Avrupa büyük ve yeni bir göç dalgasına hazır mı? [Doç. Dr. Mahmut Akpınar*]

Batı kamuoyu mültecilerden rahatsız. Özellikle de Müslüman kökenli mültecileri istemiyorlar. Radikal İslamcı terör örgütlerinin eylemleri ve medyanın İslamofobik yaklaşımı Avrupalıların endişelerini artırmada önemli etkiye sahip. Bu durum, tüm Batıda aşırı sağın yükselmesi, ırkçılığın hortlaması, diskriminasyonun sokaklara inmesi gibi sonuçlara da neden oluyor. İşsizlik, ekonomideki bozulmalar, terör, refahtaki düşüş ve güvenliğin azalması noktasındaki negatif veriler öncelikle göçmenlere bağlanıyor. Göçün getirdiği olumsuzluklar ve kamuoyundaki bu algı nedeniyle mülteciler Avrupalı liderlerin/yönetimlerin yumuşak karnı.

Bu gerçeği çok iyi bilen Erdoğan son dönemde başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine “mülteci” tehdidiyle geri adımlar attırdı ve bazı tavizler kopardı. En azından kendisine karşı gelişebilecek eleştirilerin dozajını düşürdü ve onları kendisiyle pazarlığa ikna etti.

Yaklaşan büyük tehlike

Ancak yaklaşan daha büyük bir tehlike var. Eğer böyle giderse, Avrupa çok daha yoğun bir göç dalgasına maruz kalabilir. Üstelik bu defa göç dalgası kapısının dibindeki bir ülkeden gelecek gibi görünüyor. Batı, Suriye gibi orta boy bir ülkeden değil, 80 milyonluk bir ülkeden gelecek göç/iltica tehdidi ile karşı karşıya. Rahatlarının bozulmasından hoşlanmayan ve refahlarını başkalarıyla paylaşmaya sıcak bakmayan Avrupalılar istemedikleri bu tehlikeyi daha ağır şekilde her an kapılarında bulabilirler.

Hızla yaklaşan bu tehlike bu defa AB ile müzakere yürüten, Avrupa Parlamentosu üyesi bir ülkeden, Türkiye’den gelecek gibi görünüyor.

AKP içinde farklı ses verenler dâhil, Türkiye’de Erdoğan’a tam biat etmeyen hiçbir kesim güvende değil, kendini huzurlu hissetmiyor. Erdoğan ülkeyi kontrolünde tutabilmek için herkesi ötekileştiriyor ve düşman addediyor. Muhalif kesimlere yaşam alanı bırakmıyor. Bağımsız medyadan, düşünce özgürlüğünden, demokrasinin işlemeyişinden bahsetmiyoruz. Türkiye artık hızla en temel hakların, hayatın, bazıları için nefes almanın imkânsız olduğu bir ülke oluyor. Hizmet hareketine topyekûn bir ‘soykırım’ uygulanıyor; yüz binleri aşan insan işten atıldı, hapislere tıkıldı. Hizmet Hareketinden bazı insanlar yurt dışına çıkabildi ve bazı ülkelere sığındılar. Ancak bu ancak ‘beyin göçü’ denebilecek sayıda oldu. Fakat bir tedbir alınmazsa, otoriterleşme, muhaliflere hayat alanı bırakmama, nefes aldırmama siyasetine ‘dur’ denilmezse çok sürmeyecek bir zamanda toplumun farklı kesimlerinden insanlar Avrupa’nın, demokratik ülkelerin kapılarına dayanacaklar.

Bunlar kimler?

Erdoğan’a mutlak tabi olmayan herkes; Kürtler, Aleviler, Kemalistler, seküler kesimler ve giderek çember kendileri için de daralan bazı diğer İslamî cemaatler!

Erdoğan PKK ile süren görüşmeler sırasında PKK’nın militan toplamasına, her yere silah yığmasına ve Suriye’deki yapılanmalara göz yumdu. Örgütle süren bahar havası bittikten sonra, özelikle son dönemde “PKK ile mücadele” adı altında Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı kentleri yerle bir etti. Pek çok yerleşimi yaşanmaz hale getirdi. Kürt siyasetçileri tutuklayıp hapse attı, milletvekillerini tutuklattı. HDP elinde bulunan belediyelere kayyım atadı. Kürtlerin devlete dair son güvenlerini de berhava etti, özellikle genç nesillerin ülkeye aidiyet duygusunu sıfırladı. HDP’ye oy veren seçmene Türkiye’ye düşman olma, kopma, ayrılma dışındaki bütün kapıları kapattı. Operasyonlar ve tutuklamalar hızlı bir şekilde Alevilere de yayılıyor. Alevilerin, Türk ve Kürt solunun (müttefikleri Ulusalcılar-Ergenekoncular hariç) gazete ve TV’leri kapatıldı, gazetecileri hapse atıldı. Alevi-Sünni, Türk-Kürt gerilimi üzerinden zaten var olan fay hatları derinleştiriliyor. Farklı toplumsal kesimler, farklı kimlikler ve aidiyetler iktidarın kontrol ettiği muazzam medya gücüyle/trollerce ötekileştirilip aşağılanıyor; ağır hakaretlerle, küfürlerle adeta kışkırtılıyorlar. Bunun yanında AKP ile işbirliği içine girmemiş ama sessizlik politikası izleyen bazı cemaatlere yönelik de hazırlıkların olduğu anlaşılıyor.

İktidar nefret pompalıyor

Erdoğan SADAT adı altında paramiliter yapılar kurdu ve bunları silahlandırdı. Kendi kitlesine sürekli nefret ve husumet aşılıyor, her muhalifi “vatan haini”, “kafir”, “İsrail/ABD/İngiliz uşağı”,”Batı ajanı” vs diyerek hedef yapıyor. Türkiye’de aklıselimi temsil eden ve bu cinnet sürecine dur diyebilecek aydın, düşünür, yazar, kanaat önderi, medya kalmadı. Ya sustu kabuklarına çekildiler veya hapse atıldılar.

AKP’nin gerilim, kutuplaştırma ve vuruşturma siyaseti nedeniyle ülke hızla iç savaş ortamına sürükleniyor. Küresel güçler arasında bunu arzu edenler de olabilir. Ancak Türkiye de Ortadoğu’ya eklemlenir ve kaosa/iç savaşa teslim olursa bunun ne kadar süreceğini, kimlere ne kadar zarar vereceğini kestirmek mümkün değil. Mevcut halin devamı durumunda Türkiye’nin Suriyeleşmesi, can ve mal güvenliğinin kalmaması, ekonominin tamamen çökmesi ve iç savaş çıkmasını kehanet olarak algılamamalı. Üstelik bunun bedeli Türkiye ile sınırlı kalmaz. Bütün Avrupa’yı çok ciddi şekilde etkiler. Seksen milyonluk bir ülke iç savaşla yüzyüze gelirse veya yukarda bahsi geçen kesimler can güvenliğinden açık endişe etmeye başlarsa, geçen yılki mülteci kriziyle kıyaslanmayacak kadar büyük rakamlarda nüfus Yunanistan, Bulgaristan ve diğer Avrupa ülkelerine yığılacaktır. Ekonomisi-güvenliği çöken Türkiye, Avrupa’yı bütün alanlarda ağır şekilde etkiyecektir.

diyarbakır duvar

Fay hatları yırtılırsa

Erdoğan güdümündeki AKP iktidarı Türkiye’de bütün dengelerle ve çok tehlikeli bir şekilde oynuyor. Bu süreç biraz daha zorlanırsa sosyolojik bir tabana dayanan (Kürtler, Aleviler) terör örgütleri yoğun kitlesel destek kazanabilir. PKK, DHKP/C, TİKKO gibi silahlı örgütler bütünüyle alana inebilir. İktidarın illegal ve paramiliter yapılar olarak kullanmaya çalıştığı SADAT türü yapılar ve milliyetçi duyarlılığı olan kesimler bunlarla “mücadele” etmek isteyebilir. Böyle bir tablo ülkeyi Suriyeleştirir ve her türlü dış müdahaleye, provokasyona açık hale getirir. Toplumsal kesimler devlete/polise güvenmeyip kendi güvenliğini sağlama yolunu ararsa ülke içinden çıkılmaz bir batağa saplanır. Yönetilemez, güvenliksiz, can tehlikesinin olduğu böyle bir ülkeden yığınların kaçacağı/göçeceği açıktır. Böyle bir tablo, Erdoğan’a ‘mülteci krizi’ sebebiyle diz çöken Avrupa’yı baş edemeyeceği göç dalgalarıyla karşı karşıya getirecektir.

Türkiye hızla kaosa, de-stabilizasyona gidiyor. Avrupa’nın şimdiye kadar sınırları dışındaki zulümlere ‘kınamak’ dışında ciddi bir yaptırım uygulamayan yönetimleri, bunun farkında mı?

Bunun için ne gibi tedbirler düşünüyorlar?

Yarın iç savaştan, devlet zulmünden kaçan yüz binler, milyonlar kapılarına dayandığında gemileri batırma, insanları denizlerde ölümlere terk etme, sınırları kapatma dışında ne gibi çözümlere sahipler?

 * Keele Üniversitesi Öğretim Üyesi – U.K.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin