AP’den ‘Uyan Çağrısı’ [Mehmet Dinç, Strazburg’dan yazdı]

Avrupa Parlamentosu, Türkiye ile müzakerelerin geçici olarak dondurulması yönündeki tavsiye kararını içeren metni, 37’ye karşı 479 oyla kabul etti. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra Erdoğan ve AKP iktidarının antidemokratik tutumları, hükümetin OHAL uygulaması, KHK’larla yüzbinlerin hayatlarının karartılması ve yargı sisteminin vatandaş haklarını korumuyor olması AP tarafından açıkça kınandı.

AP’nin bu tavsiye kararı 15-16 Aralık’ta yapılacak AB Liderler Zirvesi’nde ele alınacak. Eğer buradan müzakerelerin dondurulması yönünde nihaî bir karar çıkarsa, görüşmelerin tekrar başlaması için Türkiye’nin temel insan hakları, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü gibi konularda AB’nin belirlediği çıtaya yeniden yükselmesi gerekecek.

2005’te Türkiye’nin müzakerelere başlaması için ‘Evet’ oyu veren Sosyal Demokratlar ve Liberaller, bu kez müzakere sürecinin dondurulması için teklifi AP’ye getirdi. Yeşiller ve Hıristiyan Demokratların katkısıyla bu, ortak bir metne dönüştü. 15 Temmuz darbe girişiminin kınanmasıyla başlayan metinde, müzakerelerin dondurulması teklifinin yanı sıra, OHAL’in kapsamının fazlaca genişletildiği, idam cezasının getirilmesi durumunda müzakerelerin askıya alınacağı, vize muafiyeti için gerekli 72 şarttan 7’sinin hâlen sağlanmadığı, Türkiye’nin Avrupa’dan giderek uzaklaştığı hatırlatılıyor.

AP’de hazırlanan metin ayrıca Türkiye’de sivil toplumun güçlendirilmesi ve adlî anlamda Türk yargısına ‘bağımsızlık’ ve ‘adil yargılama’ konularında destek olunması gibi çağrılar da içeriyor. Bu yönüyle karar, 11 yılda elde edilen kazanımların tamamen kaybolmaması için bir siyasî mesaj olarak değerlendirilebilir. Zira ilk etapta OHAL’in kaldırılması ve ‘normal hukuka’ dönme, en önemli beklenti olarak göze çarpıyor.

İdam cezasıyla ilgili ilk ikaz, Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu ve 1949’dan bu yana içinde bulunduğu Avrupa Konseyi’nden gelmişti.

OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ların ‘darbe soruşturması’ kapsamının çok üzerinde olması ve darbe girişimi sonrasında başlatılan ‘süpürme’ operasyonlarının ülkedeki bütün muhalefete yönelmesi raporda özellikle not ediliyor. HDP’li milletvekillerinin tutuklanması, 150’den fazla gazetecinin tutuklanması, 3 bine yakın hâkim ve savcının tutuklanıp mal varlıklarına el konulması, 40 bine yakın kişinin sadece Cemaat soruşturmalarında tutuklanması ve 111 binden fazla memurun görevden alınması ‘OHAL şartları’ olarak tanımlanıyor ve normalleşme çağrısı yapılıyor.

Vize muafiyeti için gerekli 72 şartın 7’sinin henüz yerine getirilmediğinin vurgulandığı kısımda, özellikle yolsuzlukla mücadele ve terör yasasının değiştirilmesi maddelerinde Türkiye’nin uzlaşmaz tavrı dikkat çekiyor. Mevcut terör yasasıyla (TMK) gazeteciler, aydınlar ve terörle alakasız çok sayıda kişi de ‘terör torbası’ içine dâhil edilip tutuklanabiliyor. Bu da TMK’nın muhalefete yönelik ‘baskı unsuru’ olduğu gerçeğini gösteriyor.

Parlamentoda normalleşmeyle ilgili bölümlerde ifade özgürlüğünün yeniden ikâme edilmesi ve yargı bağımsızlığının sağlanması gerektiği vurgulanıyor. AB komisyonu, Avrupa Konseyi ve Venedik Komisyonu’na çağrıda bulunarak Türkiye’deki yargı ve adli makamların güçlendirilmesi hususunda yardım talep ediyor.

Türkiye’den ise AP’nin bu kararına tepkiler gecikmedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan daha tartışmaların başladığı gün şu sözleri kullanmıştı:

“Sonuç ne çıkarsa çıksın bizim için bir kıymeti harbiyesi yoktur. Avrupa Parlamentosu’nun böyle bir oylamaya gitmeye tevessül etmesi dahi terör örgütlerine kol kanat gerdiğinin, onların yanında saf tuttuğunun ifadesidir. Bu oylamanın siyasi bir bağlayıcılığı olmasa da açıkçası verilmek istenen mesajı benim hazmetmem mümkün değildir.”

AP’nin tavsiye niteliğindeki kararına AKP hükümetinden ilk tepki AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik’ten geldi. Çelik, “Türkiye’yle dayanışma içerisinde olmak söz konusuyken Avrupa’da maalesef basiretsiz, vizyonsuz tartışmalar dönüyor” ifadelerini kullandı. Çelik de yine kararın bir geçerliliği olmadığını vurguladı.

Muhalefet partisi CHP’de ise genel başkan yardımcısı Öztürk Yılmaz, “Bu kararı yanlış buluyoruz. Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ortamda, Türkiye’deki demokrasi mücadelesine yardımcı olmak için alınmış bir karar değil” şeklinde tepki gösterdi. 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye beklenmedik desteğiyle gündeme gelen Eski İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt de, Twitter hesabından Parlamento’yu ‘uzun vadeli stratejik işbirliği’ yerine ‘kısa vadeli popülist’ kararlar almakla suçladı.

Bunun yanı sıra uzmanlar, Avrupa’dan gelen bu sert uyarının özellikle ekonomik sonuçları olacağını öngörüyor. Türkiye’nin en çok dış ticaret yaptığı ülkeler, Avrupa ülkeleri. Ayrıca Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımın da önemli bir kısmı Avrupa’dan. Ortadoğu’daki karışıklıktan sonra Ortadoğu’daki pazarlarını kaybeden Türkiye’nin Avrupa’yla ticaret ilişkilerinde aksaklık yaşaması, Türk ekonomisi için engel olunamaz bir krize yol açabilir.

Türkiye’nin bu kararın ardından Suriyeli mültecileri Avrupa’ya göndermekle tehdit edeceği beklenirken, Avrupalı siyasetçilerin artık mülteci kartının oynanmasından rahatsız olduğu da görülüyor.

ohal1

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin