Dini cemaatler, yapılan bunca zulüm karşısında neden suskun?

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Geçen hafta Kazım Güleçyüz’ün “Helalleşme” başlıklı yayını gündem oldu. Çarşamba cemaati lideri Mahmut Efendi’nin gördüğü ifade edilen rüyaya göre Hz. Peygamber kendisine, Türkiye’de var olan ayrışma, husumet, zulüm nedeniyle duaların kabul olmadığını, helalleşme gerektiğini ifade ediyordu. Rüyanın sıhhati ve nakil zincirinin güvenilirliği hakkında bir fikrim yok. Ama Türkiye’de Müslümanlar ve dini gruplar arasında Rahmeti ilahiyi kesecek, hatta Allah’ı gazaba getirecek kadar bir ayrışma, gıybet, iftira, zulüm, gasp süreci işlediği muhakkak. Ama zulmü işleyenler bunu “dindar” bilindiği ve dini söylemler kullandığı için yaşanan şenaatler, denaetler dindarların dikkatini çekmiyor. Ulufeler dağıtıldığı için dini gruplar bu ahlaksız, ağır zulmü yok saymayı tercih ediyorlar.      

Cemaatler ve tarikatlar son bir asırda önemli misyon eda etti. İnsanların dinden kopmasına, inançlarını hepten unutmasına mani oldu. İstisnalar hariç, cemaatler uzun yıllar güncel siyasete bulaşmamayı başardılar. Elbette seçim dönemlerinde bazı tercihlerde bulundular, ama hiçbir zaman bugünkü gibi bir partinin her şeye rağmen ve kayıtsız şartsız partizanı olmadılar. Bazı partilerle özdeşleşen sınırlı sayıda cemaat vardı ama onlar dahi gerektiğinde itiraz ediyor, partiyle çok konuda ayrışıyordu. Nitekim çok fazla örtüşen, MSP-RP ile Hak Yol Cemaati pek çok konuda anlaşamamış ve ayrışmalar, hatta çatışmalar yaşamıştı.

Bu günkü tabloda, Allah’ın ve kulların hakkını bilmesi, kamil insanlar, müminler yetiştirmesi beklenen cemaatler ve tarikatlar ahlak ve iyilik üreten gruplar olmaktan çıkıp, iktidarın aparatı haline geldi. Pek çok dini grup ve tarikat/cemaat takipçilerine, müritlerine futbol taraftarı muamelesi yapıyor. Cemaatlerin lider kadrosu tabanlarından takımlarını (cemaatlerini) her şartta ve herşeye rağmen desteklemelerini istiyor. Bu koşulsuz desteği talep ederken İslam’ın, vicdanın ve hukukun en temel esaslarını göz ardı ediyor ve türlü teliflerle, zorlama yorumlarla, bazen manevi tehditlerle insanları kontrol alanında tutmaya çalışıyorlar.  

Eskiden tarikatlar, cemaatler mütevazı bir dergahtan ve sınırlı imkanlardan ibaretti. Tarikat öncüleri bir lokma bir hırkaya kanaat ediyordu. Ama bugün holdingleri aşan denetimsiz ekonomik imkanlara, istihdam alanlarına ve bürokratik kadrolara sahipler. Pek çok yapıda lider kadro, “nasihler”, “dini büyükler” olmaktan öte, holding yöneticisi, şirket müdürü gibi davranıyor. Dolayısıyla bu durum cemaat-tarikat yapılarını iktidarlara çok daha bağımlı hale getirdi.

Cemaatle yapılan ibadetler daha çok sevap kazandırır. Hayırlı işlerde kolektif hareket etme başarıyı, verimliliği artırır.  Ama eğer bu kolektif yapı yanlışın içindeyse, bir zulüm sürecinin, haksızlığın, gaspın parçası/tarafı ise, bu defa herkese günah ve sorumluluk üreten yapılar haline gelebilir. Ahirette yöneltilen sorulara “ama şeyhim, hocam, abim böyle demişti!” demek günahı, sorumluluğu ortadan kaldırmaz; mazeret teşkil etmez. Zira nasıl “yasaları bilmemek” cezalandırmada kişiyi kurtarmıyorsa, “ben o ayeti bilmiyordum, bana vekilim/hocam böyle dedi, ben de yaptım” demek kurtarmaz.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Namazı cemaatle kılmak bazı mezheplerde farzdır; tek başınıza kılamazsınız. Ama cemaatle namaz kılsanız dahi imam yanlış yapıyorsa, kıraati hatalıysa cemaat onu sesli olarak düzeltmek, uyarmak zorundadır. Yanlış kıraatte (söylem) ayetin doğrusunu bilen birileri namazın farzı kılınırken, imama tam tabi olmak gerekirken bile yanlışa sukut etmeyip imamı tashih etmek durumundadır. İmam da bu uyarıyı dikkate alır ve ayeti baştan alarak, yanlışını düzeltmeye çalışır. Namazın rükunlarında veya sıralamasında hata yapılıyorsa cemaat “suphanallah!” diyerek imamı uyarır. Camide ve farz namazda bile bir hata/yanlış varsa, her zaman sesli olarak uyarma ve hatayı dile getirme hakkı/sorumluluğu vardır. Bu uyarıların ötesinde hatayı fark eden imam namazın sonunda sehiv secdesi yapar ki, bu: “ben hatamı kabul ediyorum ve telafi etmek istiyorum” demektir. Bazen beşeriyet gereği imamın abdesti bozulabilir veya imamlık yapan kişi namazı abdestsiz kıldırdığını fark edebilir. Böyle bir durumda cemaate namaz kıldıran imamın cemaati tek tek bulup: “namazını tekrar eda edin!” demesi dini bir sorumluluktur.

Kazım Güleçyüz duyarlılık gösterip “zulme uğrayan insanlardan helallik istensin, duaların kabulüne engel durum ortadan kalksın!” diyor. Ama zulüm hala devam ediyor. Zalim kılıcını masumlara, mağdurlara, kadınlara, bebeklere indirmeye devam ediyor. Ne bu rüyayı gören Zatın cemaatinden, ne de öteki cemaatlerden bir “suphanallah!” sesi duymuyoruz. Yanlışa dikkat çekildiğini, hataların söylendiğini görmüyoruz. Keza, kimsede sehiv secdesi yapma, hataları tashih etme, zulme uğrayanların mağduriyetini giderme veya buna dair ses verme iradesi, çabası görmüyoruz. Aksine İslam’a, yasalara ve vicdana aykırı uygulamalara destek vermeye, zulüm sürecini yürütenlere dua etmeye devam ediyorlar.

Yeni doğum yapmış bir kadın gerçekten terörist, katil olsa İslam’a ve yasalara göre lohusa halde kelepçelenip, bebeğiyle birlikte hapse atılamaz. Bu süreçte lohusa halde bebeğiyle hapse gönderilen kadınların sayısını unuttuk. Hayatında hiçbir suça, şiddete bulaşmamış, dini bütün, hayatını eğitime adamış öğretmen, hemşire, ev hanımı 17.000 kadın ve 800’den fazla bebek AKP iktidarının hukuksuz uygulamalarıyla hapisteler. Bugünlerde çocuk tecavüzcülerini, hırsızları, katilleri salıp bu kadınları ve bebelerini içerde tutmaya dair düzenleme yapıyorlar.    

Kazım bey!

Bahsi geçen cemaatlerden, tarikatlardan “bu kabul edilemez!” diye bir ses, bir itiraz duymadık! Bir mırıltı bile yokken bu neyin helalleşmesi olacak?

Bu kadar aleni zulüm, bu kadar bariz hata karşısında cemaatlerden tarikatlardan bari bir “suphanallah” duysa idik! 

9 YORUMLAR

  1. Sayın Akpınar çok güzel ve haklı bir yazı kaleme almışsınız.

    Ançak bu eleştirileri önce kendi içimizde yapmadıkça ve yeterince yerine getirmedikçe ; başka cemaat ve mensubundan ,politikacıdan medet ummak , herhalde doğru olmayacaktır.

    Hizmet içindeki yapılan , özellikle son süreçde ki hatalara, hizmet içinden kim süphaneallah dedi….Üç beş akedemisyenden başka…Onlarda şeytanlaştırılıp , çoktan hain ilan edildiler bile.

    Bilakis o hataları yapanlar korunuyor. O hataları dillendirilenlerin yüzüne bakılmıyor hain ilan ediliyor..

    Bu zulmün ve kadrin Kendi içimizde hesabını görmeden başkalarından hesap vermeyi beklemeyelim.

    Hele siyasilerden ;kalkıp gelir özür dilerler beklentisine girmek , herhalde rüyada olmak gibi bir şey..

  2. Bari “Subhanallah!” deyin!
    Bahsi geçen cemaatlerden, tarikatlardan “bu kabul edilemez!” diye bir ses, bir itiraz duymadık! Bir mırıltı bile yokken bu neyin helalleşmesi olacak?

  3. Ben şahsen Allah’ın bu millete bir ceza vereceğini tahmin ediyorum. Eğer Hizmet hareketinin esas öncülerinin dedikleri doğruysa, ki doğru olduğuna inanıyorum, Akp ve destekçilerinin süphanAllah ile doğru yola döneceklerine inanmıyorum. Bu yüzden zülme vites büyüterek devam edeceklerinden Allah ın gazabına sebep olacaklar.

    • Selamin Aleykum..Helal olsun cok enfes bir yazı olmuş… Hele de hellallesme adi altinda firsatciklik kollayip yakayı yırtarız diyenlere tokat gibi cevab olmuş.. Ama bu arada Kadri müstear isimli kişilerde fırsat bu fırsat diyip kavgada ayırmak için araya giriyormuş gibi yapıp iki de kendi çakanlar gibilerde her durumdan vazife çıkarıp yüklenmiş hizmete..Rabbim akıl fikir versin millete..Ne diyeyim

  4. Hizmet icinde aktif vazife almis olarak sunu ekleyebilirim:
    Yazidaki tespitler cok dogru. Fakat ayni kulturun parcasi olarak hizmet icindeki sahsi hatalara bizde subhanallah diyemedik. Diyenler de bir sekilde pasifize edildi (tayini cikarilarak vs). Kanaati acizanem su anda ” Insanlar zulmeder ama kader adalet eder ” prensibini hakkal yakin yasiyoruz. Bu kesinlikle su anda zulme maruz kalan kardeslerimizin bu yasananlari hakettigi anlamina gelmez. Hatta bu hatalari bizzat yapan sahislar icin bile mevcut zulumler kabul edilemez. Ama bizim sahabe olcusunde medeni cesareti olan ve demokratik bir yapi oldugumuz da soylenemez maalesef

  5. Evet, zulüm devam ediyor, helalleşme ham hayal… Diyelim ki herşeye rağmen oldu, öldürülenlerden nasıl helallik alınacak? Namusuna dil ve el uzatılanların gönlü nasıl hoş edilecek?
    Malı mülkü gasp edilen, parasına el konulan on binler, belki yüz binler var. Fabrika, işyeri, banka hesabından tut da, ödeyip de hizmetini alamadığı özel eğitim ücreti iade edilmeyen, özlük hakları verilmeyenler… Haksız yere memuriyetten çıkarılıp 4-5 yıllık maaşı birikenler…
    Hapiste, nezarette geçirtilen her bir dakikanın hakkı hiç geçmiyor bile…
    Tek kuruşluk hakkın iadesi için bile bir adım yokken nasıl bir helalleşme olacak???
    Evet, birileri kendi arasında kapalı devre helalleşme yapmaya çalışıyor. Ne kadar faydası olacak?

  6. Mahmut bey
    Şu holdingleşme vb meseleleri kendimiz içinde yazarmısınız
    Dönen milyarlık ciroları ve o cirolardan devşirilen güç ile yapılanları
    Bir holdingi korumak için mi dersane meselesinde kavga verildi yoksa dersane den başka da alternatifleri yok mu idi hizmet etmenin.
    Lütfen iğneyi tamam diğerlerine batıralım ama çuvaldızı da kendimize en azından.
    İnanın sizi bir takım hizmet mensubu kişiler dışında kimse okumuyor
    Lütfen trübünülere duymak istemedikleri hakikatleri söyleyin
    Biraz cesaret

  7. Güzel bir yazi olmus ama benim anladigim kadariyla Kazim bey bizden ziyade lktldar ve yandaslarina seslenerek yeni cikacak yasada cemaati kapsam disinda birakmayin diyor. Hatta “Cemaate zulmediliyor, bu vesile ile cemaatle helallesme zemini olusturun” diyor seklinde anladim ben söylediklerini.

  8. “zulme uğrayan insanlardan helallik istensin, duaların kabulüne engel durum ortadan kalksın!”
    Eger videoyu izlediyseniz, Kazim Bey bu fitnenin ortadan kalkmasi icin helallesmeye gerek oldugunu söylüyor, dualarin kabulü icin gibi bir cümle videoda duymadim..

    bahsi geçen cemaatlerden, tarikatlardan “bu kabul edilemez!” diye bir ses, bir itiraz duymadık! Bir mırıltı bile yokken bu neyin helalleşmesi olacak?
    Bu cümle tam dogru degil. Evet, cemaatlerin cogu suskun lakin magdurlara ses cikaran Alparsan Kuytul Hocaefendi var mesela. Bu istisnalari yazip, ses cikaran insanlarin hakkina girmemek lazim.
    Bir diger mesele ise; siz “bu kabul edilemez!” diye bir ses istiyorsunuz. Kanaatimce helallesme zaten yapilan hatalarin farkina varip, bir nevi özür dilemektir..”bu kabul edilemez!” cümlesi belki sözlü olarak söylenmese bile helallesme fiili bana göre tam bunu mana ediyor..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin