Beslemeyen gıda; yalan!

YORUM | M.NEDİM HAZAR

Toplumbiliminde “Yalan” bir yönetim modeli olarak geçiyor mu emin değilim ama totaliter rejimlerde gayet kullanışlı bir aparat olduğuna hiç şüphemiz yok artık.

Daha önce de müteaddit defa yazmıştık; sadece söylenen yalanlar değil, gizlenen gerçeklerin de toplumu bir süre yönlendirebileceği aşikâr. Böylesi toplumun yöneticilerinin ömrünün boyunun kısaldığı kesin olsa da, başka çareleri olmadığından olsa gerek bu yöntemi kullanmak durumunda kalıyorlar.

Özellikle seçim dönemi yaptığı konuşmalarda gittiği her şehirde, o kentin yerlilerinin gayet net bildiği hakikatleri bile çarpıtabilecek kadar bu işe kendini kaptıran Erdoğan, “Bu şehre üniversiteyi biz getirdik”ten tutun da “Biz gelmeden önce ambulans yoktu”ya kadar sadece çarpıtma değil, artık palavra kümesine girebilecek laflar etmişti.

Aslında ilk önce yurt dışında yabancılara söylenen bu yalanlar, bir süre sonra “domestic” olarak da kullanılmaya başlandığı için ister istemez bir “tarz-ı siyaset” haline geliyor sanırım.

Yerli uçaktan arabaya, bilmem kaç milyar ağaç dikmekten işsizlik rakamına kadar yalanın katıştırılmadığı alan kalmıyor tabiatıyla.

Aslında insanımızın hamurunda olan bir defoyu keşfetmekten başka bir şey değil bu durum.

Özellikle doğu toplumlarında icraatten ziyade lafını etmek epey işe yarayan bir yöntem. Hem de tee ne zamandan beridir böyle.

Biz küçükken tarih kitaplarında görmediğimiz şeyleri yazan kitaplar vardı. Örneğin “Dünyadaki her önemli gelişmeyi Türk ve Müslüman bilim adamları bulmuştur” filan yazıyordu bu kitaplarda.

Elbette içinde hakikatten birer parça vardı şüphesiz ancak toplumun milliyetçilik damarını gıdıklayarak para kazanmayı amaçlayan bu tür kitaplar bir tür gerçek olmayan tarih oluşturuyor bir süre sonra.

Tarih enteresandır…

Sadece ekranlara bakarak bunu anlamak mümkün. Geçtiğimiz günlerde (Allah adaleti ile muamele etsin) ölen Mısıroğlu da dahil pek çok tarihle alakası olmayan ancak geçmişi kendi ideolojisine göre eğip büken tuhaf insanlarla dolu Türk televizyonları.

“Ankara’ya yağmuru dış güçler yağdırıyor, Gökçek mahcup olsun” diye konuşan uzmanınız olursa, “Hz. Nuh oğluyla cep telefonuyla görüştü” diyen profesörünüz de oluyor doğal olarak.

Bugüne dair övünecek bir şeyiniz kalmayınca müflis tüccar misali geçmişin tozlu ve bulanık sayfalarına dalıyorsunuz. Tarihi bir oyun hamuru gibi eğip bükerek oluşturduğunuz çakma geçmiş ile hem övünmeye devam ediyorsunuz hem de gururlanmaya.

Tekrar ediyorum, bu bulanık bulamacın içinde olan gerçekleri de zedeleyip, inandırıcılığını yitirtiyorsunuz maalesef.

Şüphesiz geçmişte çok büyük din ve bilim bilgeleri, mucitleri, âlimleri vardı. Ve bunların elbette bir bölümü Türk, Müslüman olabilir elbette. Ancak siz kitleleri kendi iktidarınız için aptallaştırmaya niyetliyseniz hoşunuza gitmeyen tarih ve tarihçileri silip yerine uydur kaldır şeyler monte edebiliyorsunuz.

Bu uzun girizgahı niye yaptım?

“First Leydi”miz Emine Hanımefendi, Birleşmiş Milletler 74’üncü Genel Kurulu kapsamında New York’ta ABD’li Müslüman toplumun kadın temsilcileriyle Hilton Midtown Otel’de bir araya gelmiş. Aslında hanımların ikindi çayı havasında geçen toplantıda belli ki Türkiye’de başta eşi beyefendi olmak üzere, tüm AKPlilerin sıklıkla yaptığı ve işleyen yöntemi orada da denemiş.

Nedir bu yöntem?

Geçmişten bir hakikati köpürterek onunla övün, başkasına dair gerçekleri de görmezden gel…

Diyelim kendi tarihimizde gerçekten eğitime büyük önem verilmiş ve hakikaten büyük akademisyenlere sahibiz.

Bunu uslu efendice söylemek varken, “Oxford, Harvard neymiş biz sizden bin yıl önce üniversite kurduk” diye ezikçe efelenmenin ne anlamı var?

Şöyle buyurmuş Bayan Erdoğan:

“Mesela dünyanın en eski üniversitesi, ne Oxford ne Harvard’dır. En eski üniversitenin, Fatima el-Fıhri adında Müslüman bir kadın tarafından Fas’ta kurulduğunu kaç kişi biliyor? İslam’ın bilime, sanata kattığı cevherleri, var ettiği medeniyeti yüksek sesle anlatmalıyız.”

Şimdi bu metni şöyle yapsanız hiç sorun yok aslında:

“Dünyanın ilk üniversitelerinden birini Müslümanlar kurmuştur ve daha önemli olan bu üniversitenin kurucu rektörü de Fatima el-Fıhri adındaki bir kadındır!”

Bu cümlede İslam toplumlarının kadına ve eğitime verdiği önem zaten ortada. Bunu başkasını aşağılayarak yaptığını zannetmek ne tür bir ezikliktir ki?

Kaldı ki bu “Dünyanın ilk üniversitesi” meselesi hayli tartışma götüren bir konudur.

Böylesi hamaseti Türkiye’de bir ilçe seçim mitinginde yaparsanız belki işe yarar ama elin oğlu cahil ya da her dediğimize kanacak –zannettiğimiz- kadar aptal değil.

Şu satırların yazarı oralı olduğu için biliyor, ilk üniversiteden kastınızın ne olduğu da önemli tabii.

Harran Ekolü diye bir akademik oluşum var neredeyse tarihin ilk çağdan beri olan. Harran isminin Sümer ve Akatlar tarafından kullanıldığı bu ekolün okula dönüştüğü anlatılır.

Harran’ın Abbasiler döneminde üniversite olarak eğitim verdiğini anlatır tarih kitapları.

Hadi bunlardan vazgeçtik, Milattan önce 600 yılında açılan ve neredeyse günümüze kadar gelen Nalanda Üniversitesi’ni bilmeden bunları sallarsanız size hayranlıkla bakmazlar!

Nalanda Üniversitesinin tarihi arka planı incelendiğinde Hint kültürünün ilk günlerden itibaren öğretimle ilgili gelişmiş olduğunun kanıtı gibidir. Babil, Suriye, Yunanistan, Çin gibi ülkelerden öğrencisi olmuştur. Verilen eğitimler arasında, lehçeler, dil bilimi, mantık, ilaç tedavileri, ameliyat ve oklu silahlar gibi alanlar sayılabilir. O zamanki kral Sakraditya tarafından inşa edilmiştir. 16 yaşından büyük olanlar öğrenci olarak kabul edilmekteydi. Tarihi boyunca üç kez yıkılmıştır ve tekrar inşa edilmiştir. Üçüncüsü 1300’lerde olmuş ve 2006’ya kadar değişmeden kullanılmıştır. Günümüzde ise yeniden restore edilmiş ve yükseltilmiştir.

Bütün bu gerçekler elbette ne MS 859 yılında inşa edilen Al-Karaouine Üniversitesi’ni ne de büyük bir girişimci-eğitimci olan Fatima al-Fihri’nin değerini düşürmez.

Tarihi kendi sığ menfaatlerine katık yaparsanız bir süre sonra oturacak sofra bulamazsınız.

Yalan, ne söyleyeni ne de söyleneni uzun süre tok tutan bir gıda değildir çünkü!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin