Ahmet Altan’laşmak

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Ahmet Altan serbest bırakıldıktan sonraki birkaç gün, onunla ilgili bir yazı yazıp yazmama konusunda tereddüt yaşadım. Doğrusunu söylemek gerekirse, serbest bırakıldıktan sonra yeniden tutuklarlar mı diye düşündüm, ama toz kondurmak istemedim. Çıktığına o kadar çok sevinmiştim ki, olumsuz bir senaryoyu dillendirmenin bile uğursuzluk getireceğini düşündüm, “totem yapıp” konuyu es geçmeye karar verdim.

Dün sosyal medyada Ahmet Altan için tutuklama kararı alındığı paylaşıldı. Sahibinin sesi malum propaganda aygıtları, başta Oda TV ve Sabah, Ahmet Altan’la ilgili “son dakika gelişmesini” ballandırarak duyurdu. Bu arada Ahmet Altan’ın avukatı mahkemeden kararı alamıyor, ama nasıl oluyorsa rejimin propaganda paçavraları daha önceki olaylarda da görüldüğü üzere bu kritik bilgileri elde ediyorlar. Ben bu haberlerin spekülasyon olduğunu umut ettim. Yazıyı beklettim. Gelişmelerin ne olacağını görmek istedim.

Esasında başlı başına bu tutum bile Türkiye’nin nasıl bir ülke haline gemli olduğunu göstermiyor mu? Yarını bırakın, birkaç saat sonra ne olacağı bile belli olmayan bir ülkenin vatandaşları güvende olabilir mi? Mesele sadece rejimin otoriterleşmesi veya güçler ayrılığının fiilen sona ermiş olması değil. Tümüyle öngörülemez bir rejimden bahsediyoruz. İşin tuhafı, bu rejim içeride de dışarıda da kanıksandı. Ahmet Altan ve onun gibi on binlerce düşünce suçlusu, sadece lanet olası ceberut bir rejimce mağdur edilmiyor. Taraf gazetesinin genel yayın yönetmeni ve yazarı olmasından dolayı, bazı toplumsal kesimlerin bir tür intikam şehvetiyle bırakın alkışı, tempo tuttuğu bir kampanya veya yargı sirki ortamında gözaltına alınmıştı, sonra tutuklandı, üç yıl Silivri’de rehin tutuldu. Sonra bir gece ansızın “salıverildi”. Dışarıya çıktığında karşılarında dimdik, onurlu, şahsiyetli bir Ahmet Altan görünce malum çevreler endişelendi ve linç kampanyası sil baştan yeniden başlatıldı. Ergenekon “mağdurları” üzerinden girdiler, “Atakürt” yazısına, oradan “liboşluk” ve “FETÖ” bağlantılarına, derken 17 Aralık’taki tutumuna, ellerinde bel altına vuracak manipülatif ne kadar malzeme varsa ortaya saçtılar. Türkiye’nin aydın onuru denilince akla ilk gelen ismi olan Ahmet Altan’ın tırnağı olamayacak bazı “gazeteciler” sahiplerinin hoşuna gidecek – veya onlar tarafından dikte edilen – yazılar döşendiler.

Tekrar gözaltına alınan Ahmet Altan, polis arabasından sevenlerine böyle gülümsedi.

Derken Ahmet Altan bir anda yeniden tutuklandı. Polis arabasında gülümseyerek otoriter rejime kafa tutsa da, hapishaneye, 21. yüzyılın Türkiye Gulag’ı olan Silivri’deki diğer binlerce düşünce suçlusunun arasına gönderildi. Rejimin gücüne çıkınca kaleme aldığı yazısında değinmemiş miydi? Kendisini hapse atmaları kadar hapisten çıkartmalarının da bir güç gösterisi olduğunu bize anlatmadı mı? Sistemin Ahmet Altan’dan bu kadar nefret etmesinin nedeni belki de onun bu sistemin yapı sökümünü bu kadar anlaşılır biçimde yapıyor olmasıdır, kim bilir! Çünkü Ahmet Altan, görünürdeki güçsüzlüğümüzün esasında moral üstünlüğümüzden gelen esas gücü kamufle ettiğini veya gölgede bıraktığını gösteriyor bize. Moral üstünlük! Haklı olmanın verdiği muazzam kudret! Bu, Ahmet Altan’da olduğu kadar sizde de yok mu?

Bu yazıda biraz daha ileri giderek şunu iddia etmek istiyorum. Hepiniz birer Ahmet Altan’sınız! Haksızlığa uğrayan herkesin içinde bir Ahmet Altan gizli! Omurganızı göremediğiniz gibi, Ahmet Altan’ınızı da göremiyorsunuz, ama onu göremiyor olmanız ona sahip olmadığınız anlamına gelmiyor. Tıpkı sizin dik durmanızı sağlayan omurganız gibi, Ahmet Altan da size uzaklardan fısıldıyor: “Eğilme!”

İşini kaybeden, gittiği üniversite veya para yatırdığı banka yüzünden kara listeye alınan, hapse tıkılan, işkencede ölen, iki çocuğu arasında seçim yapmaya zorlanan, itilip kanılan, hakaretlere maruz bırakılan, tecavüz edilen, pasaportuna veya evine el konan, SGK kaydına şerh düşülen, aklınıza gelen kim varsa, evet, hepiz birer Ahmet Altan’sınız aslında! Ahmet Altan’laşmak korkmamak, yürekli olmak, dik durmak, karşısındakinin ezerken haz almasına direnmek, mutlak iktidara meydan okumak, düşüncenin hürriyetini fiziki özgürlüğün bedeli olan suskunluğa tercih etmek, Ahmet Altan! Ahmet Altan’laşmak! Ahmet Altan gibi olmak! Onun gibi sormak, sorgulamak. Onun gibi ilkeli olmak! Silkelerken onun gibi silkelemek, güçsüzken onun gibi güçlenmek, onun gibi güç devşirebilmek gücün tükenişinden! Onun gibi umudunu umutsuzlukta yeşertmeyi bilmek, onun gibi dimdik kızına özgürlüğün yazılarını okuyabilmek! Ahmet Altan’ız, Ahmet Altan’sınız! Ahmet Altan’sın kardeşim, Ahmet Altan olmalısın. Ahmet Altan’laşmalısın.

Ahmet Altan, Göztepe’deki evinde tekrar gözaltına alındı.

Sesi olmayanlarız, sesi olmayanlarsınız! Ama biliyor musunuz ki tek değiliz! Tam beş yüz bin kişi kara listelere alındı, alçak rejim tarafından “işlemden geçirildi”! Yüz binlerce insan tutuklandı. Yüz binlercesi işini kaybetti, bir gecede. Yüz binlerce insanın emeklilik primleri, sosyal güvenceleri, maaşları, birikmiş yıllık izinleri, elde ne varsa bir gecede gitti! Aile bireyleri takibata alındı, aşağılandı. Küçücük çocukların ve eşleri bile pasaportları iptal edildi. Yargıçları ve savcıları görevden aldılar, sonra zindana attılar. Hastalara doktor ve ilacı çok gördüler. İşkence hanelerde alçakça onurlarını kırdılar, yetmedi makatlarına cisim sokarak bağırsaklarını patlattıkları tutsakların cansız bedenlerini “hainler mezarlıklarına” gömdüler. İşte bunlardan dolayı Ahmet Altan’laşmak üzerimize düşen en önemli görev. Ahmet Altan bizim gibi bu alçak hukuksuz rejimin bir mağduru. Başka bir şey değil. Ama mağduriyetini, rejimi yargılarken üstlendiği savcı rolüyle onurlandırıyor. Yargılanan değil, yargılayan oluyor. Ahmet Altan, bu rejimin en güçlü olduğu noktada, bu rejimin esas zafiyetini hepimize gösteriyor. Sesi olmayanların sesi olurken, cesaretin ve doğruluğun, şahsiyetin ve birey olmanın, en önemlisi de ilkelerden gelen müthiş ve yıkılmaz kudretin görünmez kalkanını etrafımıza sarıyor. Ahmet Altan’laşsak keşke hepimiz. Ahmet Altan’laşabilsek! Onun gibi bedeli susmak olan sanal özgürlükleri reddedebilsek! Güçsüzlüğümüzden dolayı kendimize ve başkalarına acımayı bırakıp, dik duruşun destanını yazabilsek.

Sizi işinizden atabilirler. Sizi kara listeye alabilirler. Sizi hapse atabilirler. Size işkence edebilirler. Sizi ezmeye, itibarsızlaştırmaya, yıkmaya çalışabilirler. Fakat sizden moral üstünlüğünüzü alamazlar. Masumiyetinizden gelen o güçlü duyguyu öldüremezler. Hırsızın, yolsuzun, üçkâğıtçının gücüyle dürüst, temiz, onurlu olabilmesi mümkün olmadığı gibi, onurlunun, şahsiyetlinin, etik bakımdan üstün olanın da kirletilmesi, itibarsızlaştırılması, onursuzlaştırılması mümkün değildir çünkü! Ahmet Altan işte var oluşuyla, polis arabasından gülümseyişiyle, flüt çalan Salman’ı yazışıyla, kızına içeriden seslenip, sonra ona yazdığı yazıyı gururla okuyuşuyla, sevenlerini candan kucaklayışıyla, kendini ezdirmeyişiyle, şahsiyetinden taviz vermeyişiyle, bize her gün ayrı bir ders veriyor. Anadolu’da insan olmayı yeniden öğrenecekse eğer Türkiye toplumu bir gün, işe en önce Ahmet Altan’laşmaya çalışmakla başlamalı! Çocuklarımızı Ahmet Altan’laştırmak! Ahmet oğlum, Altan Kızım benim diyerek, onun onurlu izini daha da belirgin kılmak! Kendimizi Ahmet Altan’laşarak arındırmak!

Çok üzülüyorum içeridesin diye yine, bil! Ama inan zerre kadar acımıyorum sana, inan! Çünkü sen var ya sen! Dik duruşunla, izansıza karşı alaycı tebessümünle, orantısızca kullandığın kıvrak zekân ve tüm Silivri’yi ve milyonlarca mağduru kapsayan kocaman kalbinle, herkese, hepimize, haksızlığa ve zulme direnmenin ne olduğunu gösterdin.

4 YORUMLAR

  1. böyle güçlü görünmek için çok Sabır çiğnemek lazım..Allah Tatlılaştırsın… fakat zor içeride olmak..Acımak… Resullah Ahmet Altan gibi direnenlerin en önde gideni fakat o da bir yere kadar.. Omzunu Kalasa Yasladığında TAHTA bile Ağladı Özü Ağaca Yaşlandı BîBî Damla… Acı zaten kendisi kendini Dîndiren..Kendi Kokusuna gelen Emînem…~

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin