve Biden yönetimi buna rıza göstermeyecektir.

Bu nedenle, Çin ile ilgili mevcut politikanın sürdürülmesinin ötesinde Başkan Biden, Çin’in yükselişini kabul etmek ve bununla yaşamak zorunda kalacak. ABD ve Çin, bu süreçte birbirleriyle savaşıp dünyayı yok edebilir veya her iki ülke çıkarlarını kârlı bir anlaşmaya çevirip barış içinde birlikte yaşamayı öğrenebilir.

1 YORUM

  1. Çin’in engellenemez yükselişi, ileride kesin üçüncü dünya savaşının baş müsebbibi olacaktır. İslam ülkelerine iki yüzlü davranan kapitalist Batı ve Batı’yı İslam düşmanı gören İslam dünyası bu ikircikli ve sakat tutumlarından dolayı Çin istilası karşısında zihniyet değişimi olmadan modern güvenlik SETİ oluşturamayacaktır. İslam dünyası şunu farketmeli: Batı dünyası “Ashabı Kehfin” mağaraya sığınmasına sebep olan güç olsada; uyandırılıp mağaradan çıkıştaki Batı dünyasının aynı değil. Batı dünyası da; İstanbul’un fethiyle Batı için en büyük tehdit olan İslam dünyası artık eski konumunda olmadığını farketmeli. Her ikisi de, Ahirzamana ait Mesihiyetle ilgili bilgi ve haberlerin eskiye ait düşmanlıkların bir kenara bırakılarak ittifaka mecbur olduklarını görmeli, ona göre stratejiler üretmelidirler. Bunu ne kadar erken fark ederlerse modern “Çin Settini” oluşturmak kolaylaşacak. Allahu alem.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin