“Aptal Olma!”

YORUM | EKREM DUMANLI

Sene 2010. Mayıs ayının güzel bir günü. Dönemin başbakanı Erdoğan ile Yunan Başbakanı Yorgo Papandreu ortak bir basın toplantısı düzenliyor. Papandreu konuşması sırasında “Türkiye’den korkuyoruz” diyor.

Hafif bir tebessüm.

Bir gün sonrası için deniyor ki “Yunanlı gazetecilerle Erdoğan, Türk gazetecilerle Papandreu kahvaltı yapacak.” Hoş bir Program.

Sabah kahvaltısına katılan gazetecilerden Erhan Başyurt Papandreu’ya bir soru yöneltti. “Yunanistan’da her şey tık tık giderken ne oldu da Yunanistan pıt pıt çöktü” gibi ironik bir soruydu. Bu soru aramızda bir tebessüme yol açsa da Yunanistan Başbakanı bu soruya son derece medeni ve sempatik cevap vermişti.

Sonradan öğrendik ki biz Papandreu ile kahvaltıda sohbet ederken Erdoğan’la Yunanlı gazeteciler arasında hır gür çıkmış. Yunanlı gazetecilerin sorularına sinirlenen Erdoğan, “Sen gazeteci misin diplomat mısın? Uçaklardan ne anlarsın, hava sahasından ne anlarsın?” gibi şeyler söylemiş. Mevzu uzayınca gergin bir atmosferde kahvaltıyı kapatmışlar.

Tabi bizim bu gerginlikten hiçbir haberimiz yoktu. Bizim karşımızdaki siyasetçi ne sorsak elinden geldiğince cevap vermeye çalışıyor, diplomatik nezaketi elden bırakmıyordu.

Şöyle bir soru sorduğumu hatırlıyorum:

“Sayın Başbakan, dünkü basın toplantısında Türkiye’den korktuğunuzu söylediniz. Bunu Türkiye kamuoyunun anlaması oldukça zor. Çünkü hiçbir devlet yetkilisi ‘biz falan ülkeden korkuyoruz’ diyemez. Korkuyor olsa bile korkuyoruz diyemez. Çünkü karşıdaki kim olursa olsun Türkiye devlet geleneğinde bir devletten korkmak, tırsmak, alttan almak veya ezik görünmek toplumun kabul edebileceği bir şey değil. Sizin korkuyoruz sözünden tam anlamıyla neyi kast ettiğinizi açar mısınız?” 

Papandreu bu soruya da diplomatik nezaketi elden bırakmadan cevap vermiş ve Kıbrıs hatırlatması yapmıştı…

Son birkaç haftadır Amerika devlet başkanı Trump ile Erdoğan arasındaki ilişki ve ortaya konan söylemleri görünce bunları hatırladım.

O gün orada “Hiçbir Türkiye devlet yetkilisi aşağılanmayı, azarlanmayı, ezilmeyi, pas pas edilmeyi hazmedemez.” demiştim. Yanılmışım. Trump’ın hakaret dolu mektubu karşısında suspus olan Recep Tayyip Erdoğan için geçerli değilmiş bu.

Sakın topu taca atıp Başkan Trump’ı ve onun üslubunu eleştirip, Erdoğan’ı temize çıkarmaya kalkmayın. Erdoğan’ın üslubu sanki çok mu nazik. Diplomatik dili ne zaman kullanmış Erdoğan.

Kaldı ki Türkiye’nin düştüğü durumun son sayfasında Trump’ın azarları, tokatları var; ama bu ezilip büzülmenin hem mazisi derin hem sebepleri farklı.

Başkan Trump “Türkiye’nin ekonomisini yerle bir ederim” diyor.

Türkiye’nin ekonomisi yerle bir edilmeye çok müsait hale getirilmeseydi bu sözü söyleyebilir miydi? Türkiye’nin ekonomisini hovardaca batıranlar Türkiye’nin kaynaklarını gereksiz yerde çar çur edenler, bu cümleler karşısında utanmalı sıkılmalı değil mi?

Bütün dünya Erdoğan’ın “anladığın dil”i keşfetmiş oldu.

Bir günde mi gerçekleşti bu durum?

Hayır!

Rus uçağının düşürüldüğü günleri hatırlayın… Erdoğan külhanbeyi ağzıyla Rusya Devlet Başkanı Putin’e meydan okumuştu. Rusya’nın art arda gelen diplomatik atakları ve peşi peşine verilen sert demeçlerden sonra Erdoğan bir U dönüşü yaparak kendini affettirmenin yollarını bulmuştu.

Yol dediğim de nedir biliyor musunuz? Önce üslubu yumuşatmak, alttan almak, ardından ziyarete gitmek, ezilip büzülmek, ticari konularda güvenceler sunmak, imkanlar tanımak; sonra yeni bir epik dil uydurup şak şakçılarını pohpohlamak…

Bu gidişatın en komik yanı da şu: Diplomatik nezaketi ayaklar altına alarak ona buna horozlanırken, Erdoğan’ı alkışlayan yandaşlar, Erdoğan pas pas edilirken de alkışa devam ediyorlar. Eyyy!.. diye başlayan sokak ağzını politikaya taşıyan konuşmaları alkışlarken avuçları şişen kalabalıklar, rakibin güçlü çıkması, tokata yumrukla, yumruğa tekmeyle cevap vermesi karşısında da yine alkışlamaya devam ediyor. Politika tarihinin en ikiyüzlü, en kaba, en absürt tablolarından birini yaşıyor Türkiye…

Acı gerçeği görelim artık: uluslararası ilişkiler de Türkiye itibarı sıfır. Reputation Institute (RI) tarafından hazırlanan “Dünyanın En İtibarlı Ülkeleri” araştırmasının sonuçlarına göre Türkiye, 55 ülke arasında 44. sırada kendisine yer bulabildi. Tek adam rejiminin faturası bu! Etrafa bir bakın lütfen.

Avrupa Birliğine karşı kullandığı ‘Açarım kapıları, Suriyeliler sınırlarımızdan geçer sizi zor durumda bırakırım’ tehditleri, Batı’da çok kaba çok vahşi ve nezaketsiz olarak görülüyor. İlk de değil son da. Ayrıca Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin feci durumunu herkes görüyor. işkenceler, işten çıkarmalar, hapse atmalar… Dünya Erdoğan’ın zulmünü sürekli not alıyor. Suç dosyası kabardıkça kabarıyor.

“Ne yapalım biz de gider İran – Rusya – Çin’in içinde olduğu Şangay Beşlisi’ne dahil oluruz” düşüncesinin Erdoğan’ın yönettiği Türkiye için söz konusu olmayacağı da aşikar.

Başta Rusya devlet başkanı Putin olmak üzere bahsi geçen coğrafyada hiçbir lider Erdoğan’a güvenmiyor. Üstelik radikal İslamcı gruplarla olan gizli – açık ilişkisi bu ülkelerde sürekli bir huzursuzluğa sebep oluyor. Daha açıkçası, bu coğrafyada “güvenilmez adam” yaftasını alnının tam ortasına yemiş durumda…

Peki ya İslam dünyası?

Malum birçok Erdoğaniste göre o, “ümmetin lideri”. Ne var ki Ümmet bunun farkında değil. Nasıl olsun ki adamın şahsi ve ailevi ikbali koca bir dünyanın istiklalinden daha önemli. Yokluktan başlayıp hesap edilemez hale gelen serveti herkesin malumu. İslam dünyası Erdoğan’ın kof kabadayılığını boşta kahramanlık sandı. Ne var ki tarihi hadiseler testinden geçemedi o. Kendi ektiğini biçiyor şimdi. Herkesi kucaklayan, özgürlükçü, demokrat, evrensel bakış açısına sahip bir lider olma yerine o, fanatik, partici, kutuplaştırıcı, çatışmacı bir siyasi figür olmayı tercih etti. Bu nedenle de sadece batı dünyasında değil İslam dünyasında da istenmeyen, güvenilmeyen bir adamdır artık…

Dönelim Başkan Trump’ın Erdoğan’ı yerle bir eden sözlerine. Bir değil, iki değil, üç değil; kaçıncı defadır Erdoğan’a karşı ağır sözler sarf ediyor Başkan Trump. Erdoğan’ın iç siyasette ve dış politikada kullandığı dil, bütün dünya tarafından kendisine misliyle iade edilmekte. Yani men dakka dukka.

Üzücü olan durum şu: Erdoğan’ın itibarı yerlerde dolaşırken Türkiye’nin itibarı sarsılmıyor mu? Maalesef herkesin bu soruyu vicdanına sorması oradan alacağı cevapla Türkiye’nin yeni bir rotaya girmesi gerekmektedir. Rota bellidir: kendi değerlerini koruyarak Batı standartlarında bir demokrasiyi inşa etmek. Zaten Ak Parti bu vaatler ile iktidara gelmişti. Başladığı noktada tek adam da yoktu tek parti de. Şimdi bu parti ve koskoca bir ülke, bir adamın ve yakınlarının oyuncağı haline geldi. Sadece parti değil Türkiye irtifa kaybetti itibarı yerlerde sürünüyor

Hal böyle olunca bir başka devlet adamı “aptal olma” diye nasihat etmiş. Bunda yadırganacak bir durum var mı? Bu kadar aptallık, bu kadar basiret bağlanması, bu kadar zülüm ayyuka çıkmışken birilerinin çıkıp sizin kulağınızdan tutarak “akıllı ol” demesini niye yadırgıyorsunuz ki!

Öyle çaresiz bir duruma düşmüşler ki onlarca aşağılayıcı cümlenin yanında bir iki övgü cümlesi kullandı diye devletin ajansı ve havuz medyası ayakta alkış tutuyor.

Aslında bu müptezel tayfaya da söyleniyor bu sözler: Aptal olmayın…

1 YORUM

  1. Aslında bu müptezel tayfaya da söyleniyor bu sözler: Aptal olmayın

    Son cümlenizi bulutlaştırıp, bütün Türkiye’nin üstüne yağdırmak lazım.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin