Ağlarım mücrim gibi baktıkça medyanın haline!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Programın ismi “Açık ve Net”… Moderatör hanım daha açılışta, Türkiye’de kaybedilen medya itibarını itiraf ediyor: “Hem sizin cevaplarınız merak ediliyor, hem bizim nasıl sınav vereceğimiz!”

Ve yazının sonunda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: maalesef berbat bir sınav veriyor Habertürk ve katılan gazeteciler.

Yanlış anlaşılmasın, oradaki gazetecileri “satılık, ajan, hain vs.” gibi AKP stratejisi ile suçlamıyorum asla.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Ancak şurası kesin.

Ülke uzun süreden beri medyası olmayan bir toplumun tipik reflekslerini gösteriyor.

Kontrolsüz, denetimsiz ve eleştiriye tamamen kapalı.

Daha iki gün önce devletin ajansındaki bir gazeteci, sorduğu sorudan dolayı birkaç dakika içinde hain ilan edildi, öz babası tarafından reddedildi, hakkında soruşturma açıldı ve işinden oldu.

Erdoğan rejiminin yok ettiği alanlardan biri de medya.

Hatırlayın, tüm karşıtlıklarına, meydanlarda birbirlerini yıpratmalarına rağmen siyasi liderler herhangi bir TV kanalında karşı karşıya gelip özgürce ve insanca tartışabiliyorlardı.

Bugün geçmişe bakıp iç çekiyoruz. Demirel, Özal, İnönü, Ecevit, Türkeş, Erbakan ve hatta Perinçek bile aynı ortamda buluşup insanca ve demokratça tartışabiliyorlardı.

Gazeteciler de onları karşılarına alıp kamuoyunun merak ettiği soruları hiçbir endişe duymadan sorabiliyorlardı.

32. Gün'de Liderler Zirvesi | 1995 | 32.Gün Arşivi - YouTube

İşte Erdoğan rejimi bu iklimi yok etti.

Her akşam televizyonlarda onlarca rejim elemanı hemen her konuda ahkâm kesiyor. Bir tane aksi görüş ya da konuşulan meselenin muhatap kesiminden birileri olmadan.

Misal Habertürk’ün nesi olduğunu bilmediğim Veysi Ateş… Soylu’nun karşısına gazeteci diye çıkanlardan biri.

2 saatten fazla süren programda toplam 1 dakika 14 saniye konuşmuş.

Bu arkadaş kısa süre önce Kürt meselesi konuşulurken neden Kürt siyasetçi olmadığı konusundaki eleştirilere “Ben ekrana HDP’li çıkarmam” diye basın tarihine geçecek cümle sarf etmişti.

Sadece şu bile içler acısı durumu izaha yeter bence.

İçişleri bakanıyla iki saat 38 dakika süren bir program yapıyorsunuz. Ve programı, “Süre bitti yayını bitiriyoruz” diyerek kapatıyorsunuz. Sonra aynı programı banttan tekrar yayınlıyorsunuz!

Ve programa katılan gazeteciler başka programlara katılıp neden soru soramadıklarını anlatıyorlar.

Ne hazin bir tablodur bu!

Şu rakamlara bakın:

İki buçuk saatten fazla süren programda…

Veyis Ateş: 1 dakika 14 saniye.

Merdan Yanardağ: 2 dakika 38 saniye.

Gazeteciliği kimseye bırakmayan, gariban bulduğunda üzerine çullanan, TV ekranı yetmediği için Clubhouse’da saatlerce atar yapan İsmail Saymaz: 3 dakika 17 saniye.

Mehmet Akif Ersoy isimli gazeteci: 34 saniye.

Peki Süleyman Soylu ne kadar konuştu?

En az 2 saat.

Sözüm ona gazeteciler sosyal medyanın baskısıyla aldıkları notlardan soruları sordular ama Soylu neredeyse hiçbir şey anlatmadı. Dişe dokunur tek bir cevap bile vermedi.

Birand ve Çiller Arasında Ekonomi Tartışması | 2001| 32. Gün Arşivi - YouTube

Aslında iyi bir gazeteci karşısında lafı dolandıran muhatabına karşı nasıl konuşacağını çok iyi bilir. Bilirsiniz rahmetli Mehmet Ali Birand’ın Tansu Çiller’in karizmasını yerle bir ettiği şu röportaj gazetecilik dersi gibidir:

https://www.youtube.com/watch?v=7M26tanwbQc

Başbakana “Bana soru soru sormasını öğretmeyin” diyebilen bir gazeteciden “Efendim zinde görünüyorsunuz, neyle besleniyorsunuz” cümlesini soru sormak zanneden gazetecilik dönemine…

Bakınız bir dönemde tüm kusurlarına rağmen medyada şöyle bir anlayış vardı: Biz yazmazsak ülke öğrenemez… Sormak, araştırmak, yazmak, yayınlamak zorundayız. Çünkü gazetecinin işi budur.

Şimdilerde ise anlayış şu: Biz yazarsak başımız derde girer mi?

Belki haklı da olabilirler ancak bu haklılık ülke medyasının içinde bulunduğu perişanlığı değiştirmiyor ne yazık ki!

Daha fenası ise şudur…

İktidar kendine bağımlı hale getirip itibarsızlaştırdığı medyanın artık işe yaramadığını anladığı gün nasıl büyük bir cinayet işlediğinin farkına varacak. Haklı olduğu konularda bile itibarı beş paralık olan kendi yandaş medyasından değil, yabancı basından medet umacak.

Hep öyle olmuştur çünkü…

TRT gibi bir zamanlar ciddiyet, tarafsızlık ve ağırlığıyla devlet kanalında ekrana çıktıktan bir gün sonra bir içişleri bakanı özel bir televizyona çıkma ihtiyacını neden hisseder zannediyorsunuz?

Size daha trajikomik bir durum anlatayım. Ülke koskoca TV kanalında içişleri bakanını değil, sosyal medyada bakanın gevelemelerine cevap yetiştiren Sedat Peker’i takip etti.

Elbette bu çarpık medya düzeni de tıpkı ülkenin yüzü gözü yamulmuş her şeyi gibi bir miada sahip ve bitecek.

Ve ne yazık ki, bugünkü medya kuşağı da, bugünkü despot iktidar ile beraber tarihin çöp sepetine gitmiş olacak.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin