Ahmet Altan ve ‘kahkahanın zaferi’

YORUM | BEDRİ ÖZDEMİR

Ahmet Altan’ın yeniden tutukladılar. Bunu kendisi de biliyordu, söylemişti zaten. Tuhafı, Marquez’in ‘Kırmızı Pazartesi’sinde olduğu gibi, bunu herkes biliyordu. Herkesin bildiği ve üstelik kimselerin saf numarasına yatmadığı, bütün metinlerinin atıldığı, dekorların yırtıldığı, kostümlerin çıkarıldığı sahnedekilerin tiyatroyu değil de apaçık kendilerini oynadığı bir oyunu seyrediyoruz. Ahmet Altan da ekip otosunda gülüyordu bu yüzden.

O gülmeyi gördüğümde tek bir şey geldi aklıma: Kahkahanın Zaferi!

‘Kahkaha’nın Zaferi’, Barry Sanders’in kitabının adı. Yıkıcı bir tarih olarak gülmeyi ele alıyor Sanders. Gülmenin insanoğlunun kökdili oluşunu, oyunbozan taraflarını, (ve evet) tehlikelerini anlatıyor. Yersiz bir kahkaha, diyor Sanders, her şeyden daha büyük bir güçle yetkili kişilerin iktidarını sarsabilir. Bu yüzden iktidardakiler, tarih boyunca bu sesi susturmanın yollarını aramışlardır.”

GÜLMEK YIKICIDIR!

Çünkü diktatör ruhluların en korktuğu şey gülmedir. Çünkü gülme insanidir. Bu özelliğiyle insanın bütün yaratıklardan farklı olduğunu anlatır Bergson, ‘Gülme’ kitabında. İnsan gülerek makine olmaktan, yaratık olmaktan ayrışır. Ellerinin kollarının bağlanabileceğini ama ruhunun asla esir edilemeyeceğini gülerek haykırır. İşte bu yüzden gülme yıkıcıdır ve diktatör ruhluların en korktuğu şeydir.

“Tanrı gülmez!” der buruşuk yüzünün, dişsiz ağzının hırıltısıyla dağ başı manastırı rahibi ‘Gülün Adı’nda. Umberto Eco’nun soğuk rahibi, ortaçağ timsali kapkaranlık bir gölge gibi gezer dehlizlerde ve gülüşleri soldurmak için çizilmiş bir tipi andırır. Okur roman boyunca şunu sorar kendine: “Bu asık yüzlü rahip gülmeden neden bu kadar korkar?”

Mikhail Bahtin, bin yıldan uzun sürmüş ortaçağın koyu karanlığını delen gücün karnavallar olduğunu söyler. Gülme ve şarkılar söyleme, kaskatı diktatör düşünceyi yerle bir etmiştir. Asırların zulmünü deviren yegâne güç ‘gülme’nin yıkıcılığındadır Bahtin’e göre. Gülmenin sıcaklığıyla baskının demirden buzları erir. Asılmış yüzlere kan gelir, insan olmanın ebedi çağrısı hatırlanır. Ve roman, bu gülmelerden, farklı insan katmanlarının yüz yüze gelmesinden, iç içe geçmesinden doğmuştur.

O GÜLÜŞ MASKELERİ SÖKTÜ YÜZLERDEN!

Bu yüzden romancı Ahmet Altan’ın o ‘karnavalesk’ gülüşünü en çok Bahtin’in görmesini isterdim. Karnavallar, ortaçağ karanlığını nasıl deldiyse, o gülüş de diktatör ruhlarda öyle derin yaralar açtı ve sahte ciddiyetlerini parçalayıp attı.

Ahmet Altan’ın gülüşü, acılara sırtını dönmüş hatta onların sebebi olmuş inancın sahte hokkabazlarını yıkmadı sadece. O gülüş, adım başı özgürlük naraları atan her biri kopkoyu zindan bekçisi kesilmiş solcuların maskelerini de söktü yüzlerinden. Memlekette üstü üste, iç içe dizilmiş bütün bir sağ sol matruşkalığını devirip attı o gülüş.

Ahmet Altan ellerindeki oyuncağı aldı. Adam olmaya, lafının ardında durmanın erdemine çağırdı. Bu yüzden öfkeliler. Gün gelip de Altan’ın duruşu karşısında ne yaptıklarının hesabının sorulacak olmasının sancısı var içlerinde. Davalarının laflarını ediyorlardı, masallarını anlatıyorlardı iyilerdi. Alkışlıyorlardı birbirlerini, iyilerdi. Fason ciddiyetleri kâğıt kuleler gibi savruldu o gülüşle bu yüzden öfkeliler. Bir yandan vatan millet, özgürlük demokrasi, hak hukuk derken diğer yandan twitler attılar, bunlar niye çıkıyor, diye. Bu yüzden öfkeliler. Dün dik duramadılar, bugün de dik durmuyorlar, buna öfkeliler.

ÖFKELİLER ÇÜNKÜ…

Öfkeliler çünkü, bir gülmeyle döküldü boyaları. Öfkeliler çünkü, gülme tan yerlerinin horoz sesleridir. Öfkeliler çünkü, şarkılar halaylar, başkaldırının hakiki görünümüdür, insan olmaya çağırır insanı. Özgürlüğü hatırlamaya çağırır.

Öfkeliler çünkü, Ahmet Altan çıktığı gibi o şarkıları yani ‘kağıttan flüt’ olmuş insanlığın ebedi nağmelerinin yankısını anlattı. İşte bu yüzden susturmak istediler onu. Oysa anlamadılar, susturuldukça daha fazla idrak eder insan içindeki özgürlük cevherini. Susturuldukça en hakiki taraflarıyla karşı koyar insan: Güler ve şarkı söyler.

Öfkeliler çünkü, susturmaya çalıştıkça zindan duvarları arasında, Meriç’in soğuk suları içinde ve göçmen çadırları altında acılarından insanlık denizinin şarkılarına uzanmış bir topluluk inşa ettiler. Bu insanlar üç beş sene evveline kadar şarkıların mahremiyetini, gülmenin yersizliğini konuşuyordu. Oysa susturuldukça ve duvarlar üstlerine kapatıldıkça insanlık denizinin yollarını aradılar ve buldular. O ‘kâğıttan flüt’ün şarkılarında yaşamanın acılarına bir yankı, kahreden karanlığı yırtmanın insani cevabı var

Öfkeliler çünkü, zulümleri birilerine insanlık denizinin yollarını açtı. Onları herkesin anladığı dilden konuşma imkânının olduğu sulara çıkardı.

Belki de en çok bunu fark ettikleri için Altan’a böylesine öfkeliler. Ama sonuç değişmez ve ben yine aynı şeyi söyleyeceğim: Gülme, karanlığın içinde duyulan tan yeri horozlarının sesidir. Gecenin bittiğini haykırır. İnsan ruhunun esir edilemezliğinin pas tutmaz heykelidir gülme.

Altan’ı esir ettiniz ama gülüşünü dizginleyemediniz. “Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten!”

2 YORUMLAR

  1. Bir sosyalist olarak diyorumki haksızlığa uğrayan kim olursa olsun onunla berberin bu zalim iktidar ne yaparsa yapsın ord kalamayacak bunca mazlumun hakkı nanlrına kalmayacak

  2. Merhaba Sevgili yazar…..
    Ben de Ahmet Altan ın bu yazınızı okumasını isterdim. İçerde olsada, sizin gibi Ahmet Altan ların var olduğunu bilmesini isterdim.
    O bugünkü zalimlerin, yarın mazlumlukları olsa onları da savunacak kadar asil olduğunu biliyorum.
    O çıksa ve devran dönse, bugünkü zalimlerin toptancı zihniyetini değil, asil ve ilahi olan (en müstehakları hariç) afediciliği yol edinir.
    Yazınızda aynen bir Ahmet Altan olduğunuzu gördüm.
    Saygılar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin