AİHM’in “Hâkim Hakan Baş Kararı” ne diyor?

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 15 Temmuz darbe girişiminin ardından cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan hâkim Hakan Baş’ın 2017 yılında yaptığı başvuruyu 3 Mart 2020 tarihinde karara bağladı.

AİHM hükümetin OHAL koşullarını gerekçe gösteren savunmasını kabul etmeyerek ilk tutuklamayla ilgili ihlal kararı verdi ve sadece ilk tutuklama için de 10 bin avro tazminat ödenmesine hükmetti. Kararın çevirisine Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü Okan TAŞDELEN’in sayfasından ulaşabilirsiniz.

Bunun böyle olacağı baştan belliydi ve az hukuk bilenler dahi bunu öngörüp hükümeti ve Adalet Bakanlığını uyarmışlardı. Dinlemediler, dinleyeceğe de benzemiyorlar… Ama bekleyen o bütün dosyalar bu şekilde ihlalle sonuçlanacaktır, zira keyfi ve sınırsız mütemadi suç yorumu, delilsiz tutuklama/ cezaların uluslararası hukukta karşılığı yaptırım olacaktır. Yavaş da olsa, kör-topal da olsa adalet böyle tecelli edecek…

Şimdi bu son kararı, diğer kararlarda da karşılaştırarak kısa bir değerlendirmesini ve de eleştirisini yapalım.

AİHM KARARININ İÇERİĞİ

AİHM, hâkim Hakan Baş’ın tutuklanmasında İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5.1 ve 5.4’ncü maddelerinin ihlal edildiğine hükmederken şu ihlallerin altı özellikle çizmiş:

– Tutukluluk süresinin uzun olması,

– Mahkemeye geç çıkarılması,

– Tutukluluk için ortaya makul delil konulamaması.

Yani bu kararda, “15 Temmuz Kurgu darbesi” sonrasında tutuklanan başvuranın “özgürlük” ve “güvenlik” haklarının iki başlık altında ihlal edildiği tespit edilmiştir.

Ayrıca, AİHM bu kararında “HSK’nın, içeriklerine açıklama getirmeksizin ya da başvuran ve onun durumuyla nasıl ilgili olduğunu açıklamaksızın istihbarat teşkilatlarından gelen bilgiye genel bir atıfta bulunmuş olmasına” vurgu yapması da dikkate değer!

Diğer ihlal hususlarına bakacak olursak:

1) Tutuklamanın Hukukiliği İlkesinin İhlali: 

“Suçüstü hali” kavramının hakimleri ve savcıları -onlara sağlanan teminatlardan yoksun kılacak derecede- geniş biçimde yorumlanmış olması,

– Tutuklama anında başvuranın üzerine atılı suçu işlediği şüphesini doğuracak belirli hiçbir olgu ve bilginin bulunmaması,

– Suçüstü halinin bu genişletilmiş yorumunun olağanüstü hale uygun bir karşılık olarak değerlendirilememesi ve başvurana yöneltilen şüphenin asgari makullük düzeyine ulaşmaması.

2) Tutukluluk İncelemelerinin Duruşmalı Yapılması İlkesinin İhlali:

Başvuranın, hakim önüne çıkartılmasına kadar bütün tutukluluk değerlendirmelerinin dosya üzerinden yapılmasını da AİHM “duruşmalı inceleme ilkesine aykırı” bulmuştur.

VE AİHM ALPASLAN ALTAN KARARI

AİHM, hakim-savcıların adil yargılanma ve özgürlük ve güvenlik hakları ile ilgili başvurularında, Hükümetin “suçüstü hali” iddiasını kabul etmemeye devam ediyor… Malum, daha önce de eski Anayasa Mahkemesi üyesi Alpaslan Altan Kararında da benzer bir hüküm çıkmıştı.

Nitekim AİHM de mevcut davadakine benzer koşullarda, ulusal mahkemelerin suçüstü kavramının kapsamını genişletmelerinin ve iç hukuk uygulamalarının açıkça gayri makul ve hukuki belirlilik bakımından sorunlu olduğuna karar vermiş bulunduğu Alparslan Altan kararına da atıfta bulunmuştur.

AİHM ayrıca/ yine mahkemelerin suçüstü kavramını yorumlamalarına ve 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesini uygulamalarına ilişkin olarak mevcut davanın şartlarında farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden görememiştir.

AİHM’in bu kararının 104 ve 115 arası maddelerinde, özel soruşturma usulüne tabi olan hakim ve savcıların örgüt üyeliği/mütemadi suç/suç üstü hali denilerek tutuklanmalarının hak ihlali olduğu sonucuna varmıştı.

Hakan Baş kararında, Altan/Türkiye kararından farklı olarak; duruşmalı yargılama ilkesi yönünden de ihlal bulmuş olması önemlidir.

AİHM’İN SON KARARININ KRİTİĞİ

AKP’nin onca denemesinden sonra kabul ettirebildiği “insan hakları yargıcının (Saadet Yüksel) “kısmi muhalif görüşü” de tam ibretlik:

“…isnat edilen suçu işlediği yönünde şüphe yaratacak delil olmadığına katılıyorum, ama tutuklamanın haksız olduğuna katılmıyorum.” 

Evet, bunu bir yargı mensubu söylüyor, hem de mağdur bir meslektaşı hakkında… “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler olmuştur” diyen bir partili ağzı ile…

Nitekim kocası da son sürecin mağdurlarından olmuş bir önceki Türk hâkim Işıl KARAKAŞ’ın Alparslan Altan kararında verdiği karşı oy ile hukuk tarihinin utanç listesine kaydedilmişti.

**

AİHM’in bu son kararı KHK mağduru hakim savcılar için olduğu kadar diğer KHK mağdurları için de çok olumlu tarafları olan, 15 Temmuz hukuksuzluklarına bir kez daha işaret eden bir karar… Lakin sadece bariz ihlal oluşturması gereken birkaç durum kabul edilemez bulunmuş olması hayal kırıklığı… Ki bu da AİHM’in hakim ve savcıların durumuna hala temkinli yaklaştığını göstermekte!

AİHM tutukluluklar yönünden böyle ihlaller verirken acaba ihraçlarda usul yönünden ihlal verse de idarenin takdirinde aleyhe kararlar mı verecek? Bu temkinli hali akıllara ister istemez bu soruyu getiriyor.

Hükümet, bu kadarlık bir ihlal kararı için bile ne kadar baskılar yapmışlardı, onların kapılarını kaç kere aşındırmışlardı… Ve o meşhur, “Kızdırmayın bizi yoksa kapıları açar, Suriyelileri üzerinize salarım!” tehdidini kaç kere yinelemişti. AB’nin ve AİHM’in bu tehditlere ne kadar boyun eğdiğini zamanla göreceğiz…

**

Bu karardaki eleştiriye açık diğer hususlara gelince:

– Başlangıçta delil olmasa da sonra ortaya çıkan (Bylock kullanımı, tanık ifadeleri gibi) sözde delillerin hem tutukluluk hem hükümlülüğe esas teşkil edilebilecek gibi yorumlanma ihtimali,

– Proje “Sulh Ceza Hakimlikleri” sanki hukuka uygunmuş, Anayasa Mahkemesi hala “etkin iç hukuk yolu” imiş gibi ifadeler kullanılması… Venedik Komisyonu, ICJ raporlarında ve de Cahit Demirel kararında “sistemik sorun olduğunu” çok net olarak ortaya koymuştu. İstatistikler de aynısı söylüyor. Zira 15 bine yakın 5651 8/a kararından bir tane bile ret kararı bulunmamakta… (Akademisyen Kerem Altıparmak’ın da ifade ettiği gibi, Baş/Türkiye kararında AİHM’in sulh ceza hakimliklerinin tarafsızlığı ve bağımsızlığına ilişkin değerlendirmesi en nazik ifadeyle büyük bir hayal kırıklığı.)

– Bu karara göre ayrıca Adalet Bakanı’nın “şöyle karar verin” diye resmi bir yazısı bulamazsa bir hakimin bağımsız olmadığını iddia edemeyecek miyiz? Bu da Türkiye’deki yargıya baskı raconunun işleyişine ters!.. Kaldı ki Erdoğan bütün dünyayı tehdit ve şantajla idare etmeye çalışırken, Rahip Brunson, Demirtaş ve Osman Kavala gibi isimlerin yargılama süreçlerinde yaşananlar bütün dünyanın gözü önünde cereyan etmişti!

– AİHM ayrıca HSK’ın o sayfalarca süren “yargıda kadrolaşıldığı, illegal faaliyetlerde bulunulduğu” yönündeki mesnetsiz suçlamalarına atıfta bulunarak adeta o iddiaları bilinç altına kazıması iyi niyetle açıklanamaz.

Acaba AİHM baskılara boyun eğdi de mağdurları aşamalı olarak terör örgütü üyeliğine de dönüştürecek? Dediğim gibi, bekleyip göreceğiz. Bu arada da AB, AP ve AİHM nezdinde gerçekleri anlatmaya devam etmek gerekiyor.

SON TAHLİLDE…

Benzer yargılamaları olanlar bu kararları dosyalarına sunmalarında fayda var… Gerçi teorik olarak sunulmasına gerek yok… Zira -Anayasa m. 90 gereği- Mahkemelerce AİHM içtihadı re’sen takip edilip dikkate alınması gerekmekte. Ama takip eden ve hatta dikkate alan kim! Adamlar kendi Anayasalarını bile saymadıktan sonra… Ancak yine de sunulmalı, haklar sonuna kadar aranmalı, gerekli bütün esas ve usuller yerine getirilmeli ki vicdani, ahlaki ve hukuki sorumluluk açısından ortada hiçbir mazeret kalmasın.

Ülkesini, insanını seven; mağduriyetleri iç hukuk çerçevesinde çözebilmenin yollarını arar ve kendisinin bir “hukuk devleti” olduğunu, kendi meselesini kendi içinde çözebileceğini, vatandaşına adilane muamele edebileceğini gösterir.

Aksini yapanlar ise ülkesine, devletine ihanet ediyorlar demektir! İşin hazin tarafı, bu duruma düşenler de başkalarını her olayda suçlu ve hain olarak yaftalamasını bilenler!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin