Avrupa’nın korkulu rüyası: Kutsal savaşçılar!

ÖZEL HABER | HASAN CÜCÜK

Önceki gün THY’nin İstanbul – Kopenhag uçağında farklı bir yolcu vardı. Bu isim Türkiye’nin iade etme kararı aldığı IŞİD’li Ahmad Salem El-Haj’dı. Danimarka vatandaşı olan Filistin asıllı El-Haj, uçak Kopenhag’a iner inmez gözaltına alındı. Türkiye, sözkonusu IŞİD’liyi iade etti ama Danimarka 2017’den beri zaten El-Haj’ın kendisine verilmesini istiyordu. IŞİD’lilerin vatandaşı oldukları ülkelere gönderilmeye başlanması beraberinde birçok tartışmayı da barındırıyor. Hem de en az 7-8 yıllık bir tartışmayı.

Amerika’daki 11 Eylül saldırılarının devamı niteliğindeki Madrid ve Londra’daki kanlı eylemlerden sonra Avrupa’nın teröre bakışında ciddi değişikler oldu. Terör denince daha önce akla ayrılıkçı gruplar geliyordu. Bu saldırılardan sonra ise ‘İslamcılar’ akla gelmeye başladı. İstihbarat örgütleri yıllık terör değerlendirmesinde ilk sıraya ‘İslamcı terörü’ yerleştirdi. Özellikle Pakistan, Filistin ve Afgan kökenlilere ait camiler istihbarat örgütlerince yakın takibe alındı. ABD, sürekli olarak Afganistan’da Taliban saflarında çok sayıda Avrupa’dan giden ‘kutsal savaşçıların’ olduğu bilgisini AB ülkeleriyle paylaştı. Hamburg’daki Taiba Camii’nin ‘kutsal savaşçıların’ Avrupa çapında toplanma merkezi olduğunu savunan ABD, 11 Eylül’ün önemli isimlerinden Muhammed Atta’nın söz konusu cami kökenli olduğunu belirterek Almanlardan caminin kapatılmasını istedi. Pakistan’da insansız hava aracının düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden 9 kişiden 8’inin Almanya kökenli olduğunun açıklanması, Almanlar tarafından şüpheyle karşılanmasına rağmen, gelen tazyiklerden dolayı adı geçen caminin kapısına Ağustos 2010’da kilit vuruldu.

Suriye’de Beşşar Esed’e karşı başlatılan iç savaşla birlikte yeniden ve güçlü bir şekilde ‘kutsal savaşçılar’ Avrupa’nın gündemine geldi. AB polis teşkilatı Europol’un hazırladığı rapora göre, net olmamakla birlikte 5-6 bin civarında Avrupalı ‘kutsal savaşçı’ Suriye’de Esed’e karşı savaşıyordu. Suriye’ye giden bu isimler ‘cihad turisti’ olarak tanımlanırken, dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague, “Bu insanların Suriye’ye gitmesi herhangi bir tehdit oluşturmuyor. Şayet ölmez de geri dönerlerse güvenliğimiz ciddi tehlikede.” açıklamasını yaptı. Ölürlerse sorun yok, ya dönderlerse… İşte Hague’ye göre bu bir facia demek. Çünkü silahlı eğitim alıp radikalleşen bu isimler ‘kutsal savaşı’ Avrupa topraklarına taşımış olacak. Europol Direktörü Rob Wainwright, Esed’e karşı mücadeleyi ‘terörist faaliyet’ olarak gördüklerini “Bu insanlar Avrupa’ya geri döndüğünde terörist faaliyetlerine devam edecek.” açıklamasıyla teyit ediyordu. Hollanda, Suriye’den dönecek ‘kutsal savaşçılara’ karşı teyakkuza geçip güvenlik alarmı veren ülkeler arasında yer alıyordu. Hollanda Anti-terör Şefi Dick Schoof, “Cihad turistleri geriye aşırı radikal olarak dönüyor. Bu Hollanda için çok ciddi tehlikedir.” diyordu.

Rejim karşıtlarının Beşşar Esed’e verdiği mücadeleyi destekleyen Fransa, Suriye’ye giden Fransız vatandaşlarını ‘terörist gruplar’ için mücadele veren isimler olarak tanımlıyordu. Şayet bu isimler ‘ölmeden’ dönerse ‘Fransa’nın düşmanları’ olarak tanımlanacağını dönemin İçişleri Bakanı Manuel Valls açıklıyordu. Fransız bakana göre, bu kişiler sadece Fransa değil, diğer Avrupa ülkeleri için de “potansiyel tehdit”.

Avrupa kamuoyu Suriye’de savaşan ‘kutsal savaşçılarla’ baskı altında tutulurken, rakamlar konusunda net bilgiler bir türlü ortaya çıkmıyordu. Avrupalı ve İsrail kaynaklarına göre, Suriye’de Avrupa menşeli bin kadar ‘kutsal savaşçı’ bulunuyor. Teyit edilemeyen rakam olarak ise 5-6 bin kişi telaffuz ediliyordu. Mesela, Alman istihbaratına göre ülkede ‘İslam davasına’ yardım eden kişi sayısı 36 bin olarak tespit edilirken, 200 ‘kutsal savaşçı’ bulunuyor. Belçika’da bu rakam 80, Danimarka’da 45, Fransa’da ‘en az 50’ olarak açıklanıyordu.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Egmont, geçtiğimiz haftalarda Irak ve Suriye’de IŞİD saflarında 2011’den bu yana savaşan Avrupalı sayısını 5 bin 300 olarak açıkladı. Bu isimlerden üçte biri zaman içinde Avrupa’ya dönerken, üçte biri ise hayatını kaybetti. Dönenlerin büyük kısmını pişmanlar oluşturdu. Geriye üçte birlik bir kesim kaldı. Bunlardan kaçı tutuklandı, kaçı normal hayata karışıp izini kaybettirdi net değil. Avrupa’ya dönen IŞİD’lilerin 2015-2016’da Nice, Berlin, Stockholm gibi şehirlerde düzenlenen terör eylemlerinin faali olmasından dolayı IŞİD’lilar ’istenmeyen kişi’ konumuna geldi.

Avrupa’da doğup bu ülkelerin vatandaşı olan ‘kutsal savaşçılar’, Suriye’de geçirdikleri sürede sadece savaşmadılar. Evlenip, aile kurdular çocukları oldu. Bir kısmı hayatını kaybetti, geriye eşi ve çocukları kaldı. Bu yeni bir durumda. IŞİD’e katılanlar vatandaşlıktan çıkartmak kolaydı. Ama ya çocuklar? Bu çocukların Suriye’de kalması – özellikle babası ölenlerin- yarının potansiyel teröristi olmaları demekti. Kamuoyu bu konuda ikiye bölünmüş durumdaydı. Bir kısmı çocukların getirilmesini savunurken, karşı çıkanlar da vardı. Hükümetler ise bekle ve gör politkasını belirledi. Türkiye’nin gözaltına aldığı Avrupa vatandaşı IŞİD’liler için iade talebinde bulundu. Bu kişilerin karıştıkları terörist faaliyetlerden dolayı vatandaşı oldukları ülkede yargıya hesap vermesi isteniyordu.

Avrupa’nın korkusu ‘kutsal savaşçıların’ ölmeden dönmesiydi. Suriye’de rejimi değiştirmiş, yıllarca savaş tecrübesine sahip bu isimlerin bir yolunu bulup Avrupa’ya gelmesi facia demekti. Ne rejimi değiştirebildiler ne de Avrupa’ya dönebildiler. Ancak gözaltına alınıp, güvenlik önlemleri altında Avrupa’ya ulaşıyorlar. Tabi gelir gelmez de tutuklanıyorlar. Türkiye’de hapishanelerde yaklaşık 1200 IŞİD’li bulunuyor. 9 Ekim’de başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’nda ise 287 IŞİD mensubunun gözaltına alındığı duyuruldu. Bu kişilerin kaçının Avrupa ülkeleri vatandaşı olduğu net belli değil.

Türkiye’nin Avrupa vatandaşı IŞİD’lileri göndermesinin altında yatan sebep, bu ülkelerin Suriye’nin kuzey doğusuna gerçekletirilen Barış Pınarı Operasyonu’na sert tepki vermesidir. Yoksa niyeti teröristleri iade etmek olsaydı, Danimarka’nın iki yıldır istediği Ahmad Salem El-Haj’ı çoktan gönderirdi. Türkiye tıpkı mülteciler konusunda olduğu gibi IŞİD’lileri de bir şantaj aracı kullanmaktan geri kalmıyor. Bu durum Erdoğan’ın batıda yerleşen ‘diktatör’ imajını daha da güçlendirdi. Avrupa ülkeleri, iade edilecek isimlerle ilgili tedbirini zaten almıştı. Bu durum aynı zamanda Erdoğan’ın elindendeki bir şantaj kozununda ortadan kalmasını sağladı.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin