Ankara’da İstihbarat Savaşları: Von Papen Suikastı [Dr. Serdar Efeoğlu]

Türkiye geçen hafta ilginç bir suikast olayı ile karşılaştı. Rusya’nın Ankara elçisi Karlov, bir sergi açılışı esnasında “El Nusra” sloganları atan bir polis tarafından kameraların önünde suikasta uğrayarak hayatını kaybetti. Tahir Elçi cinayetinin failini bir türlü bulamayan ve Sıhhiye katliamının arkasındaki örgütü “kokteyl” olarak niteleyen AKP Hükümeti, “telaşla ve aceleyle” katilin Cemaat tarafından yönlendirildiğini açıkladı. Hâlbuki bu tür açıklamaların titiz bir çalışmanın sonunda gerçekleşmesi ve olayın aydınlatılması gerekiyordu. Katilin cep telefonu bile Türkiye’de çözülemedi ve Rusya’ya gönderildi. Olayın arka planına bakıldığında Suriye’de yaşanan savaşın aktörlerinin işin içinde olduğunu ve Ankara’nın yoğun istihbarat savaşlarına sahne olduğunu tahmin etmek zor değil.

Önemli bir büyükelçi

Bu girişi bundan yetmiş yıl kadar önce yaşanan bir suikastı ve perde arkasını açıklamak için yaptık. 2. Dünya Savaşı’nın başından itibaren tarafsızlığını koruyan İnönü Türkiye’si Almanya, İngiltere ve Rusya’nın baskısına maruz kaldı. İnönü bu dönemde “tarafsızlık” politikasını savaşın seyrine göre bazen Almanya, bazen de İngiltere’ye yakınlaşarak devam ettirdi. Bu durum savaş yıllarında Türkiye’de yoğun bir istihbarat mücadelesinin yaşanmasına neden oldu. Ankara siyaseti karmaşık ilişkiler ağına dönüştüğü gibi, savaşan taraflar için istihbarat toplamada önemli bir merkez oldu. Bu önemli konum elçi tercihlerini de belirledi. 2. Dünya Savaşı yıllarında Almanya’nın Ankara büyükelçisi olan Franz Von Papen 1932’de Almanya’da başbakanlık görevine getirilmiş ve Hitler tarafından Viyana’ya büyükelçi olarak tayin edildikten sonra Almanya’nın Avusturya’yı ilhakında önemli bir rol üstlenmişti. Papen, Viyana’dan sonra Ankara’ya tayin edilmek istenmişse de Atatürk tarafından onaylanmamıştı. Atatürk’ün ölümünden sonra görevine başlayabilen Papen, kendisini istihbarat savaşlarının ortasında buldu. Savaş yıllarında az sayıdaki tarafsız ülkelerden biri olan Türkiye’de yaklaşık on yedi istihbarat örgütü faaliyetteydi ve Ankara sokakları istihbaratçılarla doluydu.

Hitler’in Türkiye planları

Papen göreve başladıktan sonra Sovyet Rusya’nın Türkiye ve özellikle Boğazlar üzerindeki hedeflerini sürekli olarak vurgulamış ve bu sırada yapılan Alman-Sovyet Saldırmazlık Anlaşması Türkiye’yi endişeye sevk etmişti. İtalya’nın Yunanistan’a saldırması ve Bulgaristan’ın da Almanya, Japonya ve İtalya’dan oluşan Mihver devletlerine katılması Türkiye’yi zor duruma düşürmüştü. Almanya Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına saygı göstereceğini açıklamış, Von Papen bu dönemde önemli bir misyon üstlenerek Türkiye’nin tarafsızlığını devam ettirmesi için gayret göstermiş ve sonuçta Türk-Alman Saldırmazlık Antlaşması imzalanmıştı. Hitler Türkiye’yi Ortadoğu için önemli bir sıçrama tahtası olarak görmekte, ayrıca Sovyetlerle savaşa girdikten sonra Türkiye vasıtasıyla Kafkasya ve Orta Asya’daki Türkleri ayaklandırmayı önemli bir strateji olarak benimsemekteydi. Bu politikanın yansıması olarak vaatlerde bulunulmuş; Batı Trakya, Ege Adaları, On İki Ada’nın Türkiye’ye verilmesi ve Rus egemenliğindeki Türklerin bağımsız olması vaat edilmişti. Almanya özellikle Türkiye’nin savaşa katılarak toprak kazanmasını savunan Turancılık faaliyetlerini desteklemiş, bunun için para da harcamıştı. Papen Alman emelleri için Türklere özel görevler verilebileceğini de düşünmekteydi.

Sovyetler’in yakın takibi

Sovyetler Papen’in faaliyetlerini yakından izlemekte, özellikle Vatikan temsilcisinin Papen’le özel görüşmeler yapması endişelerini artırmaktaydı. Görüşmelerin ABD, İngiltere ve Almanya arasında Sovyet Rusya’yı dışarıda bırakan bir barış antlaşması yapılması amacına yönelik olduğu anlaşılınca Papen’in öldürülmesine karar verildi. Suikastı planlayanlar Papen’i öldürmek için Yugoslav göçmeni bir Arnavut ve “komünist olan” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Ömer Tokat’ı görevlendirdi. 24 Şubat 1942 tarihinde Atatürk Bulvarı’ndaki konutundan yürüyerek sefaret binasına gitmek için ayrılan Papen ve eşi, on yedi metre mesafedeki suikastçının elinde patlayan bombadan kurtuldu. Elçi sadece yere düşmenin etkisiyle dizi ve elinden yaralanmıştı.

Suikast emri Stalin’den

Hitler bir konuşmasında Papen suikastına verilecek cevabın “aynı acımasızlıkta” olacağını belirtti. Sovyetler Birliği tarafı ise suikastı Almanların kendilerinin işlediğini iddia etti. Olay yeri incelemesinde Ömer Tokat’ın, elindeki bombanın patlaması ile parçalandığı anlaşıldı. Bombacının arkadaşları ise yabancı bir devlet görevlisi iki kişinin 25 yaşındaki Ömer Tokat’a suikast eğitimi verdiği yönünde ifade verdi. Bu kişilerin George Pavlov ve Leonid Kornilov adlı Rus istihbaratına mensup iki ajan olduğu anlaşıldı. Bombanın Almanların kullandığı tipte, Ömer Tokat’ın elindeki silahın ise Belçika yapımı olduğu tespit edildi. Halka ve basına açık olarak yapılan ve dört ay süren yargılamalar sonunda iki Rus yirmişer yıl hapis cezasına çarptırılsa da 1944 yılında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kendilerini affetmesiyle serbest kalarak memleketlerine döndüler. Yıllar sonra suikastın arkasındaki kişilerin anılarını yayınlaması ve Sovyet arşivlerinin açılmasıyla Türk yargısının olayı doğru bir şekilde aydınlattığı anlaşıldı. Hatta Papen’e suikast yapılması emrinin doğrudan Stalin tarafından verildiği ortaya çıktı.

Kriminoloji ilerledi ama

  1. Dünya Savaşı esnasında savaşın cephe gerisine yansıması olarak değerlendirilebilecek bu suikastın arkasındaki kişiler kısa zamanda tespit edilerek yargı önüne çıkarıldı. Bugün ise Rus elçi Karlov’un katilini yönlendiren kişiler veya istihbarat örgütleri ile ilgili somut hiçbir şey ortaya konamadığı gibi, suikasttan kısa bir süre sonra katilin gittiği söylenen dershaneden hareketle cemaatle “iltisaklı” diye açıklandı. Ancak katilin ablası Hürriyet’e verdiği röportajda kardeşinin kesinlikle bir dershaneye gitmediğini söyledi ve bu bilgi hâlâ yalanlanmadı. Katil polisin cep telefonunun Türkiye’de çözülemeyip Rusya’ya gönderilmesi ise ayrı bir tuhaflıktı. 1940’lı yılların dar imkânlarıyla Papen suikastının arkasındaki ajanları ve devleti kısa zamanda bulan Türkiye’nin kriminolojinin çok ilerlediği günümüzde olayı aydınlatmak yerine aceleyle Cemaati suçlu ilan etmesi ve İçişleri Bakanı’nın hemen olay yerine gidip yine cemaati hedef göstermesi dikkat çekti. Bu tür algı operasyonları ile kamuoyuna istenen mesajlar verilse de ABD ve Rusya gibi ülkeleri ikna etmek mümkün olmayacaktır. Özellikle katil polisin canlı yakalamak yerine öldürülmesi, olayın üzerindeki sis perdesini bir kat daha artırmıştır.

Kaynaklar: N. Gülmez, E. Demirci; “Von Papen’in Türkiye Büyükelçiliği”, ÇTTAD, S. 27; B. El, M. Perinçek; “Von Papen Suikastını Kim Düzenlendi?”, Toplumsal Tarih, S. 196; S. Sarıkaya, “Von Papen Suikastında Sovyet İzleri ve Sovyet Basınının Tutumu”, Tarih Araştırmaları Dergisi, S. 55.

2 YORUMLAR

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin