AİHM yargıçları neden böyle davranıyor?

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Günümüz Türkiye’sinin yeni rejiminde kuşatılmış ve diz çöktürülmüş yargının adil işlememesinden dolayı ülke insanları çok bunalmış durumda…

İç hukuk yollarında aradığını bulamayan, haklarını geri alamayan mağdurlar bir umut olarak AİHM gibi uluslararası mahkemelerin kapılarını aşındırıyor. Uzun zaman dilimine yayılan prosedürler sonunda -arada sırada da olsa- olumlu kararlar çıkıyor; en son çıkan (3 Mart 2020 tarihli) Hâkim Hakan Baş kararı gibi…

AİHM’in “Hâkim Hakan Baş Kararı” ne diyor?başlıklı yazımızda bu kararın olumlu taraflarını irdelemiş, diğer KHKlılar ve “15 Temmuz” mağdurları için nasıl bir etkisi olabileceğini kısaca ele almıştık. (Konunun detaylarına o ilgili yazıdan ulaşılabilir.)

Zorlama da olsa olumlu çıkan o kararda dahi şüphe uyandıran detaylar ve soru işaretleri vardı.

Adeta kıyıma uğratılmış beş bin kadar yargı mensubundan birisi olan meslektaşının haksızlık tutukluluk başvurusunda AİHM’in “hak ihlali var” dediği yerde Türk yargıcın karardaki muhalefet şerhi ibretlik idi… Bundan önce boşalan Türk hâkimin yerine birçok aday teklif edilmiş ama yetersiz bulunarak reddedilmişti. Nihayetinde “yetkin” kabul edilip de göreve başlamış olan “insan hakları yargıcı Saadet Yüksel “kısmi muhalif görüşü” şöyle diyordu:

“…isnat edilen suçu işlediği yönünde şüphe yaratacak delil olmadığına katılıyorum, ama tutuklamanın haksız olduğuna katılmıyorum.” 

Evet, “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler olmuştur” diyen iktidar sözcüsünün yargı versiyonu idi bu!.. Türkiye cenahındaki yargı mensuplarının durumu yaklaşık böyle… Peki diğer Avrupalı yargıçlar? Onlar ne kadar tarafsız? Onlardan kısa vadede bir umut var mı?

SİSTEM İYİ KURULMUŞ

Bu konuda ihraç hâkim Murat Durmaz gibi hukukçular kafa yormakta ve araştırmalar yapmaktalar. Bu yöndeki çalışmalar da rapor ve makale haline dökülmeye başladı da. 2009-2019 tarihleri arası dönemle ilgili yapılan araştırmadan anlıyoruz ki:

AİHM de görev yapan 100 yargıçın 22’si daha önce çalıştığı Açık Toplum Vakfı’nın müdahil olduğu davalarda görev almış. Seçilmelerinde de lobi faaliyetleri söz konusu ve de bu insanlar hukukçu bile değiller.

Belli periyotlara dair yapılan kısa araştırmanın sonucu böyle olsa da toplamda sayının çok daha yüksek olduğu tahmin edilmekte… Evet, yargıç seçiminde bu denli etkin olan STK’ların raportör ve daha alt kademe çalışanların atanmasında etkin olduğu bir vakıa… Küresel düzene bir göz atmak isteyenler detaylarına bakabilir…

**

Bahse konu o araştırma ki 6 aylık bir çalışmanın ürünü… NGOs (Non-Profit ya da Non-Governmental Organization yani STK-Sivil toplum kuruluşları) ve ECHR (European Court of Human Rights-AİHM) yargıçları arasındaki ilişkinin kapsamını ve ana hatlarını, ortaya çıkan sorunları ve çıkar çatışmalarını ortaya çıkaran bu önemli rapordan anlıyoruz ki;

Mahkemede aktif olan ve geçmiş personellerinin arasında yargıçlar olan 7 NGOs (STK) tanımlanmış ve de 100 yargıçtan en az 22’si 2009’dan beri bu 7 NGOs’un geçmişteki çalışanları ya da liderleri!..

Bunların arasında, Open Society Networks’e bağlı yargıçların sayısı (12) ve bu raporda tanımlanan diğer altı organizasyona gerçek anlamda maddi kaynak sağlamasıyla öne çıkıyor.

Open Society Networks’ün güçlü bir varlığı ve ona bağlı kuruluşların ise birçok yönden sorunları bulunmakta… Fakat daha da önemlisi, 22 hâkimden 18’inin önceden ilişkilendirilmiş oldukları organizasyon tarafından başlatılan ya da desteklenen davalarda çalışmış olmaları!

Geçen 10 yılda 88 tane sorunlu vak’a tespit edilmiş ve de sadece 12 davada bile hâkimler, ilgili bir STK ile bağlantısı nedeniyle oturuma katılmaktan kaçınma durumunda kalmışlar. Ve bu, STK’lar arasındaki yakın finansal bağlantıları dikkate almayan düşük bir değerlendirme kısmı…

Bu kadarlığı bile çok ciddi ve “mahkemenin bağımsızlığı” ile “hakimlerin tarafsızlığı” noktasında sorgulanması gereken bir durum. Ve bu uygunsuzluklara acil çare bulunması gerekmekte!..

Raporda bu soruna dair öneriler de bulunuyor. Özellikle hakimlik için adayların seçilmesine aktivistlerin ve kampanyacıların atanmasından kaçınmak için daha büyük ölçüde özen gösterilmesi öneriliyor. Rapor ayrıca, başvuranlar, hakimler ve STK’lar arasındaki çıkarların ve bağlantıların şeffaflığını sağlamak ve sınır dışı etme ve diskalifiye prosedürlerini resmileştirmek için önerilerde bulunmakta…

Avrupa’daki insan hakları koruma sisteminin değerinin bilincinde olan ECLJ, bu raporun mahkemenin daha iyi işleyişine olumlu bir katkı olarak alınacağını umuyor.

Bu raporun bir takibi olarak, ECLJ konuyu, etkili bir dilekçe prosedürü sağlayan Usul Kurallarının 67. maddesi uyarınca Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisine resmen havale etmeye karar vermişti. Kaldı ki bu meclis, yargıçların seçiminden sorumlu olup soruşturma yetkisine sahip… Ve bu raporda da değinildiği gibi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne temsilci 47 Taraf Devletin temsilcilerine tavsiyelerde bulunabilecektir.

Avrupa Mahkemesinin bağımsızlığını ve hakimlerinin tarafsızlığını korumak için sadece bu resmî kurumların değil, bütün inisiyatif sahiplerinin desteğine ihtiyaç var.

“SOROS” MESELESİ…

“Açık Toplum Vakfı” deyince Soros’un adı çok yoğun bir şekilde geçmekte…

Hani Osman Kavala beraat ettirilip de tahliye edileceği esnada -gerçek karar verici sıfatı ile- devreye giren R.T. Erdoğan’ın gönderme yaptığı uluslararası lobici şahıs…

Lobi denildiğinde de paranın önemi ortaya çıkıyor.

Vakıf, lobi, hükümetlerin verdiği para ilişkisine dikkat etmek gerek…

Amerika’daki Gülen Cemaati ile ilgili davalarda siyasetçisinden, lobicisine hemen her tarafa paralar yedirmiş ve istediği kararları çıkartmaya çalışmış olan Erdoğan Rejimi Avrupa’yı da boş bırakmıyor zaten… Nitekim Türkiye’den davalar yağmaya başladığında hükümetçe AİHM’e “destek” olarak yüklü paralar verilmiştir de…

Bir kısmı hukukçu bile olmayan yargıçlardan bazılarının aynı zamanda hem NGO’larda hem de mahkemede çalışmış olması ve NGO’larla ilgili 88 davadan 12’sinden çekinme kararı verilmiş olması, Türkiye’ye dair hassas dosyalarda bir etkisinin olup olmadığı konusunda akla ciddi şüpheler gelmekte…Bu ve benzeri durumların Avrupa parlamentosunda sorun haline getirilip araştırılması için dolayısıyla 67. Maddenin uygulanması için de imza desteği istenmekte…

ÜLKE YARGISINDA SON DURUM DA ŞÖYLE

Görüldüğü gibi, uluslararası arenada da lobiler, vakıflar, paralar dönüyor. Bu da kafalarda soru işaretleri oluşturuyor… Ülke içine, iç hukuk yollarına geri döndüğümüzde ise orada hiç şüphe yok! Zira yargı tamamen iktidarın boyunduruğuna girmiş vaziyette!

15 Temmuz Kurgu Darbesi’nin ilk indiği yer zaten yargı olmuş ve 5 bin kadar yargı mensubu atılmış ve neredeyse bu sayının iki katı kadarı hemen parti teşkilatlarından alınmış ve “dikensiz gül bahçesi” bir yargı teşkilatı kurulmuştu.

Bununla kalınır mı hiç?! HSK personel alımlarında KPSS şartı kaldırıldı bu arada… (Herhalde yeterli puanı alan adam bulamadılar.) E hadi hayırlı olsun!

HSK’ye alınacak memurları KPSS kapsamı dışına çıkarma ile ilgili Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Mehmet Balık’ın aklına da aynı kanaat gelmiş: “Oraya kendi adamlarını yerleştirmek için mi bu yapılıyor? Ben öyle olduğunu düşünüyorum.” (Herkes öyle de, işte…)

Askeri, yargıyı yerle yeksan etmiş olan iktidar saydırmaya devam;

Hazır gündem yoğunken binlerce dönüm alanın yayla statüsünden çıkarılmasına, acele kamulaştırmasına dair kararları geçirdiler… Askeri alanların icabına da bakıldı tabi bu arada.

Yargı da bir şekilde yolunu buluyor.

Fetö Borsası filan denildi de iş iyice standarda binmiş, rayiç tarifeler de havada uçuşuyor… Mesela KHK’lılar için Hapisten çıkarma: 100.000 TL, Göreve iade: 200.000 TL. Söz konusu kişi iş adamı ise fiyatları uçuyor, milyonlar bile konuşuluyor. Hali vakti yerinde birisinin kokusunu alınca kan kokusuna gelen köpekbalıkları gibi, her türden “yetkili kişi” üşüşüyor garibime…

Sosyal medyada bir mağdurun anlattıkları ibretlik ve ortamı özetlemeye yetiyor:

Avukatı mahkeme başkanıyla konuşuyor ve “Görüyorsunuz, bu müvekkilimin dosyası cidden çok boş, bir şeyler yapamaz mıyız?” diyor. Başkan da pişkince, “Yaparız tabii ama tek olmaz. 4-5 kişi bir araya gelsinler, 20’şer bin Dolar getirsinler, dosyayı kapatırız.” diyor.

Maşallah, “İç Hukuk sistemi” de bir şekilde yolunu buluyor, tıkır tıkır işliyor yani!

Fatih Sultan’ın “Kadı’yı (Yargıyı) satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün de devlet ölür!” sözünü tekrar hatırlayıp da ülke manzarasına baktığımızda, “Mülkün (devletin) temeli” adaletin yıkıldığı, iktidarın yargıyı böyle satın aldığı, yargının da gırtlağına kadar şaibeye bulaştığı bir noktada AB, AİHM de kirli çarka dahil olursa uzun vadede Batı’nın kurduğu değerler de zamanla yerle bir olur. Her şeye rağmen iyi niyetimizi koruyup hak mücadelemizi sürdürmeye devam edelim bakalım, gün doğmadan neler doğar kim bilir…

1 YORUM

  1. Boşuna dememişler, alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Ne güzel ağlıyor yalvarıyorsunuz adalet adalet diye. Tam anlamıyla bıdı bıdı yapıyorsunuz. Darbe öncesi zamanlarda adaleti istediğiniz gibi kullanarak ağlattığınız, kanına girdiğiniz, malına konduğunuz, hakları hukuku çiğnediğiniz, halkı perişan ettiğinizde keyifle gülüp oynadığınız sebepsiz yere zenginleştiğiniz günlerin bedeli bu. Yalvarın yalvarın belki işe yarar. Hainler sizi.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin