Avrupa’nın yeni bir rüyaya ihtiyacı var

Cemal Tunçdemir

Çok kültürlülüğü ve bir arada yaşamayı savunan her görüşten, dinden ve kökenden Avrupalının Fransa’daki şampiyonada futbolun sunacağı rüyaya ihtiyacı var. Sadece rakip takımlar değil, terör ve fanatizmin ayrıştırıcı hayaleti ile futbolun birleştirici gücü de önümüzdeki bir ay boyunca Fransa statlarında karşı karşıya gelecek. 

Fransa’nın ulusal stadyumu ‘Stade de France’ 1995’te inşa edileceği zaman yer olarak Paris’in ırksal tansiyonun ve işsizliğin yoğun yaşandığı banliyösü Saint-Denis seçildi. Cezayirli gece bekçisi İsmail Zidane’ın, 1950’lerde Fransa’ya göç ettiğinde çalışmaya başladığı işyerinin bulunduğu araziydi bu… Ev kiralayacak parası olmadığı için işyerinde yatıp kalkıyordu. Yaşam mücadelesi verdiği bu arazide 40 yıl sonra inşa edilecek bir statta oğlu Zidane’ın Fransa’nın ulusal kahramanı olacağını bilmiyordu…

Fransa’nın ev sahibi olacağı 1998 Dünya Kupasındaki milli takım kadrosu açıklandığında, takımda çok sayıda göçmen kökenli olması nedeniyle ırkçı sağ ayağa kalktı. Sağcı lider Le Pen, bunun Fransa’nın milli takımı olmadığını iddia etti. Ülke kamuoyunda da şüphe çok yaygındı. Çeyrek finalde İtalya’yı yenmesiyle Fransızların takıma inancı yükseldi. Senegalli Viera, Cezayirli Zidane, Karayipli Henry, Karembeu ve Diomède, Guadaluplu Thuram, Ermeni Boghossian ve diğer göçmen kökenli futbolcuların başarısıyla, kalan maçlarda tribünlerde Fransız bayrağı tezahüratı olan, ‘Mavi-Beyaz-Kırmızı’ yerini “Black-Blanc-Beur (siyah–beyaz-Arap)” aldı. Finalde dünya devi Brezilya’yı da 3-0 yenip kupayı kazanmalarından sonra Şanzelize’yi dolduran bir milyon Fransız ise, maçta iki gol atan Cezayir kökenli futbolcuya ‘Başkan Zidane’ tezahüratıyla yeni bir rol yakıştırıyordu. Göçmen futbolcuların başarısı Fransa’nın ruhunda bir devrime yol açtı. Öyle ki turnuvadan birkaç ay önce yüzde 17 oy alan Le Pen’in partisinin oy oranı bir yıl sonraki seçimde yüzde 5’e düşecekti.

Ancak rüyaya üç yıl sonra fanatizmin gölgesi düştü. 6 Ekim 2001 günü Fransa ve eski sömürgesi Cezayir, tarihlerinde ilk kez karşılaşıyordu. Amaç, bir ay önceki 11 Eylül saldırısının oluşturduğu anti-Müslüman atmosferi kırmaktı. Tam tersi oldu. Mağrip kökenli taraftarlar ‘Üsame Üsame’ diye bağırırken, Zidane’ın ayağına her top gelişinde Fransız fanatikler yuhaladı. Ve 76’ncı dakikada yüzlerce Cezayirli taraftar sahaya girdi. Bütün futbolcular soyunma odasına kaçarken, sadece Thuram kaldı ve yakasından yakaladığı bir Cezayirli gence, ‘Ne yaptığınızın farkında değilsiniz! Bu yaptığınız aleyhinize olanların ekmeğine yağ sürüyor’ diye kızdı. Haklıydı ama artık çok geçti. Birkaç gün sonra Le Pen, devlet başkanlığına adaylığını açıklamak için yer olarak bu stadı seçecek ve burada yaşananları ‘entegrasyon teorisinin çöküşü’ olarak ilan edecekti. Le Pen’in Ulusal Cephesi 2002 seçiminde oyların yüzde 17’sini kazandı. 2008’de çok kültürlülük rüyasının anıtı olan stat, üç yıl sonra aşırı sağın trampleni olmuştu. Ve maalesef en kötü günü bu da değildi.

TERÖR AYIRIR, FUTBOL BİRLEŞTİRİR 

13 Kasım 2015 günü, Fransa-Almanya dostluk maçı sırasında stat üç ayrı intihar bombacısının hedefi oldu. Aynı gün bütün Paris’e yayılacak terör dalgasında 130 kişi ölecekti. IŞİD’in, Avrupa’da Müslüman ve Hristiyanların birlikte yaşamasının en güçlü sembollerinden olan iki milli takımı ve bu stadı seçmesi tesadüf değildi. Bu ülkelerin ve takımların Müslüman oyuncularını, Müslüman oyuncuların da birlikte yaşamayı kucaklamaları, tıpkı aşırı sağ veya neo-nazi örgütler gibi IŞİD’in de en hazzetmediği şeydi. Hepsinin ortak yanı Müslümanların da Batı toplumlarının bir parçası olduğu fikrine şiddetle karşı çıkmalarıydı. IŞİD’in, ‘Stade de France’a üç bombacısını gönderdiğinde sahada Fransız takımında 5, Alman milli takımında ise 4 Müslüman futbolcu yer alıyordu. O gecenin kurbanlarından biri de Müslüman futbolcu Diarra’nın kuzeniydi. Fransız gazeteci Vincent Duluc BBC’ye yaptığı bir açıklamada, “Futbol bir arada harmoni içinde yaşamayı teşvik ettikçe, teröristler onu hedef olarak seçecek. Terör, toplumu parçalamayı hedefler. Futbolun amacı ise birleştirmek.” diyor.

Fransa, 1998’den sonra bir kez daha büyük bir futbol organizasyonuna ev sahipliği yapıyor ve bir kez daha milli takımının çoğunluğunu göçmenler oluşturuyor. Ve ülke ‘Stade de France’taki intihar bombasıyla başlayan Paris saldırısının politik etkisi altında. Le Pen’in artık kızı tarafından yönetilen partisi, 2017 Nisan ayındaki başkanlık seçimi öncesinde anketlerde ulaştığı yüzde 30 destekle ilk turda en çok oy alabilecek parti konumunda. Bu da Fransa milli takımının sırtına bir başka yük yüklüyor. Sadece kupa için değil Fransa’nın ruhu için de ter dökecekler. Fransa devletinin Euro 2016 için hazırladığı kampanya reklamlarından birinde her renkten Fransız’ın fotoğrafı yer alıyor ve altında ‘Bize bir rüya daha yaşatın. Buna ihtiyacımız var!’ deniyor.

Göçmen politikası ile aşırı sağın tepkisine hedef olan Alman şansölyesi Merkel de, Euro 2016’dan bir rüya bekliyor. Yarısı göçmenlerden kurulu Alman milli takımının başarısının, Almanya’daki göçmen karşıtı atmosferi kıracağını umut ediyor. Felemenkçe konuşan Flamanlar ile Fransızca konuşan Valonlar arasında bölünmenin eşiğine gelmiş ve üstüne IŞİD terör saldırılarıyla sarsılan Belçika’nın da birliği için bu rüyaya ihtiyacı var. Tarihlerinde ilk kez uluslararası bir turnuvada aynı anda yer alan kuzey ve güney İrlandalıların da…
Çok kültürlülüğü ve bir arada yaşamayı savunan her görüşten, dinden, sınıftan, kökenden Avrupalının da futbolun sunacağı rüyaya ihtiyacı var…

Sadece rakip takımlar değil, terör ve fanatizmin ayrıştırıcı hayaleti ile futbolun birleştirici gücü de önümüzdeki bir ay boyunca Fransa statlarında karşı karşıya gelecek.

Milli takımların üçte biri göçmen

30 yıl önce bu ay, 1986 Haziran’ında bambaşka bir dünya vardı. ‘Küreselleşme’ tabirinin yaygın kullanıma sokulmasının üzerinden çok geçmemişti. Bütün gözler Meksika’da başlayan dünya kupasındaydı. FIFA 1986’ya katılan takımların oyuncu listesine şöyle yüzeysel bir bakış, katılan her ülkenin kimliği ile ilgili peşin hükümleri pekiştirirdi. Fransa milli takımında Rocheteau, Le Roux, Platini, Portekiz milli takımının Pinto, Alman milli takımın da Rummenigge veya Schumacher, İrlanda takımında Quinn veya O’Neill, o ülkelerden beklenecek soyadlarıydı. Bulgar milli takımının bütün oyuncularının soyadı ‘ov’ ile bitiyordu. Polonya milli takım oyuncularının soyadları, W ve Z harfleriyle doluydu.

30 yıl sonra bu ay Avrupa’nın en iyi 24 milli takımı Fransa’da bir araya geldiğinde, futbol zevki sunmanın yanı sıra dünyanın ve Avrupa’nın bu 30 yılda nasıl değişim geçirdiğini de sergiliyor. Bu 24 milli takımda oynayan futbolcuların birçoğunun soyadı ülkesinin bilinen kimliğiyle örtüşmüyor. Avrupa’nın milli takımlarının üçte birini göçmen futbolcular oluşturuyor.
Örneğin Alman milli takım kadrosunda Emre Can, Mesut Özil, İlkay Gündoğan, Khedira, Gomez, Mustafi, Boateng, Podolski ve Leroy Sané göçmen kökenli.

Nüfusunun yüzde 24’ünü oluşturan göçmenlerle Avrupa’nın orantısal olarak en büyük göçmen ülkesi olan İsviçre milli takımında 14 oyuncu göçmen. 1980 ve 90’larda İsviçre’ye sığınan Arnavut-Kosovalı mültecilerin çocukları en kalabalık göçmen grubunu oluşturuyor. Turnuvanın en ilginç manzaralarından birine de bu neden oluyor. Zira İsviçre milli takımında 6 Arnavut kökenli yer alırken Arnavutluk milli takımında 10 futbolcu İsviçre vatandaşı Arnavut futbolcular.

Avusturya milli takımında Rubin Okotie’nin kökeni de, onu küresel çağın en sembolik futbolcularından biri yapıyor. Nijeryalı bir baba ve Avusturyalı bir annenin çocuğu olarak Pakistan’da doğmuş, Barcelona’da büyümüş. Avusturya’nın milli yıldızı David Alaba da Filipinli bir anne ile Nijeryalı bir babanın Viyana’da doğmuş oğulları. Tıpkı Okotie gibi üç kıtadaki üç ayrı ülkenin milli takımında oynama hakkına sahipti ama o da Avusturya’yı seçti.

Geçtiğimiz aylarda büyük terör saldırılarına hedef olan Belçika’nın milli takımı da Avrupa’nın en çoğulcu milli takımlarından biri. Milli takımdaki Belçika orijinli futbolcuların Flaman-Valon bölünmesinin dışında altı Kongo kökenli oyuncu bulunuyor. Takımda ayrıca bir Faslı, bir Kenyalı ve bir de Mali’li futbolcu da mevcut. Belçika’nın küresel renkleri Afrika ile sınırlı değil. Endonezya, Portekiz, Arnavut kökenli futbolcuları da var.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin