Bizim askerleri kim vurmuştu?

YORUM | BARBAROS J. KARTAL

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Karlov’un öldürülmesinin yıl dönümünde cinayetle ilgili yeniden bir kara propagandanın düğmesine basıldığı görülüyor. Rusların katilin bilgisayarının hard diskini çözdüğü ve içinden Cemaat’le ilgili bir takım belgeler bulunduğu haberleri ve savcılığın havuz medyasına servis ettiği bilgileri yan yana getirdiğimizde yine oldukça amatör ve komik bir kurgu ile karşılaşıyoruz.

  • Öncelikle her şeyden evvel altının kalın kalın çizilmesi gereken bir durum var: Cinayeti çözmek ve aydınlatmak isteyen devlet katili sağ olarak ele geçirirdi. Ve buna dair her türlü imkan mevcuttu. Katilin sağ olarak yakalanmaması büyük bir skandaldır. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cinayet mahalline gelerek operasyonu bizzat yönetmiş olması bütün sorumluluğun siyasi iradede olduğunu göstermektedir. Diğer bir ifade ile hükümet, katili öldürerek olası tespit edilecek bağlantıları ve bilgileri kendi eliyle yok etmiştir.

Katilin koridorlarda dolaştığı, camdan baktığı ve etkinlik salonunda rahatlıkla hareket ettiği kameralara yansımıştı. Katilin büyükelçiden başka kimseyi hedef almamış olması ve intihar etmek gibi bir girişiminin olmamasına rağmen gerek bayıltıcı gaz, plastik mermi, ya da öldürücü olmayan yerlerinden hedef alınarak etkisiz hale getirmek gibi sıradan bir vatandaşın bile aklına gelen tedbirlerin uygulan(a)mamış olması esas araştırılması gereken bir durumdur. Katilin sağ ele geçirilmesine engel olan herkes potansiyel bu davanın şüphelisi olmalıdır.

  • Olayın hemen ardından daha büyükelçinin naaşı yerden kaldırılmadan servise sokulan haberlerin tekrar hatırlanması gerekiyor. Katilin 15 Temmuz’da Today’s Zaman Ankara Temsilcisi Abdullah Bozkurt’un evinde kaldığı iddia edilmişti. Büyük bir yalan olduğu bir saat içinde belgeleri ile ortaya çıkan bu kadar adrese teslim bir iftiranın kimin aklına geldiği, nasıl bir anda yayıldığı, sahte belgenin nasıl hazırlandığı henüz aydınlatılamadı ancak MİT’in bu konuda olağan şüpheli olduğunu kullanılan elemanların cinsinden tahmin etmek mümkün. Bu haberin yalan olduğu ortaya çıkmasına rağmen ısrarla kullanılmaya devam edilmesi her şeyi özetliyor. [link]

Gülen’in avukatından Rus elçi cinayetiyle ilgili açıklama: Sahte delil üretmeyi bırakın, asıl katilleri bulun… [link]


Katilin Cemaat’e ait bir dershaneye gitmemesine rağmen,-ki gitmiş olması de pek tabii mümkündü-, gittiği yönünde haberler yapılması bir merkezin olayın hemen ardından devreye girdiğini gösteriyor. Abdülkadir Selvi ve Nedim Şener gibi haber elemanlarının o günlerde yazdıkları gösteriyor ki bu cinayetin cemaate fatura edilmesi için katilin tetiği çekmesini hazır olda bekleyen bir birim varmış.

  • Savcılığın aktardığı bilgilere göre katil özel olarak yetiştirilmiş ve bir süre önce Cemaat ile bağlantısını keserek izlerini kaybettirmiş.
  • Yine savcılığın aktardığı bilgilere göre bu kadar profesyonel davranan ve arkasında delil bırakmamaya özen gösteren katil cinayetten kısa bir süre önce gidip kendisine akıllı bir telefon almış. Bir polis olan şahsın internete bağlanan telefonun bir şekilde güvenlik açısından bir tehlike arz ettiğini bilmeme ihtimali yok.
  • Bu da yetmemiş akıllı telefonunun yedekleme kısmını açmış ve telefonu düzenli olarak kendisini yedeklemeye başlamış. Bunu yanlışlıkla yapma ihtimali yok, çünkü telefonun kurulumunda bu özelliği siz aktive ediyorsunuz.
  • Havuz medyasının aktardığı en komik bilgi de şu. Katilin irtibatlı olduğu dört azmettiriciden birisi tespit edilmiş ve bu kişi şu an cezaevinde bulunuyormuş. Sıkı durun arkasından gelen bilgi şu: Savcılık tahliye ihtimaline karşı bu şahıs hakkında yakalama kararı çıkartmış. Eğer şu an hapiste olan bir kişi başka bir dosyanın şüphelisi ise bu dosyadan da tutuklanması için girişimde bulunursunuz. Tahliye olsa bile hakkında açılan başka bir dosyadan dolayı tutuklu olduğu için asla tahliye olamaz. Eğer şunu diyorsanız, tutuklama kararı ile mahkemeye çıktığı halde bu dosyadan dolayı tutuklanmadı ise ki bu ihtimal zayıf,  o zaman dosya ile ilgisi olmayan birisini neden haber ile ilintilendiriyorsunuz.
  • Olaya fantastik ayrıntılar katmayı seven savcı, katil son gün ne yapmışsa aynısı yapmış. Haberlere göre katilin yattığı yatakta bile yatmış. Davayı bu kadar içselleştiren savcının radikal örgütlerle ve bazı ülkelerle ilgili bir hiçbir bağlantıya ulaşamaması acaba içselleştirmede biraz ileri gitmiş olmasından kaynaklı olabilir mi?
  • Katilin dört basamaklı telefon şifresini çözemeyen Emniyet’in ve güvenlik birimlerinin her gün çarşaf çarşaf yayınladıkları başka şahısların telefonundan şunlar çıktı bunlar çıktı haberlerinin ne olduğuna artık siz karar verin.
  • Katilin gmail e-posta hesabının deneme yanılma yöntemi ile çözüldüğünü aktarıyor savcılık. Yani şifreyi unuttum bilgisinden sonra sorulan güvenlik soruları vasıtasıyla çözülmüş. Bunun olma ihtimali yok değil eğer birisi bu kadar basit bir güvenlik önlemi almışsa profesyonel olma ihtimali çok zayıf. Ben açıkçası mailin bu şekilde çözüldüğünü sanmıyorum.
  • Cinayetten sonra birileri katilin hesaplarına ve bazı dijital bilgilerine ulaşıp bilgileri silmek gibi bir işlem gerçekleştirdi ise ki buna bilgi yüklemek gibi bir ihtimal ile birlikte değerlendirmek gerekir. Hiçbir yapı, bu işi olacağını bildiği bir cinayet sonrasına bırakmaz. Belli ki silmek kadar  eklemek için de birileri girmeye çalışmış.
  • Savcılığın Emre Uslu’yu dahi işin içine dahil etmesi gösteriyor ki ellerinde Cemaat’e yönelik herhangi bir delil yok.

Rusya’nın cinayetin ayrıntılarından ziyade kendi lehine gelişen sonuçları ile daha fazla ilgili olduğu anlaşılıyor. Zaman zaman Erdoğan hükümetinin hoşuna gidecek manipülasyonlara izin verdiği ama gerçekte cinayetle ilgili olarak hükümetin resmettiği gibi bir fikre sahip olmadığı anlaşılıyor. Radikal dincilerle ve 15 Temmuz ile ilgili ilişkisini bildikleri Erdoğan’ı çok güzel kullanmaya devam ediyorlar. ABD emperyalizmine karşı slogan atan İslamcıların gün gün Rusya’nın kucağına nasıl oturduğumuz ile ilgili bir şikayetleri yok nedense.

Ruslar öldürülen büyükelçileri ile bu kadar ilgili iken 24 Kasım 2016 günü, bu tarihten bir yıl önce düşürülen Rus uçağının aynı gün yıl dönümünde Suriye’de bulunan askeri birliğimize uçaklarla yapılan saldırıyı kimin yaptığı ile ilgili bir araştırma da biz yapıyor muyuz? Bir yıl önce Numan Kurtulmuş elimizde belgeler var yakında açıklama yapacağız demişti. Yoksa Rusya’nın vurduğu bilgisinden sonra her şey rafa mı kalktı? 3 Mehmetçiğin Rusya’nın büyükelçisi kadar değeri yok biliyoruz da yine de ruhlarına saygı gereği hatırlamış olalım.


‘Erdoğan’ın Devrim Muhafızları’ Sadat’ın kodları

Karlov’u öldüren Altıntaş’ın ablası: Madem herkes alındı, o göreve nasıl devam etti?

El Kaide yanlısı Tahrir Şam örgütü, Nureddin Yıldız’ın kitabını önerdi

Büyükelçi Karlov’un katili polis, Nurettin Yıldız’ın sohbetlerine gidiyormuş

Fethullah Gülen’den AP’ye açıklama: Karlov’a yapılan terördür, telin ediyorum… [VİDEO]

AKP’nin ‘Yıldız’ Hocası [Faik Can yazdı]

Suikasti ‘Hizmet Hareketine’ yıkmak istiyorlar ama iPhone’nun bataryasının sökülemeyeceğini açıklayamıyorlar!

Erdoğan’a uluslararası suç üstü! [Analiz: Erman Yalaz]

Rus büyükelçi suikastinden El Kaide görüşmelerine uzanan kilit fotoğraf

TRT, Rus konsolosa suikast sahnesinin olduğu dizinin videolarını internetten tek tek siliyor

TRT’nin dizisinde de büyükelçi suikasti canlandırılmış, ne olacak şimdi? [Haber-Yorum]

Katil polisin ev arkadaşları AKP çevresinde!

El Nusra: AKP’nin ‘iyi çocukları’ [Haber Analiz: Erman Yalaz]

Abdullah Bozkurt, Tr724’e yazdı: Gerçekleri yazdığım için hedefe kondum

Fethullah Gülen’den avukatları aracılığıyla ikinci açıklama: Kara propaganda ve iftiraları şiddetle reddediyoruz

Trump, büyükelçinin katilini tanımladı: Radikal İslamcı bir terörist

Kim bu saldırgan?

Suikast, Cemaat, Yandaş Medya [Barbaros J. Kartal]

‘O katil canlı yakalanabilirdi, 24 tane olsun mermisi, bırakacaksın yorulsun’

Fethullah Gülen: Menfur terörist saldırıyı şiddetle lanetliyorum

3 YORUMLAR

  1. Değerli Dostlar

    Söz konusu harddisk ve genel olarak Karlov suikastı hakkındaki çelişkileri ve son durumu aşağıda 11 başlık altında analiz ettim ve son bölümde genel bir değerlendirme yaptım. İstifadenize sunuyorum.

    Rus Büyükelçi Karlov cinayetinin gerçekleştiği 19 Aralık 2016 tarihinden tam 1 yıl sonra pandoranın kutusu yeniden açıldı ve katile ait bir harddiskte ‘F.TÖ’ bağlantısını gösteren silinmiş dosyaların Ruslar tarafından geri kazanıldığı belirtildi.

    İlginç olan ise söz konusu harddisk, Ruslara verilmeden önce Türk polisi tarafından incelenmiş ve bir şey bulunamamış. İddiaya göre Ruslar farklı bir yöntem kullanmış. Bu haber tüm havuz gazetelerimde hemen hemen aynı cümlelerle verilmiş. Ben haber7com’un 19 Aralık 2017 tarihli haberinden küçük bir alıntı yaptım:

    “Fetullah Gülen” ibareli 2 dosya, “Hizmet” ibareli 690 dosya, “FETÖ” ibareli 4 dosya, “Nur Cemaati” ibareli 1 adet dosyanın silindiğini tespit etti. Rus heyeti, silinen dosyalar içinde “El –Kaide”, “El – Nusra” ve “DEAŞ” kelimelerini arattı. Ancak silinen dosyalar içinde bu adlarda herhangi bir dosyaya ulaşılmadı.

    Yine aynı haberlere göre, Rus heyeti 18 Aralık 2017 tarihinde Ankara C. Başsavcılığı’nda görüşmelerde bulunmuş, soruşturma savcısı, Altıntaş’ın bağlı olduğu bir zümre başkanı olduğunu tespit etmiş. (Ancak bu bilginin hardisk’ten çıkıp çıkmadığı belirtilmemiş.) Haberde ayrıca savcının; ‘Suikastı F.TÖ yaptı ama katil El-Kaide ile irtibatlıymış gibi gösterilerek hedef saptırılmaya çalışılıyor’ şeklindeki ‘yüksek’ tespitlerine de yer verilmiş.

    1- Harddiskten ilk kez bahsediliyor
    Geçen yıl, olaydan sonraki süreçte yapılan çok sayıdaki haberi taradım. Altıntaş’ın evinde ve otelde ele geçirilen kitaplarla, cep telefonuyla ve ev arkadaşının laptopuyla ilgili çok sayıda bilgi ve habere rastladım ama bunların hiçbirinde Altıntaş’a ait bir harddiskten bahsedildiğiini görmedim.

    2- Türk siber polisleri hardiskte bir şey bulamamış
    Yapılan habelerlere göre Türk polisi harddiski inceleyip hiçbir şey bulamayıp Ruslara teslim ediyor ama nasıl oluyorsa Ruslar tam 1 yıl sonra harddisk içinde ‘adrese teslim’ bilgiler elde ediyor. Ancak, Türkiye’de Emniyete bağlı Siber Suçlar Daire Başkanlığı özellikle 2011 yılından bu yana çok sofistike cihazlara sahip. Eğer o harddiskte (eğer gerçekten harddisk varsa) geri getirilecek bir veri olsaydı Türkiye’de bu geri getirilebilirdi.

    Veya Altıntaş üst düzey bir hacker seviyesinde bilişim bilgisine sahipti ve dosyaları öyle bir sildi ki Türk Polisi bir şey bulmadı, Rus Polisi de ancak 1 yıl sonra birşeyler bulabildi!

    3- Kendini El-Nusracı gibi göstererek hedef saptırdığı iddia edilen katil neden böyle bir harddisk bulundurur?
    Altıntaş’ın El-Nusra ile olan güçlü bağlantısını gösteren olgular ortaya çıktıkça havuz medyası hep bir ağızdan, ‘Altıntaş aslında F.TÖCÜ ama hedef saptırmak için El-Nusracı gibi davranmış’ şeklinde haberler yaptı. O halde şu soruyu sormak gerekiyor: Madem ki Altıntaş kendini El-Nusracı gibi göstermek için onca çaba sarf etmiş de neden içinde kendini ‘F.TÖCÜ’ ilan etmeye yetecek (silinmiş) bilgiler olan bir harddiski imha etmeyip muhafaza etmiş? Gelip bulsunlar diye mi?

    4- Harddisk için veri bütünlüğü sağlanmış mı?
    Varsayalım ki harddiskle ilgili iddialar doğru olsun, yani tüm absürdlükleri görmezden gelip harddiskte cemaatle ilgili silinmiş dosyalar olduğunu kabul edelim. Bu durumda şunların tespiti gerekir: Altıntaş o harddiski ne zamandan beri kullanmış? ilk sahibi kendisi mi? içinde başka hangi dosyalar var? Ruslara teslim edilmeden önce HASH değeri alınmış mı? söz konusu dosyalar ne zaman ve hangi adı taşıyan bilgisayar kullanılarak harddiske eklenmiş? Bu soruların cevabının olayın tarafı olmayan bağımsız bir bilişim laboratuvarı tarafından verilmedikçe bununla ilgili iddialar bir anlam ifade etmez.

    5- Bulguları karşı karşıya koyalım
    Yine harddiskle ilgili iddianın doğru olduğunu varsayarak devam edelim ve suikast konusunda Cemaati işaret eden bulgularla El Nusra’yı işaret eden bulguları terazinin karşılıklı kefelerine koyup hangi tarafın ağır bastığına bakalım,

    Terazinin Cemaat kefesine; söz konusu ‘gizemli’ harddiskte bulunan verileri ve katilin bir avukatla birlikte kaldığı evinde ele geçtiği iddia edilen Gülen’in kitabını (hala hangi kitap olduğu açıklanmadı) koyalım. Katilin Cemaat dersanesine gittiği, iş adamından burs aldığı, telefonunda bylock çıktığı vb. tüm iddiaların tümünün aksi ispatlandığı için onları buraya eklemiyorum.

    Terazinin El-Nusra (veya türdaşları) kefesine de; Altıntaş’ın suikastten hemen sonra işaret parmağını havaya kaldırarak Arapça El- Nusra marşını okuması, Halep’i unutmayın demesi, kaldığı otel odasında El-Kaide kitapları ve kendi el yazısıyla yazdığı cihat notlarının bulunması, evinde El-Kaide kitaplarınn bulunası, Ev arkadaşı S.Ö ile birlikte Nurettin Yıldız’ın sohbetlerine katılması, twitter da Murad Oduncu adlı selefi bir şahısla mesajlaşması, kız arkadaşının çarşaflı olması (bunu ablası Hürriyet röportajında söylüyor) gibi husuları koyalım.

    Terazinin hangi kefesinin ağır bastığı çok açık. Üstelik bu bulguların tümünün suçu Cemaate yıkmak için çırpınan kolluk, yargı ve medyaya rağmen bulunduğunu da hatırda tutalım. Eğer tarafsız bir soruşturma yapılsaydı eminim ki Altıntaş’ın cihatçı örgüt bağlantılarına ilişkin çok sayıda isim deşifre olacaktı.

    6- Harddisk’e ilişkin son havuz yalanlarından biri

    Bu son harddisk haberleriyle birlikte haber7com’da ve diğer havuz sitelerinde servis edilen ve yalan olduğu açıkça anlaşılan başka bilgiler de var. Kısa bir alıntı yaptım :

    ‘Soruşturma kapsamında Altıntaş’ın telefonundaki icloud hesabına erişilmişti. İcloud hesabı üzerinde Altıntaş’ın yaptığı WhatsApp yazışmaları da bulundu. Suikast esnasında EL Kaide lehine slogan atmasına rağmen Altıntaş’ın cinayetten bir hafta önce ‘Sosyal doku’ isimli WhatsApp grubuna, “El–Kaide lideri eylem çağrısı yaptı. El–Kaide tehlikeli bir örgüt” şeklinde mesaj paylaştığı iddia edildi.’

    Bu haber, Altıntaş’ın El-Kaide’yi tehlikeli bulduğu ve dolayısıyla onun El-Kaideci veya El-Nusra’cı olmadığı algısını oluşturmak için yapılmış ve tamamen yalan. Çünkü henüz Altıntaş’ın telefonunun şifresi kırılamadı. Hatta bugünkü gazete manşetlerinde ‘Erdoğan talimat verdi katilin telefonunun şifresini hintliler kıracak’ şeklinde haberler yer aldı.
    Bu ve benzeri yalan haberler, baştan beri yapıldı ve yapılmaya da devam edilecek, çünkü gerçekler onların iddialarının tam tersini gösteriyor.

    7 – Altıntaş neden yarım gün için otele yerleşiyor?

    Altıntaş o dönem Ankara’da görevli ve Keçiören’in Kalaba semtinde kalıyor. O gün istirahat izninde. Olay günü 11:45’te bir taksiye binerek Büyükelçi’nin geleceği ÇSM’nin yakındaki bir otelde 214 nolu odayı tutuyor ve küçük bir valizle birlikte odaya çıkıyor. O gün aldığı takım elbiseyi burada giyip odadan ayrılıyor.

    Ankara’da oturan birinin 6-7 saat için oda tutup bir otelde kalması nasıl açıklanabilir? Otelde birileriyle görüşüp eylem kararına son şeklini verme ihtimali üzerinde durulabilir ancak güvenlik kameralarıyla dolu bir otel bunun için uygun bir yer değil. Zaten polis otelde kalan 1000 kişi hakkında inceleme yaptı ve herhangi bir şey bulamadı denildi. Gerçi, ilk aşamadan itibaren suikasti Cemaate yıkma emriyle hareket eden polisin o oteldeki bazı kişileri görmezden gelmiş olabileceği ihtimalini de hatırda tutmak gerekir.

    Diğer ihtimal de, Altıntaş kendisi açısından bir nevi intihar anlamına bu suikast kararını son kez gözden geçirmek ve pekiştirmek için rahatsız edilmeyeceği bir ortama ihtiyaç duymuş olabilir.

    8- Otel odasında bulunan cihat notları ve El-Kaide kitapları ne anlama geliyor?

    Suikast sonrası odada yapılan aramada, Altıntaş’ın cihat konusunda kendi el yazısıyla yazısıyla yazdığı notlar ile El Kaide ve cihat fikri ile ilişkili kitaplar bulunmuş.

    Bu bulgu, yukarıda vurguladığım son motivasyon ihtimalini güçlendiriyor. Altıntaş, otel odasında geçirdiği son 5-6 saat içinde cihat konusunda aldığı notları gözden geçirip El-Kaide kitaplarında yer alan ‘mücahitlere yönelik müjdelere’ odaklanarak konsantrasyon seviyesini yükseltmiş olabilir.

    9- Altıntaş’ın otel odasında ele geçen el yazısı cihat notları ve El Kaide kitapları neden hala gizleniyor?
    Hatırlarsanız, darbeye katılan bir subayın üzerinden ele geçirildiği iddia edilen ve bir kısım el yazısı duaların yer aldığı not, büyük ‘delillerden biri’ olarak 16 Temmuz sabahından itibaren havuz medyasında tekrar tekrar servise sunulmuştu.

    Peki Altıntaş’ın bağlantıları hakkında önemli bir gösterge kabul edilebilecek onun el yazısı notları ve kitaplarının adları neden hala gösterilmesdi? Eğer o notlarda Cemaatle ilgili bir bilgi olsaydı böyle gizlenir miydi?

    10- Altıntaş’ın evinde El-Kaide ve ‘F.TÖ’ kitapları bulundu iddiası:

    Altıntaş Keçiören’in Kalaba semtinde Kaldığı evde yapılan aramada El Kaide’ye ilişkin kitapların yanı sıra ‘F.TÖ’ ye ilişkin kitapların bulunduğu da iddia ediliyor.

    Havuz medyasında geçen ‘orada Gülen’in kitapları da bulundu’ şeklindeki haberlere biraz ihtiyatlı yaklaşmak için yaşanmış bazı tecrübeler var. Daha önce PKK’lıların kaldıkları evlerde bile Gülen’in kitabı bulunduğu yönünde haberler yapılmış, bu kitapları kayyum atanan NT den koliler içinde getirtilen yeni kitaplar olduğu anlaşılmıştı.

    Sonuçta polisin, yargının ve medyanın bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan uzak olduğu ve Sarayın peşinen suçlu ilan ettiği insanları suçlu gösterme çabası içinde olduklarını bilmek bu konuda şüphe duymak için yeterli bir nedendir?

    Diğer yandan Altıntaş bu evde tek başına değil Avukat S.Ö. ile birlikte kalıyordu. Eğer gerçekten de Gülen’in kitabı bulunduysa bu kitabın S. Ö.’ye ait olması ihtimali de vardır. Bu durum S. Ö’yü de ‘F.TÖ’ şüphelisi haline getirir. 15 Temmuz sonrası yargı uygulamasına göre eğer bir evde iki kişi kalıyorsa ve o evde Gülen’e ait bir kitap bulunursa, bu o iki kişinin tutuklanması için fazlasıyla yeterli sayılmaktadır. Bu konuda yüzlerce yaşanmış örnek bulunmaktadır. Ancak nedense Av. S. Ö. hakkında ‘F.TÖ’ iddiası hiç yapılmadı.

    11- Peki Altıntaş’ın ev arkadaşı Av. S.Ö.’ye ne oldu?

    İlginç bir şekilde medyada Av. S. Ö. hakkında çok az haber var. Olaydan iki gün sonra yani 21 Aralık 2016 tarihinde gözaltına alınmş ama çok detaylı aramalar yapmama rağman tutuklandığına ilişkin bir habere rastlamadım. Eğer tutuklansaydı bu kesinlikle haber olurdu, demek ki tutuklanmadı.

    Av. S.Ö. o kadar kendinden emin ki, olaydan sonraki gün yani 20 Aralık tarihinde, ortağı olduğu Ankara Balgat’taki Avukatlık Bürosunun mühürlenmesi üzerine Emniyet’e giderek büronun neden mühürlendiğini soruyor. O tarihte hakkında gözaltı kararı yok. Sonrasında İstanbul’a gidiyor ve ertesi gün İstanbul’da gözaltına alınıyor.

    Diğer yandan Av. Serkan Ö’nün bilgisayrında yapılan incelemede Ekim ayında Karlov’a ait görüntülerin tespit edildiği iddia ediliyor.

    Buraya kadar olan bilgilere baktığımızda Av. S.Ö’nün durumu oldukça şüpheli gözlüyor. Öncelikle, ilk andan itibaren ‘F.TÖCÜ’ ilan edilen bir cinayet zanlısının ev arkadaşı olan biri hakkında olaydan sonraki gün gözaltı kararı çıkarılmıyor ve bu şahıs serbestçe önce bürosuna sonra da İstanbul’a gidebiliyor.

    Sonuç olarak bilgisayarında Karlov’la ilgili araştırma yapan (t24.com’un haberi), Katil ile birlikte Nurettin Yıldız’ın Ankara Hacıbayram’daki sohbetlerine giden ve Katil ile birlikte kaldığı evde Gülen’e ait kitap bulunduğu iddia edilen Av. S. Ö’nün tutuklanmaması, hakkında herhangi bir dava açılmaması ve havuz medyasının radarından tamamen çıkması çok ilginç bir durum.

    Eğer S.Ö bir şekilde Cemaatle irtibatlandırılabilseydi (örn. cemaatle irtibatlı birinin davasını alma vb.) bırakın serbest kalmayı ve unutulmayı, derhal tutuklanır ve havuz gazetelerinde S.Ö’nün CIA ve MOSSAD’la irtibatlarını ‘deşifre eden’ manşetler atılırdı.

    SON DEĞERLENDİRME:

    Karlov suikastından sonraki birkaç ay boyunca en üst ağızlardan, ‘bunun ‘F.TÖ’ tarafından yapıldığı kesin.., ‘F.TÖ’nün suikast hücreleri uyandı..,’F.TÖ’nün bir terör örgütü olduğu bir kez daha tescillendi…’ şeklinde beyanlar ve haberler yapıldı. Ama ne olduysa Şubat ayı içinde bu haberler ve iddialar bıçakla kesilir gibi durdu.

    Ayrıca, bu derece önemli bir terör olayına nedense hiçbir ‘F.TÖ’ iddianamesinde atıf yapılmadı, okul kapatmak için yabancı ülkelere giden heyetler bu olaya hiç değinmedi daha da ilginci Gülen’in iadesi için çok etkili olması beklenen bu olay iade dosyasına eklenmedi ve ABD’de hiç dile getirilmedi.

    Bu derece etkili bir iftiranın uzun bir süre kullanım dışı bırakılması açıkçası beni şaşırtıyordu. Bu konuda Rusya ile bazı pazarlıkların döndüğünü ancak karara bağlanmadığı için beklemede tutulduğunu düşünüyordum. Son harddisk çıkışı bu düşüncemi pekiştirdi.

    Eğer medyaya yansıyan haberler doğruysa yani gerçekten Ruslar ‘biz harddikte birşeyler bulduk’ demişlerse eminim ki bunu karşılıksız yapmamışlardır. Kimbilir kopardıkları hangi taviz/rüşvet karşılığında Saray’a böyle bir pas attılar.

    Son olarak katilin El-Nusra ve türevleriyle bağlantılarını gösteren çok sayıda somut bulguyu görmezden gelip bir yıl sonra ortaya çıkan gizemli bir harddiskle ilgili şüphe dolu iddiaları esas alarak masum insanlara iftira atmak en hafif tabiriyle müfterilik ve alçaklıktır. Bu aşağılık müfteriler için dilimin ucuna başka şeyler de geliyor ama dilimi ısırıyorum.

  2. Ek bilgi :

    Yukarıdaki yorumda, Av. Serkan Ö’nün tutuklandığına ilişkin bir bilgiye rastlamadığımı belirterek ‘Eğer tutuklansaydı bu kesinlikle haber olurdu, demek ki tutuklanmadı.’ yazmıştım. Altıntaş’ın önceki ev arkadaşı polis memuru Sercan B. hakkında internette araştırma yaparken Av. Serkan Ö’nün 19 Ocak 2017 tarihinde adli kontrolle serbest bırakıldığı yönündeki bir habere rastladım.

  3. Büyükelçi Karlov’u öldüren Mevlüt Mert Altıntaş’ın El-Nusra bağlanıtısını ispatlayan bilgiler ve bu bağlantıyı gizlemeye yönelik çabalar

    1- ‘Mevlüt Mert Altıntaş, Nurettin Yıldız’ın sohbetine gidiyormuş’

    Yukarıdaki başlık, 23 Aralık 2016 tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki bir habere ait. Suikasti F.TÖ yaptı’ iddiasını temelinden sarsan ve yalanlanamayan bu haberi anlamından saptırmak isteyen havuz gazeteleri/yazarları ne kadar kıvrak olduklarını bir kez daha gösterdiler

    Haber şöyle :

    ‘RUS Büyükelçiyi öldüren polis Mevlüt Mert Altıntaş’ın gözaltına alınan ev arkadaşı avukat S.Ö. ve polis S.B.’nin, dini konularda görüş bildiren Nurettin Yıldız’ın sohbetlerine katıldıkları belirlendi.
    Avukat S.Ö. ile Mevlüt Mert Altıntaş’ın Nurettin Yıldız’ın sohbetlerinde tanıştığı saptandı. Polis S.B., 17 Temmuz’da evlenip evden ayrılınca yalnız kalan Altıntaş, S.Ö.’nün yanına taşındı. Bu üç ismin, Etlik ve Batıkent’te bir evde, Hacı Bayram Camisi’nde Nurettin Yıldız’ın sohbetlerine katılmaya devam ettikleri saptandı. S.B., suikast saatinden kısa süre önce Altıntaş’ı arayarak evine davet etti. Altıntaş, “Önemli bir işim var, gelemem” diyerek telefonu kapattı.’

    İnkar edilemeyen bu gerçeği örtmek için havuz gazetelerinin ve yazarlarının nasıl kıvırdıklarına bir göz atalım:

    Yeni Akit :

    Yeni Akit, 14.01.2017 tarihli haberinde, Altıntaş’ın sohbetlerine katıldığı Cemaat sayını 4’e çıkararak kendinden beklenen performansı göstermiş. Buna göre Altıntaş sadece Nurettin Yıldız’a ait Sosyal Doku Vakfı’nın sohbetlerine katılmakla yetinmeyip bunun yanında Meşveret Grubu’nun, İskenderpaşa ve İsmailağa Cemaatlerinin sohbetlerine de katılıyormuş. Akit’e göre bu, Altıntaş’ın ‘F.TÖ’ izini kaybettirmek için uyguladığı bir yöntemmiş. Akit ayrıca Altıntaş’ın bu cemaatlere ait kitaplar almasına rağmen bunları hiç okumadığının tespit ediliğini de (bu nasıl tespit edildiyse) yazarak kıvraklıkta üst sıralardaki yerini korumuş.

    Ahmet Taşgetiren :
    Star Yazarı Ahmet Taşgetiren de, Altıntaş’ın Nurettin Yıldız’ın sohbetlerine gittiğini inkar etmiyor ama ‘bunda ne var ki’ demeye getirmiş.

    O yazıdan kısa bir kesit :

    .. Büyükelçi’nin katili Nurettin Yıldız’ın sohbetine gidiyormuş. Neredeki sohbetine? Hacı Bayram Camii’ndeki sohbetine… Nasıl? Siz de karakter cinayetini görüyor musunuz? Nureddin Hoca’nın Hacı Bayram Camii’ndeki sohbetine belki bin kişi katılıyor ve siz o bin kişinin içindeki Mert Altıntaş’ı bulup çıkarıyorsunuz.

    Taşgetiren, biraz da Nurettin Yıldız’ı koruma amacıyla hareket ederek onun sohbetine giden herkesin onun ‘adamı’ olmayacağını, bunun tersi yöndeki iddiaların da karakter cinayeti olacağını ifade ediyor. Bu durumda Taşgetiren’e şu soruyu sormak istiyorum. Eğer Altıntaş, Fethullah Gülen’in sohbetine gitseydi veya bırakın sohbetine gitmeyi internet üzerinden bir sohbetini izlemiş olsaydı yine bu ‘hakperest’ yaklaşımı gösterir miydi? Cemaate yapılan korkunç zulümleri bile ‘AKP’nin oyunu düşürür’ zaviyesinden ‘hafifçe’ eleştiren, bunu yapmadan önce de Erdoğan’a deflarca selavat getiren bir kişiden hakperestlik beklemek biraz naiflik olur.

    Karar Gazetesi :

    Karar da 28.01.2017 tarihli sayısında tıpkı Akit gibi Altıntaş’ın kitapların kapağını bile açmadığını tespit etmiş! Hatta bunu bir adım daha ileri götürerek aynen şu ifadeyi kullanmış:

    Katilin kaldığı avukat arkadaşının evinde ele geçirilen El Nusra kitabı, suikastta hedef saptırma planını deşifre etti. Kitabın kapağının dahi açılmadığı tespit edilirken, arasına konan ayracın bile El Nusra gibi terör örgütlerine yönlendirme amacı taşıdığı belirlendi. Üzerinde “IŞİD’ci profili”ni destekleyecek resim ve yazıların bulunduğu ayraç, suikastta hedef saptırmak için özellikle seçildi. Bu durum suikastta hedef saptırmanın ilk delili olarak dosyada kayda geçirildi.

    Karar, farkında olmadan bir bilgiyi daha deşifre etmiş, katilin kitabının ayracı bile ‘İŞİD’ci profili destekler nitelikteymiş. Ama kitabın okunmadığı net olarak tespit edildiğine göre (!) ayraç da doğal olarak tamamen hedef saptırma amacıyla oraya konulmuş oluyor (!)

    Karar da, Altıntaş’ın hedef saptırma amacıyla dini sohbetlere gittiğini belirtmiş ama Akit’ten farklı olarak gidilen Cemaat sayısını 4’e çıkarmayıp sadece Nurettin Yıldız’ın cemaatinin ismini vermekle yetinmiş. Ama bu noktada bir süre sınırı getirmiş ve Altıntaş’ın o sohbetlere suikastten sadece 3 ay önce gitmeye başladığını yazmış.

    Karar ayrıca, silinen bir e-mailin soruşturma sırasında geri getirildiğini ve o e-mailde ‘F.TÖ’ nün, Altıntaş’a talimat verdiğinin tespit edildiğini belirtmiş. Ancak bu e-mail nedense resmi şekilde hiç ifade edilmedi ve diğer gazetelerde yer almadı. Böyle önemli bir delili nasıl gözden kaçıyorsa artık (!)

    Karar’a göre, katilin cep telefonu ve bilgisayarı üzerinde yapılan inceleme sonucunda EL NUSRA DOSYASI tamamen kapanmış, yani ihale tamamen ‘F.TÖ’ ye kalmış.

    Nurettin Yıldız’ın El Kaide Bağlantısı var mı?

    Açıkçası Nurettin Yıldız’ı tanımıyorum ve kamuoyuna yansıyan ‘6 yaşındaki kızla evlenilebilir’ şeklindeki sözleri dışında da onun görüşlerini bilmiyorum. Bu yüzden de onu itham edecek bir beyanda bulunamam. Onun Selefi ‘Cihatçı’ örgütlerle olan yakınlığı konusundaki iki haberi paylaşarak bu konudaki yorumu size bırakıyorum.

    a- El Kaide yanlısı Tahrir Şam örgütünün kadısı Abdullah el Muhaysini, Türkiye’ye yönelik olarak çektiği videoda, yazar Nureddin Yıldız’ın kitabını önerdi.

    b- Bu da Nurettin Yıldız’ın, Nusra müttefiki Ahrar’uş Şam’ın öldürülen lideri Hasan Abbud (Ebu Abdullah el-Hamavi) ile çekilmiş fotoğrafı.Bu fotoğrafı, altına not ekleyerek Nurettin Yıldız paylaşmış.

    Bu görüntüde Nurettin Yıldız’ı karşılayan taraftları işaret parmaklarını havaya kaldırarak tekbir getiriyor ve ‘işte ordu işte komutan’ şeklinde slogan atıyorlar. https://www.youtube.com/watch?v=XkL6eqbKgyc

    2- Altıntaş’ın ablası onun 2. sınıfta tanıştığı Sercan B.’nin etkisiyle değiştini ve her yere onunla gittiğini anlatmış
    Altıntaş’ın ablası 26.12.2016 tarihinde Hürriyet’e verdiği röportajda, dindar bir aile olmadıklarını, kardeşinin polis okuluna başlamadan önce içki dahi içtiğini, 2 sınıfta tanıştığı S’nin de etkisiyle değiştiğini şu ifadelerle anlatmış:

    ‘Kardeşim polis okuluna gittiği döneme kadar denize de girerdi. İçki bile içtiğini biliyorum ben. Kuran okuyacaksın, namaz kılacaksın diye zorlamadık. Böyle bir aile değiliz. Resimlerime baksınlar, yerine göre davranırım. Okula başladığı ilk sene bir şey yoktu. İkinci sene namaz kılmaya başladı. Sürekli denize gideriz burada, sonra yavaş yavaş denize girmemeye başladı.
    .. Evet, kardeşim saftı. Kandırılması çok kolaydı. Büyük bir ihtimalle polis okulunda 1. sınıfta gözlemlendi. Biraz Kuran okuduğu için, biraz da dine yatkınlığıyla tam istedikleri kişiydi. 2.sınıftan sonra da istedikleri gibi çevirdiler, kullandılar diye düşünüyoruz. İkinci sınıfta da, okulda S. ile tanışıyor. Ankara’ya gidiyorlar. Ev tuttular, kredi çekip içini döşediler. S. evlenene kadar birlikte yaşadılar. Bir yere göreve gitse bile S. ile gidiyordu. ..Mesela annem Ankara’ya gidiyordu. ‘Geziyorduk, parka gidiyorduk, yemeğe gidiyorduk ama hep S. ile birlikte. Nereye gitsek S. Hiçbir şekilde yalnız değildi’

    3- Altıntaş’ın en yakın arkadaşı olan polis memuru Sercan B.’nin son durumu
    Altıntaş’ın ablasının bahsettiği S. isimli kişi polis memuru Sercan B.’dir. Hürriyet’in 23 Aralık 2016 tarihli haberinde de belirtildiği üzere Altıntaş, Nurettin Yıldız’ın sohbetlerine sürekli iki arkadaşıyla birlikte gidiyor. Bunlardan biri Avukat Serkan Ö, diğeri de polis memuru Sercan B.

    Polis memuru Sercan B., de Altıntaş gibi 2012 yılında polis okuluna girip 2014 yılında mezun oluyor. Suikastten sonra gözaltına alınıyor ve 19 Ocak 2017 tarihinde ‘F.TÖ’ üyeliği iddiasıyla tutuklanıyor. Ancak ilginçtir ki Altıntaş’ın sınıf arkadaşı en yakınındaki kişi olan Sercan B’nin Cemaat bağlantısı konusunda hiçbir somut veri ve buna dayalı bir iddia ortaya konulmamış. Darbeden sonraki süreçte 30 bin polis Cemaat iddiasıyla ihraç edilirken Sercan B. de Altıntaş gibi ihraç edilmemiş.

    4- Altıntaş neden Avukat Serkan Ö’nün evine taşınıyor, görünüşte hiçbir ortak yanı olmayan bu iki kişi nasıl ev arkadaşı oluyor ?
    Altıntaş, polis memuru Sercan B. evlenene kadar onunla kalıyor, o evlendikten sonra da Avukat Serkan Ö.’nün evine taşınıyor. Av. Serkan Ö. Güneydoğulu, komşuları onun arasıra telefonda Kürtçe konuştuğunu belirtmiş. Altıntaş ise Sökeli. Memleketleri ve meslekleri çok ayrı olan bu iki kişi nasıl tanışıyor ve ev arkadaşı olabiliyor? Ortak noktaları ne?
    Ortak noktalarından birinin birlikte Nurettin Yıldız’ın sohbetlerine gitmek olduğunu biliyoruz. Peki başka neler var?

    Keçiören Kalaba’da birlikte kaldıkları ev Avukat Serkan Ö’nün babasına ait. Yani Serkan Ö. açısından kirayı paylaşıp masrafı azaltma gibi ekonomik bir neden yok. Bu iki kişiyi ev arkadaşı haline getiren bağın, suikastin çözülmesinde kritik öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Ama o bağın ortaya çıkmasının istenmediği çok açık.

    Diğer yandan, Av. Serkan Ö.’nün bilgisayarından Karlov’la ilgili araştırmalar yapıldığı tespit edilmiş. Buna katilin ev arkadaşı olmayı ve birlikte sohbetlere gitmeyi de eklediğinizde normal şartlarda Serkan Ö’nün tutuklanması işten bile değil. Sıradan ev hanımlarının bile gazete aboneliği gibi bahanelerle tutuklandığı bir ortamda, ‘F.TÖCÜ’ ilan edilmiş bir suikastçının ev arkadaşının serbest bırakılması düşünülemez. Ama Serkan Ö. 19 Ocak 2017 tarihinde adli kontrolle serbest bırakılmış ve o tarihten bu yana da hakkında bir haber yapılmamamış yani medyanın radarından tamamen çıkmış.

    5-Altıntaş’ın kız arkadaşı çarşaflıymış.
    Hemen belirteyim ki hiç kimsenin giyim tercihi hakkında yorum yapmam, hele de bu o kişinin inancıyla ilgili bir tercihse. Bunu yazmaktaki amacım Altıntaş’ın tercihlerinin Cemaatle irtibatlı kişilerin tercihterinden çok farklı olduğuna dikkat çekmektir. Cemaatle irtibatlı denilen polislerin eşlerinin çarşaf giydiğine hiç şahit olunmamıştır. Zaten Cemaatin giyim tercihi arasında çarşaf bulunmamaktadır. Çünkü toplumun önemli bir kesimi hala çarşafa karşı negatif bir tutum benimsediğinden, çarşaflı bir eşin varlığı bir kamu görevlisi için bir çok alanda tıkanmalara ve dışlanmalara neden olabilir diye düşünülebilir. Ancak Selefi düşünce akımlarını benimsemiş cemaatlerin ve tarikatların çoğunda çarşaf giyildiği bilinmektedir.

    Ablası, Altıntaş’ın kız arkadaşı hakkında şunları söylemiş.
    Kız arkadaşıyla S. adlı eski ev arkadaşı tanıştırmış. Bir ara ‘Tanışalım’ dendi. Sanırım yazın. Ama annem, kara çarşaflı olduğu için ‘Biz farklı yapılardayız. Ben, ablan açık. Anlaşmamız zor olur aileler olarak’ dedi. ‘Olmadı, ayrıldık, görüşmeyi kestik’ dendi. Hep aynı çevrenin içinde yaşanıyormuş meğer her şey. Mesela annem Ankara’ya gidiyordu. ‘Geziyorduk, parka gidiyorduk, yemeğe gidiyorduk ama hep S. ile birlikte. Nereye gitsek S. Hiçbir şekilde yalnız değildi’
    Ablası, kardeşini çarşaflı kızla tanıştıranın Sercan B. olduğunu söylüyor. Eğer Sercan B. gerçekten cemaatle irtibatlı olsaydı onu çarşaflı bir kızla tanıştırmazdı.

    Sonuç :
    Altıntaşın ablasının ‘Hep aynı çevrenin içinde yaşanıyormuş meğer her şey’ sözü aslında çok önemli. Şu ana kadar elde edilen bilgiler ışığında bu çevrenin içinde şu kişilerin/ilişkilerin olduğu görülüyor:

    a- Altıntaş’ın dönüşümünde büyük etkisi olduğu belirtilen (ablası belirtiyor) polis memuru Sercan B.,
    b- Görünürde ortak bir yanları olmamasına rağmen ev arkadaşı olan ve ilginç bir şekilde korunan Av. Serkan Ö,
    c- Üçünün birlikte sohbetlerine katıldıkları Nurettin Yıldız Cemaatiyle olan ilişkiler,
    d- Sercan B tarafından tanıştırılan çarşaflı bir kız arkadaş.

    Katilin gerçek bağlantılarının ortaya konulması için o çevre daha da genişletilmeli, en ince ayrıntısına kadar incelenmeli ve her bulgu değerlendirilmelidir. Peki bu yapılacak mı? Bugünkü koşullarda hayır. Çünkü polis, yargı ve medya tek bir hedef için çabalıyor o da suikasti Cemaatin üzerine yıkmak. Bu yüzden bir yandan gerçek bağlantıları gösteren güçlü bulguları dikkatlerden kaçırmak taklalar atarken diğer yandan, 1 yıl sonra ortaya çıkan bir hardiskte bulunduğu iddia edilen silinmiş dosyalara dayanarak söz konusu suikastin kesin olarak çözüldüğünü iddia edebiliyorlar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin