TARIK TOROS | YORUM
Kuşkusuz, PKK’nın 11 Temmuz’da silahları yakması, sembolik olduğu kadar tarihi bir gelişmedir. Silahlı mücadeleyi bırakmak başka, silah bırakmak başka şeydir. Ortadoğu’da silahı olmayanın can güvenliği yoktur. Haliyle, Pervin Buldan’ın “hayırlı cuma” vurgusuyla ilan ettiği adımın gerçekten hayırlara vesile olup olmadığını zamanla göreceğiz. Bunun için çok da beklemeyeceğiz.
Görünen manzara şudur: Ekim 2024’ten bu yana yürütülen müzakereler henüz bir sürece evrilmemiştir. Devlet ne diyorsa ve ne istiyorsa o olmuş; örgüt önce kendini feshetmiş, sonra silah bırakmıştır. Devletin istediği her şey, Abdullah Öcalan tarafından bir mesaja dönüştürülmüş ve önü arkası doldurulmuştur.
Elbette, 26 yıldır cezaevinde olmasına rağmen örgüt üzerindeki etkisini koruyor olması -liderliğini göstermesi açısından- son derece etkileyicidir. Ancak bir “süreçten” bahsedilecekse bu iki taraflı olmalıydı. Oysa 9 ayda istediklerini yaptıran devlet, sekreterya için Öcalan’ın yanına -onun belirlediği- üç mahkumu yollamak dışında somut hiçbir adım atmadı.
Ankara’nın DEM’li belediyelere kayyım atamalarını ertelemesi, adım attığı anlamına gelmez. Kürt gazetecileri tutuklamaya, sosyal medya hesaplarını engellemeye devam etmiş; infaz süresini doldurmuş Kürt mahkumları -pişman olmadıkları gerekçesiyle- tahliye etmemiştir. AİHM’den gelen üçüncü ihlal kararına rağmen Selahattin Demirtaş ve arkadaşları -4 ay sonra 9 yıl olacak- içerideler.
Ankara’nın adım atması için ille de bir mutabakat ya da “infaz düzenlemesi” gibi kanuni değişikliklere ihtiyacı yok. Mevcut yasaları sadece Kürt mahallesine mesela azıcık esnetse, iyi niyeti gözlenebilirdi. Bunu yapmadı, yapmak da istemedi.
Haliyle, ülkenin doğusunda temkinli bir neşe yaşanırken; batıda, yerel seçimlerde DEM’le yapılan “kent uzlaşısı” nedeniyle tutuklanan CHP’li belediye başkanları hâlâ cezaevinde tutuluyor.
***
Bugün Türkiye’yi, 100 yıllık cumhuriyetin yaklaşık dörtte biri kadar bir süredir yöneten bir iktidar var. Erdoğan, iktidarda cumhuriyet tarihi rekorunu kırdı; Osmanlı hesaba katılırsa Kanuni ve II. Abdülhamit gibi birkaç padişahın gerisinde kalıyor sadece.
Bu kadar uzun süre iktidarda kalan hiçbir “tek adam” radikal bir adım atamaz. Bilakis, bu noktadan sonra iktidarını sürdürebilmek için denge siyaseti gütmekten başka çaresi yoktur.
Üstelik, söz konusu kişi, 10 yıl önceki çözüm masasını hiçbir gerekçe göstermeden devirmiş, sicili kirli bir isimse…
Son birkaç haftada ortaya koyduğu tavır ise, “Devlet olarak teröre diz çöktürdük!” söylemiyle olan bitenden bir zafer çıkarıp övünmekten ibaret.
“Terörsüz Türkiye” diyor; oysa yıllardır kayda değer bir terör eylemi yoktu zaten.
Süleymaniye’deki silah bırakma törenine gönderdiği gazeteciler de adeta ağız birliği etmişçesine, “Şu kadar terörist dağdan indi, şöyle bir bildiri okudular!” gibi ifadelerle haberler geçtiler. Hoş, tören MİT tarafından organize edilmemiş olsaydı, o gazeteciler oraya gitmezdi ya… O da ayrı mesele.
***
“Dün (11 Temmuz, Cuma) itibarıyla 47 yıllık terör belası sona erme sürecine girmiştir.”
Erdoğan, ilk açıklamasında bu ifadeyi kullandı. Bir devlet, bir örgütle barışı müzakere ediyorsa böyle bir dil kullanmaz. Ancak Türkiye’de devlet, bu dili kullanmaktan çekinmiyor; karşı taraf da alınganlık göstermiyor.
Tek taraflı yürüyen bir müzakerede “dil” değişmemişse, medyanın en az yüzde 95’i gelişmeleri dudak bükerek izliyorsa; DEM’lilere ekran yasağı sürüyor, yalnızca CHP’ye yakın bazı kanallarda -o da izin verilen ölçüde- sınırlı bir alan açılıyorsa…
Erdoğan’ın şu sözünü nereye koyacağız: “Şimdi AK Parti, MHP, DEM… Biz en azından üçlü olarak bu yolda beraber yürümeye karar verdik.” (12 Temmuz 2025)
Benim bu cümleden anladığım tek şey var: DEM’in parlamentodaki 56 kişilik grubu. Başka bir şey değil.
***
Bir kere daha altını çizelim: Ortada, devletin tüm gücünü hissettirerek bastırdığı ve bu şekilde sürdürdüğü bir “Terörsüz Türkiye” yolu var.
Dikkat edin, “süreç” demiyor, “barış” demiyor, “çözüm” demiyor… Şunu söylüyor: “Bu yolu birlikte yürümeye karar verdik.”
Tünelin ucunda bir ışık var mı, bilmiyoruz. Belki devlet, DEM’e bir şeyler göstermiştir ve DEM de bu umutla beraber yol yürümektedir. Dedim ya… Çok geçmeden anlarız bunu.
Peki, umutlu muyum?
Durumum bu değil. Ne umutluyum ne umutsuz. Hayal kurmayı epeydir bıraktım.
Gelişmeleri, bu ülkenin yakın siyasi çalkantılarını iliklerine kadar yaşamış biri olarak, temkin ve dikkatle izliyorum. Gazetecilikte alanım bu ve bu yönüyle hayli heyecan verici olduğunu söyleyebilirim.
***
Bildiğim şey şu: Öcalan, DEM, hatta silahları tutuşturan Besê Hozat bile sizi şaşırtacak adım atar, atabilir.
Mevcut Türkiye liderliği atmaz.
