Ahmet

MEHMET EFE ÇAMAN

Gözlerimi her kapadığımda karşıma çıkıyor. Onunla ilgili kampanyaya elimden geldiğince destek olmaya çalışsam da, fotoğraflarını paylaşımlarımda kullanmadım – kullanamadım daha doğrusu. O fotoğraflarda gülümsüyordu. Ne de güzel bir gülümsemesi var! Başında hiç kalmamış saçları. Hepsi dökülmüş kemoterapiden dolayı. Vücudu sıskalaşmış, kemikleri sayılıyor. Zaten ağzında yaralar oluşmuş. Yemek bile yiyemiyormuş. İştahı yok, morali de bozuk. Bünyesi çok zayıf; ama psikolojisi daha da kötü durumda! Küçük Ahmet’ten bahsediyorum.

Ahmet bir süre önce Almanya’da kanser tedavisi olmaya gitmişti, fakat annesi yanında olamadı. Ahmet sürekli ağladı, çünkü annesinden hiç bu kadar uzun ayrı kalmamıştı. Babasız kalmış olmanın verdiği o gri ve çaresiz hüzne, bir de annesiz yapayalnız, dilini bile anlamadığı bir başka memlekette olmanın, üstelik acılarla dolu, yan etkileri korkunç olan bir tedavi sürecini de ekleyin! Ahmet bir çocuk! Minicik daha! Sekiz yaşında yakalandığı ölümcül ve hızla yayılan bir hastalıkla mücadele eden bir minicik oğlan çocuğu için bile insafa gelmeyen, empati kuramayan, nefretini ve intikam duygularını ön planda tutmaktan bile utanmayan rezil bir toplum oldu Türkiye! Ahmet’in kürek kemiği alınmış, kanser akciğerine sıçramış, kemiklerine kadar metastaz yapmış! Öyle ki o kütlelerin büyümesi ve dokuyu tahrip etmesinden dolayı durduk yerde bacağı kırılıyor. O yetişkinlerin bile dayanamayacağı azap ve çileleri düşünmek istemiyorum! Ahmet, çaresiz, savaşı kaybediyor.

Ahmet aklımda, ama aklımda olması, onu düşünmek, onun annesini, hapishanedeki babasını düşünmek inanılmaz acı veriyor. Ne hisseder bunu yaşayan bir anne ve baba! Bu nasıl bir zulüm, nasıl bir ıstıraptır? Bu ne büyük bir çaresizliktir?

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

BU NASIL EZİYETTİR?

Natali Avazyan ve bir avuç gönüllü bir kampanya başlattı ve Ahmet için tedavi masraflarını karşılayacak bir para toplandı. Fakat asıl mesele annesine pasaport almaktı. Ahmet’in annesi Zekiye Ataç’ın pasaport müracaatı yılan hikâyesine döndü. Ve işte rejim dediğimiz şey tam da bu: Almanya’daki ilk tedavi için pasaport alamadı. Sonra Ahmet geri Almanya’dan dönünce, tedavinin ikinci safhası için yeniden Almanya’ya gitmesi gerekti. Bu kez “annemsiz gitmem!” diye tutturdu. O kadar annesizlikten nefret etmişti ki, kendisi için ölmek demek olacak bu kararı değiştirmiyordu! Haksız mı? Minicik bir çocuk o! Onun yerine başka çocuk olsa annesini bir gün bile görmemeye dayanamaz. Zaten yaralı, kolu kanadı kırılmış, babasız kaldığı için. Üstüne bir de ağır hastalığından kaynaklı acılarını, korkularını ekleyin! Cümle kurmakta zorlanıyorum. Bu nasıl bir acıdır? Bu nasıl bir eziyettir? 

Daha ne yazmalı, nasıl yazmalı! İçindeki iyilik pınarları kurumuş, sadece aklını-izanını değil, ruhunu ve yüreğini de yitirmiş bir topluma nasıl sesimi duyurayım? Ne olur dinleyin! İkinci kez Almanya’ya gitmek için pasaport almak üzere mahkemeye başvuruyor annesi. Önce bir mahkemeden olumlu karar çıkıyor. Sonra tam herkes sevinmişken ve rahatlamışken, bu kez bir başka mahkeme olumsuz karar veriyor. Anne pasaport alamıyor! Arada hep Natali Avazyan ve birkaç başka iyi insan, Ahmet için kampanyalar başlatıyor, yine toplumu duyarlı hale getirmeye uğraşıyor. O ara, Natali Avazyan da gözaltına alınıyor, sonra serbest bırakılıyor. Derken anneye pasaport alabileceği haberi geliyor. Git-gel! Bu yazı yazıldığı sırada Ahmet ve annesi hala pasaport sorunu nedeniyle Türkiye’den çıkamamışlardı. 

Ahmet’e ve Ahmet gibilere yardım etmek tehlikeli bir şey, Türkiye’de. Ortalık Ahmet gibi, Ahmet’in anne ve babası gibi “teröristlerden” geçilmiyor. En alttakiler, sahipsizler, kimsesizler, fakirler! Onların çocukları diğerlerininki gibi değerli değil anlaşılan! Çaresizlikten gözyaşlarıma hâkim olamıyorum. Benim de iki çocuğum var, aklımda onlar, Ahmet’i, Ahmet’in anne-babasını düşünüyorum. Kalbimde bir ağırlık, içim yanıyor. Bu memleket neden böyle, bu toplum neden böyle diye sormadan edemiyorum. Küfür ediyor, küfür ediyorum! Boğazım düğümleniyor. Kim ne olursa olsun, suçu-suçsuzluğu meselesi falan da değil artık bu! Yaşanan bu dram, 8 yaşında kanserli bir çocuk hakkında! Lanet olsun size! Lanet olsun!

DİBE ÇÖKÜŞ

Ahmet’in annesine aylarca pasaport vermeyen birimlerin en tepe yöneticileri, İçişler Bakanı SS’ten müsteşarına, daire başkanlarından en alttaki kademelerine kadar, alçak siyasetçiler, bürokratlar memurlar! Onu oradan oraya süründüren, bir küçücük masum oğlanın yaşam hakkını elinden alacak kadar rezil bir devlet, bir rejim, bir toplum! Ahmet’in ve Ahmet gibi olanların adlarını bile ağızlarına almayan onursuz ve yüreksiz muhalefet, milletvekilleri, gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum! Bu nasıl bir dibe batıştır? Bu nasıl bir seviyedir? Hitler döneminde dahi onurlu ve dik insanlar çıktı, en azından eleştiremeseler de görevlerinde kalmamayı seçtiler. Özellikle Türkiye dışında yaşayan, fakat Ahmet ve ailesi kendi dünya görüşlerinden değil diye onların sorunlarını yok sayan insanlar, sormak istiyorum size, mutlu musunuz? Yaptığınız ve yapmadıklarınızla gurur duyuyor musunuz? Ahmet’in babasının ve annesinin kimlerden olduğunu sormadan, sadece 8 yaşında bir küçük çocuk kansere yakalanmış, ona yardım oldun diye destek veremediğiniz tarihe geçsin! Ahmet Kürt olsaydı (belki de öyledir, bilmiyorum!) ya da ulusalcı-Kemalist bir ailenin çocuğu olsaydı, ona destek olurdunuz ama değil mi? Bu nasıl rezilce bir tutumdur! O kadar öfkeliyim ki, o kadar büyük bir hayal kırıklığı içindeyim ki, o kadar üzgünüm ki, kelimeler duygularımı dile getirmekte kifayetsiz kalıyor. Ahmet, Berkin’den daha mı az değerli? Ahmet, Nazım Hikmet’in Hiroşima’lı Kız’ından daha mı az değerli? Yahu onları geçtim de, Ahmet günlerdir göklere çıkartılan magazinsel “felsefeci çocuk” yanında daha mı az haber değerini hak ediyor! Ahmet’i ısrarla anmayan, ya da ansa bile öylesine, laf olsun diye tek bir Tweet ile geçiştiren herkes, söz, “insan değil misiniz siz?” demeyeceğim de, sormadan edemiyorum: sizin çocuğunuz, kardeşiniz, yeğeniniz yok mu?

Ahmet için Twitter’da başlatılan kampanyaya katıldım. Ne yaptım ki, sadece bir iki tweet attım! Ben bir şey yapamıyor olmanın verdiği üzüntüyü yaşıyorum. Keşke Ahmet’e ve onun gibi bu akıl almaz zulmün minik kurbanlarına daha fazla yardımım dokunabilse. Keşke bir iki sosyal medya paylaşımı dışında bir şeyler yapabilsem. Aklıma Hayko Bağdat’a ve Can Dündar’a yazmak geliyor. Hayko ile önceden özelden mesajlaşmıştık. Ona yolladığım tweetin linkini gönderiyorum. Can Dündar’a adını paylaşıma ekleyerek ricada bulunuyor, özellikle Ahmet’in durumunun çok acil olduğunu ekliyorum. Ertesi gün sağ olsun, Hayko mesajı paylaşıyor, “Kolay gelsin, sevgiler” yazıyor özelden. Can Dündar’dan ses soluk yok yine! Sonra ona neden yazdım diye hayıflanıyorum. Kendinden başkasına hayrı olmayan, duyarsız biri olduğuna dair kafamda oluşan net bir resim var, ve ben hala haksız olduğumu ispatlayacak bir done bulurum belki diye, onu takibe devam ediyorum. Bir zamanlar kendime dünya görüşü olarak yakın gördüğüm ve işine-emeğine saygı duyduğum o kadar çok insan bu insanlık testlerinde sınıfta kaldı ki! Can Dündar, elindeki olanaklar nedeniyle en çok kızgınlık duyduklarımın başında geliyor.

DUYARSIZLIK ÖLDÜRÜYOR

Ahmet’in durumu bu arada günden güne kötüleşiyor! Annesi Zekiye Ataç anlatıyor: “Hastaneden geldik. Ahmet’i yıkadık. Almanya’dan geldiğinde düz durabiliyordu. Şimdi hamur gibi; kollarını da kıpırdatamıyor. Pazartesi günü [Almanya’ya tedaviye] gitmemiz gerekiyor. Daha işlemlere başlamadık. Lütfen çok acil bir çare bulalım!” Bir anne için bunları yazmak nedir bilir misiniz? Ben bilmiyorum! Sadece acısını ve umutsuzluğunu derinden hissediyorum. Bir de öfkesini. 

Türkiye’den kusasım geldi artık! Politika falan değil bu! Yolsuzluklar, kokuşmuşluklar, yalan-dolan, faşizm, polis devleti, işkence, masum yazarların, akademisyenlerin ve gazetecilerin meselesi değil bu! Bu, Ahmet için bir ölüm-kalım savaşı! Bu aynı zamanda bir insanlık sınavı! Bu, toplum olarak var olmaya hakkımız var mı yok mu, buna ilişkin bir test! Bu bizi kötüden ayıracak veya bizi kötünün ta kendisi yapacak bir yol ayrımı! Ahmet, bir minik çocuk! Daha 8 yaşında! Tek haneli bir rakam! Tek hane! 

Bu çocuk rezil bir devlet ve onun duyarsız toplumu yüzünden ölüyor! Çocuk! Ölüyor! 

4 YORUMLAR

  1. Yüreğinize ve kaleminize sağlık hocam.
    Dualarımız Ahmet ve tüm masumlar için.
    Afrika’nin bir ülkesinde 5 yildir bulunduğumuz bu sürgün hayatımızda maalesef tek dayanağımız dualarımız…..
    Hürmetlerimi sunuyorum.
    Çok istifade ediyoruz kıymetli yazılarınızdan, sagolun……

  2. Ah be hocam ne keskin ifade etmissiniz, bu yaziniz benim hissettiklemin yaninda hafif bile kalmis ama ifade edemiyorum. Bogazlarim aciyor sinirden..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin