Amerikan Başkanını nasıl satın alırsınız?

AMERİKA GÜNLÜĞÜ | ADEM YAVUZ ARSLAN

Hala var mıdır bilmiyorum ama bizim üniversite yıllarımızda cafelerde müzik kutuları olur, gün boyu parayı atanın seçtiği parçalar çalınırdı.

Yani ‘parayı veren düdüğü çalar’dı.

Amerikan siyasetini izlerken sık sık o müzik kutularını hatırlıyorum. Çünkü ‘Parayı verenin sesinin çok çıkması’ hali en belirgin şekilde ABD başkentinde yaşanıyor.

Washington sesini duyuranın güçlü olduğu bir şehir. Üstelik çıkar gruplarının etkin olduğu bu sektörde milyarlarca dolar dönüyor ve oyuncular ensesi kalın tipler.

O yüzden bu haftasonu “Amerika Günlüğü’nde ‘lobi-siyaset ilişkisi ve Washington örneği’ ne bakacağız.

Bilindiği gibi Amerikan Başkanlık sisteminin temeli denge ve denetlemeye dayanıyor.

Bu sistemde –Yasama (Kongre) Yürütme (Başkan) ve Yargı- her erkin birbirini dengeleyen önemli yetkileri var. Yasama ve Yürütmenin birbirleri üzerinde üstünlüğü yok. En azından teorik olarak.

Fakat pratikte Kongre daha güçlü. Gerçi yaygın kanı ABD’de en güçlü erkin Beyaz Saray olduğu şeklindedir. Ancak gerçekte ‘asıl patron’ Kongre’dir.

Kongre yasaları yapar, hükümet ise uygular. Parayı kontrol ve denetim yetkisi de Kongre’dedir. Aynı zamanda temsil yetkisi de olduğu için önemli bir güç merkezidir.

Dış politikadan sosyal hayata dair düzenlemelere kadar her konuda sert mücadelelerin yaşandığı yer Kongre’dir ve çıkar gruplarının öncelikli hedefi kanun yapıcıları etkilemektir.

Daha önce dediğim gibi, Washington sesini duyuranın güçlü olduğu bir şehir.

Çok parası olan, güçlü lobi şirketleri ile çalışan ülkeler, siyasiler, çıkar grupları ve toplumsal kesimler Washington’u etkisi altına alabilir. Hatta oyunu kurallarına göre oynarsanız ABD Başkanını bile ‘satın alabilir’siniz.

Çıkar grupları bazen sosyal bir grup olabilirken bazende ülkeler ya da büyük şirketler olabiliyor.

Bu gruplar amaçları doğrultusunda devletin üç erkini de doğrudan ya da dolaylı olarak baskılamayı hedefliyorlar. Bu seçmen ziyaretleri şeklinde olabileceği gibi büyük ‘bağışlar’la da yapılabiliyor.

Para ile ilgili konularda sıkı kurallar ve denetim mekanizmaları var ancak pratikte neyin ifade özgürlüğü neyin çıkar kavgası olduğu net çizgilerle ayrılamıyor.

En azından ABD kamuoyunda “Kongre’nin vatandaşlara mı yoksa çıkar gruplarına mı hizmet ettiği” tartışması hararetle yapılıyor.

İlaç lobisinden silah lobisine tamamen ticari hedefler gözeten çıkar grupları olduğu gibi İsrail lobisinden Suudi lobisine kadar ülkeler için çalışan güçlü lobi şirketleri de var.

Washington için “think-thank ve lobi cenneti” denmesi boşuna değil.

Yaklaşık 13 bin kayıtlı lobici (kayıt dışı lobicilerin sayısı tahmin dahi edilemiyor) olduğu ve bu sektörde dönen paranın milyarlarca dolara ulaştığı düşünülürse resim daha da netleşir. Eskiden K Street denince akla lobi şirketleri gelirmiş ama son dönemde lobi şirketleri daha çok Capitol Hill’in çevresinde boy gösteriyorlar.

Peki kim bu lobiciler?

Aslında pek çoğu başkentte zaten tanınan simalar.

Bürokratlar, askerler ve siyasetçiler aktif görevi bıraktıktan sonra lobi şirketlerine geçiyorlar. Ya da son dönemde moda olan haliyle kendi adlarıyla lobi şirketleri kuruyorlar.

Mesela Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn kendi adıyla kurduğu danışmanlık şirketi ile bu sektöre girmişti. Türkiye adına illegal lobicilik yaptığı ortaya çıkınca da istifa etmek durumunda kalmıştı. Eski FBI direktörlerinden Michael Chertoff ‘Chertoff Group’u, eski Afganiston komutanı General Stanley McChrystal ‘McChrystal Group’u kurmuştu.

Seçimi kaybeden siyasetçilerin en az yarısı lobi dünyasına katılıyor.

Öyle bir hale gelmiş ki, Washington’da ‘bir şeyler yapmak isteyen’ kişiler, gruplar hatta ülkeler bu lobi şirketlerinin kapısını çalıyorlar. Hatta bu konu adı konmamış kural haline gelmiş halde. Washington’da bir şeyler başarmak istiyorsanız lobi şirketleri ile çalışacaksınız.

İşin bir de ‘fonlama’ boyutu var.

Seçilmiş ya da seçilecek adaya bağış yapan çıkar grupları bu sayede etkili oluyorlar. Mesela NRA (Ulusal tüfek birliği) bu ülkedeki en güçlü lobi kurumlarından biri.

Aynı şekilde sağlık sektörünü temsil eden sendikalar, meslek örgütleri en büyük bağışçılardan. Başta Pfizer olmak üzere büyük ilaç şirketlerinin siyasetçilere yaptığı bağış miktarı yaklaşık 50 milyon dolar.

Enerji ve iletişim sektörünün devleri de -özellikle Cumhuriyetçilere- yoğun bağışlar yaparak siyasetçileri tesir altına almaya çalışıyor. Bu iki sektörün bir seçim döneminde yaptığı bağış miktarı 40 milyon doları aşmış halde.

Şeker ve et üreticileri de bağışlarıyla hükümetin tarım politikalarını etkilemeye çalışıyorlar. Bu durum aslında obez oranının yüksek olduğu ABD’de neden her şeye şeker katıldığını da açıklıyor. Düşünün, ekmek çeşitlerinde bile şeker var. Şimdi o kadar olmasa da bir dönem tütün şirketleri de çok büyük lobi gücüne sahip olmuşlar.

Savunma sanayii de büyük donörlerden ve politikacılar üzerinde söz sahibi oluyorlar. Çıkar grupları ve onların paralı askerleri lobicilerin akla hayale gelmedik yöntemleri var. Mesela siyasetçi ya da bürokratlara pahalı golf kulüplerinde üyelik sağlamak!

Genel olarak golf merakı olan siyasiler bu cazip teklifin tuzağına sıklıkla düşüyor. Amerikan medyasına yansımış çok sayıda ‘bağış parasıyla golf oynayan siyasetçi’ haberi var.

Lobi olayının bir de ülkeler adına yapılanı var. ABD Başkenti bu açıdan da hayli zengin. İsrail’den Ermenistan’a Yunanistan’dan Suudi Arabistan’a hemen hemen her ülke Washington’da lobi yapar.

İsrail lobisi bu konuda çok meşhur. Dostluk grupları organizasyonları ile ABD Kongresi’nin yarısını her yıl İsrail’e götürüyorlar.

Rum ve Ermeni lobileri de hayli etkin.

Türkiye son yıllarda lobiye inanılmaz paralar harcıyor. Erdoğan’ın Trump üzerinde etkili olabilmek için paraya boğduğu lobi şirketleri var. Suudi veliaht prensi Muhammed Bin Selman’ın imaj için lobi şirketlerine dağıttı para uzun süre gündem olmuştu.

Yabancı ülkelerin ABD’de lobi yapabilmesi için Amerikan Adalet Bakanlığı’ndan izin alması ve harcadıkları her kuruşun hesabını vermeleri gerekiyor. Bu bilgiler internette herkesin kullanımına açık olmak zorunda.

Özetle;

Washington bir lobi cenneti ve sesini duyuranın güçlü olduğu bir yer. Sektörde dönen legal-dolaylı para milyarlarca dolar. Onbinlerce lobici kayıtlı ve bunlar golf kulüplerinden kiliselere kadar her yerde varlar. Hatta en etkili lobi grupları arasında kiliseleri de saymak mümkün.

Sistem öyle kurulmuş ki, bugün Washington’da bir şeyler başarmak istiyorsanız lobi şirketleri ile çalışmak zorundasınız. Hikayeniz ne kadar kötü olursa olsun kesenin ağzını açtığınız zaman sizin adınıza bağırıp çağıracak, alkışlayacak birilerini buluyorsunuz.

‘Peki bütün bunlardan bize ne?’ diyenlerdenseniz şöyle cevaplayayım.

Trump’ın Erdoğan aşkının ardında bu lobi şirketleri ve bol sıfırlı parasal ilişkiler var. Washington’u ve politikalarını analiz ederken lobi şirketlerinin gücünü görmezden gelirseniz yanlış sonuçlara varmanız kaçınılmaz.

3 YORUMLAR

  1. Sevgili Adem Yavuz Aslan
    Çok merak ettiğim bir konu var. 15 Temmuz gecesi Hande Fırat ile konuşan CB Erdoğan’a ”Genel Kurmay Başlkanı ile görüştünüz mü” diye soruldu. O da ”Kendisine ulaşamıyorum, durumu ne bilmiyorum” tarzı bireyler söyledi. Öz kulaklarımla duydum. 10 dk filan sonra eski Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel bağlandı. ve aynen şöyle söyledi:
    Ben Genel Kurmay Başkanı ile görüştüm, Hava Kuvvetleri Komutanı ile görüştüm…
    Bu konuşmaya Türkiye de veya dünyada bir tek ben mi şahit oldum acaba?
    O anda kendi kendime ” Necdet paşam kontur hareket çekiyor. Bir oyunu bozdu” diye düşündüm.
    15 Temmuz sonrası Necdet paşaya çokça yüklenilmesinde bu olayın çok etkisi olduğunu düşündüm.
    Aradım taradım ancak bu kayıtları hiç bir yerde bulamadım.
    Bence o gecenin en ilginç hamlelerinden biri buydu ve kimse bu konuya değinmedi. Vaya ben rastlamadım.
    Sizin bu olaydan haberiniz var mı bilmiyorum.
    Saygılarımla
    Dr. Hasbi Memişoğlu

  2. Sizin gözünüzden kaçmaz ancak olayın vahameti bana göre şu:
    CB veya Başbakanın ulaşamadığı Genel Kurmay Başkanına eski genel kurmay başkanı ulaşabiliyor. Ve Necdet Özel gibi ağzı sıkı bir eski GKB acilen bağlanıp bu bilgiyi açıklıyor. Açıklarken de hatırladığım kadarıyla şöyle bir cümle kullandı: Genel Kurmay Başkanımız iyi. Görevinin başında ve hükümete bağlılığını belirtti.
    Ben bir asker olarak şöyle düşünmüştüm:
    Necdet Paşa askerler oltaya gelmesin diye bu açıklamayı yapıyor. Şimdi anlıyorum niye GKB Necdet Paşa ya söylediğini neden o dakikalarda ortaya çıkıp söylemedi.
    Necdet Paşa sağ. Ulaşıp bir sorsanız.
    Allahım delirecem ben o gece hayal mi gördüm?
    Bu olayı binlerce kişi seyretmiş olmalı
    Yanılıyor muyum?

  3. biz dilenip para toplar.. kafeye dönüp Müzik Kukusuna atar ve on küsür dakkalık the Doors*un The End şarkısına basarak “parayı verenin düdüğünü” çaldırtmazdık…
    vesSelam Merhaba abime

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin