AİHM-OHAL Komisyonu ortaklığı ile nereye varılacak?

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işinden atılanların yaptığı başvuruları inceleyen Olağanüstü Hal Uygulaması (OHAL) Araştırma Komisyonu ile Avrupa Konseyi arasındaki “al gülüm- ver gülüm” münasebetler aynen devam ediyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Komisyonu “iç hukuk yolu” olarak değerlendirmesinin ardından bu konuda içtihat mahiyetinde kararlar da gelmeye başladı. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Gökhan Köksal isimli başvurucu ile ilgili olarak 2017 yılı haziran ayında aldığı kararda; “İç hukuk yolları tüketilmediği ve OHAL Komisyonuna başvurulmadığı” gerekçesiyle başvurusunu “kabul edilmez” bulmuştu. Bununla birlikte, “bütün başvurular için içtihat oluşturamayacağı” ve “KHK’lılar için AİHM yolunun kapatılmadığı” uyarısı yapılmış olsa da OHAL Komisyonu’na dosyaları geciktirme konusunda alan açıldı.

OHAL Komisyonunun varlığının bu şekli ile kabulü ise aslında AİHM’nin kendi varlık sebebini inkarı anlamına geliyordu!..

GÖRÜŞMELER, TEMENNİLER…

Geçtiğimiz yıl çıkan haberlerde ‘komisyon çalışmalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun faaliyet göstermesi için Strasbourg ve Ankara arasında bir istişare mekanizması oluşturulduğu ve başlatılan istişarelerin düzenli olarak sürdüğü ve de “OHAL Komisyonu’nun düzenli olarak Avrupa Konseyi’ni bilgilendirdiği ifade edilmişti.

Geçtiğimiz yılın mart ayında da Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan ve beraberindeki heyet AİHM Başkanı Guido Raimondi ile Strasbourg’da görüşme yapmıştı. Bu görüşmede şu hususların ele alındığı konuşulmuştu:

– OHAL Komisyonu’nun bir mahkeme değil idari bir organ olduğu,

– Başvuruları reddedilenlerin, Türkiye’deki idari mahkemelere başvurabilmelerinin önünün açık olması gerektiği,

– Bu komisyonun, gerekçeli kararlarının kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde verilmesi ve de şikâyet sahiplerinin bunlara ulaşmasının da gerekliliği…

Nitekim Avrupa Konseyi bu görüşmeden yaklaşık 8 ay sonra, yani 29

Kasım 2019’da Strasburg’da yapılan toplantıda, “KHK ile işinden atılanların yaptığı başvuruların OHAL Araştırma Komisyonu tarafından reddedilmesi halinde, bu kişilerin Türkiye’deki mahkemelere başvurma yolunun açık olması gerektiğini” tekrar hatırlatmıştı…

OHAL’İN VARLIK SEBEBİ

Geçtiğimiz yıl bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan bir açıklamada, OHAL Komisyonu’nda 126 bin başvurudan 70 bin 500’ü ile ilgili karar verildiği, 55 bin dosyanın incelemesinin ise devam ettiği ifade edilmişti.

Bu komisyonda uzun bir zaman dilimine yayılan bu incelemelerde genelde ret kararları veriliyor ve insanların mağduriyetleri aynen devam ediyor.

Sahi bu komisyon olmasa ne olurdu ki?

Mesela “15 Temmuz Kurgu Darbesi”nden hemen sonra hükümet bir kanun çıkarsa ve “ihraç işlemlerine karşı 4 yıl süre ile yargı yolu kapalıdır” deseydi ne olurdu?

Bunu, hukukçu Kerem Altıparmak cevaplıyordu: AİHS ihlal edilmiş olacaktı.” Dolayısıyla da AİHM hemen hükümet aleyhine karar verecek, bu tasarrufları iptal edip AKP Hükümetinin yönettiği Türkiye’yi çok yüksek tazminatlara mahkûm edecekti…

Bunun yerine, AİHM’nin tavsiyesi ile 3 yıl önce OHAL Komisyonu kuruldu ve çok sayıda insan 4 yıl süreyle yargı yoluna başvuramaz halde Komisyon denen ara tampon bölgede bekleyip duruyor. İşte bu AİHS’ye uygun olmuş oluyor!

Hem böylece AİHM hem Erdoğan ve hükümeti ile arasını iyi tutmaya devam etmiş hem de kendisine bir anda açılacak on binlerce davadan kurtulmuş ve iş yükü altına girmemiş oldu. Bu vesile ile Türkiye’de birilerinin tasfiyesinden ve yok edilmesinden AB’nin ayrı bir hesabı ve beklentisi varsa da bilemiyorum…

Nihayetinde AİHM dediğiniz şey, demokratik bir hukuk devletinde “yol kazası” tabir edilebilecek bireysel, istisnai hak ihlallerine karşı güvence oluşturmak amacı ile tesis edilmiş… Anayasal düzenin bir gecede yok sayıldığı ve otoriter bir rejime girilmiş bir devlet yapısına karşı ne yapacağını da bilemez gözüküyor, o yüzden de top çevirmekle meşgul…

Bu arada ekleyelim; yargı yolunun da OHAL Komisyonu’ndan pek bir farkı yok… Mesela idare mahkemeleri de Komisyon ile paralel hareket ediyor ve hak taleplerinde ret kararları verip geçiyorlar… Çünkü 15 Temmuz” sonrasında yargıda yaşanan büyük kıyımdan sonra hâkim – savcıların gözü çok korkmuş vaziyette. Bir kısmı tamamen hükümet aparatı gibi hareket edip vecd ile bu ret kararlarını yapıştırsa da büyük bir kısmı aksi bir karar vermeleri halinde ihraç olmuş 5 bin kadar meslektaşlarının başına gelenlerin kendileri için de mukadder olmaması için Hükümetin ve bakanlığın gözünün içine bakarak retler veriyorlar.

TÜRKİYE İLE İSTİŞARE…

Peki karar verirken AİHM, Türkiye’den tamamen bağımsız kararlar mı veriyor ki?!..

Geçen yıl kaleme aldığımız bazı makalelerimizde, AİHM’in karar verirken nasıl Türkiye ile perde arkasından görüşüp ortak hareket ettiğini örnek dosyalar üzerinden ortaya koymuştuk.

Kendisi de muhreç hakimlerden olan Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Komisyonu eski Başkanı Dr. Talip Aydın da geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hakkında benzer iddiaları gündeme getirmişti.

AİHM’yi Erdoğan rejimiyle ortak hareket etmekle suçlayan, eski hâkim Aydın, şu tespitlerde bulunuyordu:

– Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, özellikle KHK’lılar Türkiye aleyhine yapılan başvuruları (incelemeyi öne aldığı pilot başvurular, komisyon kurma kararı, mahkemelerin hangi oranlarda ret ve kabul vereceği konular…) Erdoğan-Perinçek Rejimi ile müzakere ederek, karara bağlıyor,

– Bu şekli ile AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ‘Adil Yargılanma hakkı’, ‘silahların eşitliği’, ‘Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı’ gibi birçok ilkeyi açıkça ihlal ediyor,

– Bu noktada AIHM ile uyum halinde olan Anayasa Mahkemesi de sipariş kararlar verip AİHM’in kullanabileceği argümanlar oluşturuluyor,

– AİHM Türkiye masası da zaten kurtarılmış bölge olduğu için de mahkemeler içeride çok rahat hareket ediyorlar,

– Hakem olmaktan çıkıp oyuncu haline gelen AİHM, Rejimi zora sokacak gerçek adım atası mümkün gözükmüyor, bu durumda AİHM’den medet ummak hayal…

O ZAMAN NE OLACAK?

BM’den çıkan kararlarda “AYM’nin etkili bir iç hukuk yolu olmaktan çıktığını söylemesinden sonra bir oyun değişikliğine gidildiği gözleniyor… AYM ve AİHM arasındaki bazı paslaşmalar ile pozitif kararlar çıkarken AYM’ye tekrar bir iç hukuk yolu olma imajı kazandırılmaya çalışılıyor.

AİHM de kendi meşruiyetini sorgulatmaya başladığı ve siyasi mahkeme durumuna evrildiği şu günlerde insanlar üzerindeki negatif etkiler görülüyor. Bu noktada BM’ye bir yönelme başladı haliyle…

Peki o zaman tamamen AİHM yolundan vaz geçilecek mi?

Bütün bu olumsuzluklara rağmen AİHM’e uzanan dava süreci bırakılmamalı, her türlü hak arayışı mücadelesine devam etmeli. Belki de ileride -bu muvazaalı hareketinden dolayı- hak kayıplarına yol açmış olan AİHM’e karşı da tazmin hakları doğabilecektir.

Nitekim uzun tutukluluk başvurularında da gözünü kapatmaya devam etmekte olan AİHM, ta 2018 yılında yapılmış bazı başvuruları hala incelemede bekletiyor. O başvuruculardan bir kısmı da 2020 sonlarına doğru zaten tahliye olacaklar…

Bir önceki yazımızda da hatırlattığımız gibi bu dönemin zalimleri ve onların zulmüne ortak olanlar işine devam edecek, mağdurlar ile onurlu mücadelesine devam edecek… İleride de herkes yaptıkları ile anılacaklar. Zira tarih yazmaya devam ediyor!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin